Bazı alışkanlıklar vardır, insanın hayatına sessiz sedasız girer ama bir bakarsınız ki vazgeçilmez olmuş. İşte benim için tahin tam olarak öyle bir şey. Çocukluğumda kış sabahlarının o ağır, soğuk havasında annemin mutfaktan getirdiği ekmek üstü tahin-pekmez kokusunu hâlâ hatırlarım. O zamanlar “şifa” kelimesi bu kadar havalı değildi ama içimiz ısınırdı, o kesin.

Son yıllarda tahin yine sahnede. Ama bu sefer işin içine bilim, uzman görüşleri, “aç karnına iki kaşık” gibi iddialı cümleler girdi. Açık söyleyeyim, başta ben de burun kıvırdım. “Yahu iki kaşık tahinle ne olacak?” dedim. Sonra biraz kulak verdim, biraz denedim, biraz da vücudumu dinledim. Ve şunu fark ettim: Bazı şeyler gerçekten abartı değil.


Sabah aç karnına yenen tahin, sanki vücuda “gün başlıyor, toparlanıyoruz” diyen bir alarm gibi. Midede bir yumuşaklık, bedende hafif bir toparlanma hissi… Hele ki kış aylarında, insanın kemikleri sızlarken bu hissi fark etmemek mümkün değil. Kalsiyum, magnezyum, fosfor… Bunlar kulağa biraz ders kitabı gibi geliyor ama sonuçları gayet günlük hayatta hissediliyor. Daha az tutulma, daha az yorgunluk.


Bir de karaciğer meselesi var. Şehir hayatı, hazır gıdalar, stres… Karaciğer zaten yeterince yoruluyor. Tahinin içindeki o meşhur sesamin maddesi var ya, işte o karaciğer için ciddi bir destek. “Detoks” lafı artık biraz yıprandı ama sabahları vücudun yükünü hafifleten şeylerin varlığı da inkâr edilemez.

Benim asıl ilgimi çeken ise tahinle limonun birlikteliği oldu. İtiraf ediyorum, ilk denediğimde yüzüm biraz buruştu. Ama sonra o karışımın verdiği enerjiyi hissedince, “tamam” dedim, “bu işte bir şey var.” Demir emilimi artıyor, bağışıklık güçleniyor, insanın sabah mahmurluğu daha çabuk dağılıyor. Kahve içmeden de ayakta durabildiğimi fark ettim mesela. Bu bile başlı başına bir olay.


Tabii her güzel şey gibi bunun da bir sınırı var. Tahini alıp pekmezle yüzdüğümüzde, üstüne bir de “nasıl olsa sağlıklı” deyip ölçüyü kaçırdığımızda iş değişiyor. Sade, doğal, abartmadan… Sanırım işin özü bu. Vücudun ihtiyacı olanı vermek, fazlasını değil.

Şunu da söylemeden geçmeyeyim: Her bünyenin dengesi farklı. Kronik rahatsızlığı olanlar, alerjisi bulunanlar için “bir doktora danış” cümlesi klişe değil, gerçekten gerekli. Ama genel olarak bakınca, sabahın o sessiz anında iki kaşık tahinle güne başlamak bana eski bir bilgeliği hatırlatıyor: Doğa, çoğu zaman neye ihtiyacımız olduğunu bizden önce biliyor.


Belki de mesele mucize aramak değil. Mesele, yüzyıllardır mutfağımızda duran bir lezzete yeniden kulak vermek. Bazen şifa, en sade haliyle kaşığın ucunda duruyor.