Düşünebiliyor musunuz?

Dünyanın en kariyerli teknik direktörlerinden birini, Mourinho’yu getiriyorsun. Bu adam sadece saha içinde değil, saha dışında da gerçek bir lider. Elindeki laptop ile sadece taktik çözümlemeler yapmadı, Türk hakemlerinin rezilliklerini de deşifre etti. Avrupa’nın gözü önünde Süper Lig’in iç yüzünü dünyaya aktardı. Yüz yılı aşmış koca çınarımızın tanıtım yüzü oldu. Ama sen, kulüp olarak onunla yollarını ayırıyorsun. Neden? Çünkü doğruları söyledi…

Şampiyonlar Ligi kapısına kadar gelmişsin. Orada fark yaratabilecek, top taşıyacak, gol atacak, hocanın istediği isimlerden hiçbirini transfer etmemişsin. Peki hoca mı çıkıp oyuna girecek? Kaleye mi geçecek, kanatta mı koşacak, forvette mi gol atacak? Onun görevi sistemi kurmak, vizyonu çizmek. Malzemeyi vermekse yönetimin işi.

Bugün takımın değeri 300 milyon euro. Kağıt üzerinde Avrupa’nın dev kulüplerine kafa tutabilecek bir mali gücün var. Ama yapılan transferlere bakıyorsun: Orta sahayı geçemeyen ayaklar, sahada oyunu iki yönlü oynayamayan isimler… Fenerbahçe’nin dev kadrosu var deniyor ama gerçekte rakip kaleye şut atamıyoruz. Penaltıyı da kaleci kurtarıyor, gol bulamıyoruz.

Öte yandan bakıyorsun; 10 milyonluk mütevazı bütçesiyle Göztepe tarih yazıyor. Ligin 4. haftasına giriyoruz, adamların kalesinde gördüğü gol sayısı: sıfır! Demek ki istersem oluyor. Demek ki doğru bir kadro mühendisliğiyle, doğru takviyelerle ve doğru hocayla başarı yakalanıyor. Paranın büyüklüğü değil, vizyonun doğruluğu belirliyor kaderi.

Geçen yılın transfer fiyaskosunun faturası Acun Ilıcalı’ya kesilmişti. Peki bu yıl kim suçlu? Ali Koç’un etrafında kim var? Ona hatalı bilgileri kim veriyor? Hocanın istediği oyuncuları kim süzgeçten geçirip rafa kaldırıyor? Bir futbol aklı mı var, yoksa menajerlerin yönlendirdiği bir daire mi?

Çünkü açık konuşmak lazım: Eğer sen 300 milyonluk kadroyla rakip kaleye isabetli şut atamıyorsan, eğer milyon euroluk oyuncuların bir tane maçı koparamıyorsa, ortada çok büyük bir yönetim problemi vardır.


Tarihten Ders Almak

Bu aslında ilk değil. Zico döneminde Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek finale çıktık, Avrupa’ya damga vurduk. Ama o dönem de hocanın arkasında tam durulmadı. Daum, ligi defalarca son haftada kaybetti; ama ona da gerçek bir kadro mühendisliği verilmedi. Pereira, hem ilk hem ikinci gelişinde, sistemli futboluyla umut oldu. Ama yine menajer oyunlarının, yanlış transferlerin ve yönetimsel hataların kurbanı oldu.

Şimdi de aynı filmi tekrar izliyoruz. Tarihten ders almayan, aynı hataları yeniden yapmaya mahkûm olur. Fenerbahçe yönetimi yıllardır bu kısır döngüden çıkamıyor.


Taraftarın Çağrısı

Biz taraftar olarak şunu net söylüyoruz: Fenerbahçe camiası artık masal dinlemek istemiyor. Bize “yıldız oyuncu” diye gelip sahada yürüyenleri izletmeyin. Bize umut tacirliği yapmayın. Avrupa kapısında elenmekten bıktık. Ligde bahanelerden bıktık. Bizim istediğimiz tek şey var: Doğru transfer, doğru kadro, doğru futbol aklı.

Ve unutmayın… Fenerbahçe bu ülkenin sadece bir futbol kulübü değil, milyonların sevdamıdır. O sevdayı yıpratmaya kimsenin hakkı yoktur.