Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı “Ahmet Akın”, İstanbul’da düzenlenen iftar programında hemşehrileriyle buluştu. “Balıkesirliler Dernekleri Federasyonu (BALDEF)” ve “Balıkesirli Bürokratlar ve İş Adamları Derneği (BABİAD)” tarafından organize edilen Anadolu Yakası iftarında konuşan Akın’ın mesajı yine bildik kavramların etrafında şekillendi: birlik, beraberlik, Kuvayı Milliye ruhu ve en önemlisi de sık sık tekrarlanan “benim ailem” söylemi.
Neredeyse her konuşmasında aynı vurgu var: “Balıkesir benim ailem.”
Balıkesirli olan herkes, bu büyük ailenin bir parçası.
Kulağa hoş geliyor.
Hatta siyaset dilinde oldukça etkili bir retorik.
Ama Balıkesirliler gerçekten bu “aile” duygusunu hissediyor mu?
BALIKESİR’DE AİDİYET MESELESİ
Bir şehirde aidiyet duygusu, siyasi söylemlerle değil toplumsal reflekslerle ölçülür.
Balıkesir’e baktığınızda ise bu konuda ciddi bir boşluk olduğu görülüyor.
Şehirde yaşayanların önemli bir bölümü, yaşadıkları memlekete karşı güçlü bir sorumluluk hissi taşımıyor.
Balıkesirli, Balıkesirliye pek kucak açmıyor.
Bu sert bir ifade gibi gelebilir ama şehir sosyolojisi açısından gerçekliği inkâr etmek de mümkün değil.
Oysa gelişmiş kentlerde güçlü bir hemşehrilik bilinci vardır.
Yerel meseleler konuşulur, tartışılır, eleştirilir.
Yönetenler kadar kentliler de sürecin parçasıdır.
Balıkesir’de ise çoğu zaman bunun tam tersi yaşanıyor.
Şehirde yönetimsel mekanizmalar çalışıyor ama toplumun büyük kısmı bu süreçlerin dışında kalıyor.
Karar alma süreçlerine katılım zayıf.
Eleştiri kültürü sınırlı.
Hal böyle olunca her seçim döneminde tekrar edilen “birlikte yöneteceğiz” söylemi de çoğu zaman bir aforizmadan öteye geçemiyor.
“BİRLİKTE YÖNETECEĞİZ” SÖYLEMİ
Yerel yönetimlerde son yıllarda en çok kullanılan ifadelerden biri “birlikte yönetim.”
Siyasetçiler sık sık bu kavramı dile getiriyor.
Ancak uygulamaya bakıldığında tablo çoğu zaman farklı.
Yöneten kadrolar söylemde kapsayıcı görünse de pratikte sistem genellikle şu mantıkla ilerliyor:
“Biz yönetiriz, siz izlersiniz.”
Yapılanlar alkışlanır, eleştiri ise çoğu zaman hoş karşılanmaz.
Balıkesir’de uzun yıllardır devam eden bir başka problem de burada ortaya çıkıyor:
Şehirde hem ekonomik hem de yönetimsel anlamda belirli bir çevrenin ağırlığı hissediliyor.
Bir tür yerel feodalite.
Bu yapı kırılmadığı sürece “aile” söylemi de çoğu zaman sembolik bir ifade olarak kalıyor.
ORTAK DEĞERLERİN SAHİPSİZLİĞİ
Bir şehirde aidiyet duygusunu ölçmenin en basit yolu ortak değerlere verilen destekten geçer.
Balıkesir’de bu konuda da ciddi bir zayıflık var.
Örneğin “Balıkesirspor.”
Bir şehrin en önemli ortak markalarından biri olmasına rağmen kulübe verilen destek, küçük bir taraftar grubunun omuzlarında ilerliyor.
Aynı durum şehir için üretilen birçok projede de görülüyor.
Balıkesir’in tarihsel mirası, kültürel değerleri ya da ekonomik potansiyeli konusunda geniş bir toplumsal sahiplenme ortaya çıkmıyor.
Bu nedenle şehir çoğu zaman potansiyelinin gerisinde kalıyor.
DÜNYA BALIKESİRLİLER GÜNÜ VE SEMBOLİK ETKİNLİKLER
Balıkesir’in ortak değer üretme çabalarından biri de 10 Ekim Dünya Balıkesirliler Günü.
İsim olarak iddialı. Ama içerik?
Genellikle küçük çaplı etkinliklerle geçiştirilen, kamuoyunda güçlü bir karşılık üretmeyen bir organizasyon.
Eğer gerçekten güçlü bir hemşehrilik bilinci oluşturulmak isteniyorsa bu tür günlerin şehir vizyonuna katkı sağlayacak şekilde planlanması gerekir.
Aksi halde ortaya çıkan tablo yalnızca sembolik bir kutlamadan ibaret kalıyor.
İFTAR BULUŞMALARI... DAYANIŞMA MI PR MI?
İzmir’de başlayan Balıkesirliler iftar buluşması, ardından İstanbul’da düzenlenen programla devam etti.
Yüzlerce kişi aynı sofrada buluştu.
Sohbetler edildi, hatıra fotoğrafları çekildi.
Peki geriye ne kaldı?
Bir gecelik bir buluşma.
İstanbul’daki iftarda “Ahmet Akın” yine aynı söylemleri tekrarladı:
“Kuvayı Milliye ruhu”, “birlik beraberlik” ve “benim ailem.”
Konuşmanın dikkat çeken kısmı ise şu oldu:
Gelecek yıl Balıkesir’de on binlerce kişinin katılacağı büyük bir iftar organizasyonu planlanıyor.
Şehir dışında yaşayan Balıkesirliler davet edilecek.
Elbette böyle bir buluşma ses getirebilir.
Gündem oluşturur... Şehre kalıcı bir katkı sağlar mı?
Yoksa bir gün manşetlerde yer alıp sonra unutulan bir organizasyon mu olur?
“DİASPORA” TARTIŞMASI
Son yıllarda şehir dışında yaşayan hemşehriler için sık sık “diaspora” kelimesi kullanılıyor.
Oysa diaspora kavramı tarihsel olarak zorunlu göçlerle ilişkilidir.
Siyasi baskı, savaş veya toplumsal travmalar nedeniyle yer değiştiren topluluklar için kullanılır.
İstanbul’da, İzmir’de ya da Ankara’da yaşayan Balıkesirliler için bu kavramı kullanmak doğru değil.
Bu insanların büyük bölümü kendi tercihleriyle ya da kamu görevleri nedeniyle başka şehirlerde yaşıyor.
Dolayısıyla mesele diaspora değil.
Asıl mesele şu:
Şehir dışında yaşayan Balıkesirliler doğup büyüdükleri yere ne kadar bağlı?
HEMŞEHRİLİK BİLİNCİ
Birçok kişi için Balıkesir ile kurulan bağ oldukça sınırlı.
Yaz tatilinde gidilen yazlık, denize girilen sahil, rakı - balık muhabbeti... Hemşehrilik bilinci yalnızca bu kadar.
Elbette Balıkesir için gerçekten çalışan, düşünen, katkı sunmak isteyen insanlar da var.
Ama bunlar çoğunlukla bireysel ve lokal girişimler olarak kalıyor.
Kitlesel bir sahiplenme oluşmuyor.
GERÇEK SORU
Eğer bir gün Balıkesir’de gerçekten on binlerce kişinin katıldığı bir iftar düzenlenirse, bu görüntü elbette etkileyici olur.
Ama asıl mesele kalabalık değil. O sofradan Balıkesir’in geleceğine dair ne çıkacak?
Şehrin ekonomisi için bir plan mı?
Kültürü için bir vizyon mu?
Gençleri için yeni fırsatlar mı?
Yoksa sadece sıcak bir fotoğraf ve birkaç gün süren siyasi gündem mi?
Çünkü gerçek hemşehrilik, aynı sofrada oturmakla değil; aynı şehir için sorumluluk almakla başlar.
Selam ederim.