Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın’ın geçtiğimiz günlerde il merkezinde bir gastronomi festivali düzenleyeceklerini söylemişti. Bu açıklamaya atıfla kentin zengin peynir çeşitliliğine dikkat çekiyor ve geniş bir kulvarda düzenlenecek gastronomi festivali yerine Peynir Festivali öneriyoruz. 50 çeşit peynirin üretildiği, bu alanda uluslararası ödüllere de sahip ve coğrafi işaretli peynirleriyle tanınan Balıkesir’in bu alanda güçlü bir marka oluşturabileceğini düşünüyoruz.

Geçtiğimiz yıllarda Balıkesir Kahvaltısı için bir marka yaratma fgikriyle yola çıkılmış, Kahvaltı Festivali düzenlenmişti. 30 çeşit kahvaltılık ürün için coğrafi işaret de alınmıştı. Bu festival pek tutmadı. 50 çeşit peyniriyle ulusal ve uluslararası alanda üne sahip Balıkesir’de, peynir sektörünü bir araya getirecek nokta atış bir organizasyon kuşkusuz çok daha verimli olacak. Başkan Ahmet Akın’ın bu öneriyi dikkate alacağını sanıyoruz.


Ayvalık yine güzel bir hazırlığın eşiğinde. Ege’nin kokusu, zeytinyağının hafızası, denizin kenarında kurulmuş o sakin ama güçlü mutfak kültürü yeniden aynı sofrada buluşmaya hazırlanıyor. Mayıs ayında düzenlenmesi planlanan Ayvalık Gastro Fest için hazırlıkların başladığı konuşuluyor. Doğrusu, bu haber bile insanın içini kıpırdatmaya yetiyor. Ayvalık, Balıkesir’in potansiyeli ve bu coğrafyanın yıllardır hak ettiği gastronomi vitrinidir.


Ayvalık, sıradan bir sahil kasabası değil. Kendi ruhu olan, mutfağı olan, kokusu olan bir yer. Sadece deniziyle, taş sokaklarıyla, gün batımıyla değil; tabağa gelen her lokmasıyla da hafızada yer eden bir kent. Zeytinyağı desen var, deniz ürünleri desen var, ot kültürü desen var, mezeleri var, sakızlı tatları var, göçle taşınmış mutfak mirası var. Kısacası Ayvalık’ta yemek karın doyurmanın ötesinde, bir öyküdür.


O yüzden Ayvalık’ta yapılacak bir gastronomi festivali, “bir festival daha” diye geçiştirilemez. Bu iş doğru kurgulanırsa hem Ayvalık’a hem Balıkesir’e çok şey kazandırır. Öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor: Artık şehirler sadece doğal güzellikleriyle yarışmıyor. Kültürüyle, mutfağıyla, deneyim gücüyle öne çıkıyor. İnsanlar bir yere sadece görmek için değil, tatmak için de gidiyor. Hatta bazen sırf bir lezzetin peşine düşüp yola çıkıyor. İşte tam da bu yüzden gastronomi, turizmin en güçlü alanlarından biri haline geldi.


Ayvalık da bu konuda eli en güçlü yerlerden biri. Çünkü burada yapay bir hikâye kurulmasına gerek yok. Hikâye zaten var. Mutfak zaten var. Ürün zaten var. Gelenek zaten var. Yapılması gereken şey, bunu doğru anlatmak. Doğru zamanda, doğru içerikle, doğru hedefe sunmak.


Festivalin Ayvalık için önemi açık. Sezon öncesi hareketlilik sağlar, esnafı canlandırır, küçük üreticiyi görünür kılar, yerel markalara alan açar. Sadece restoranlar değil; zeytinyağı üreticisi, peynirci, tatlıcı, balıkçı, ot toplayıcısı, kadın kooperatifleri, küçük işletmeler de bu görünürlükten payını alır. Kısacası mesele sadece stant açmak değil; yerel ekonomiyi ayağa kaldırmaktır.


Balıkesir açısından bakınca da tablo daha da büyüyor. Çünkü Balıkesir yıllardır çok güçlü ürünlere sahip olmasına rağmen bu zenginliği tek bir dilde, güçlü bir marka anlatısıyla yeterince bir araya getirebilmiş değil. Oysa bu şehir, zeytinden peynire, deniz ürünlerinden et ürünlerine, kırsal mutfaktan Ege sofrasına kadar inanılmaz geniş bir yelpazeye sahip. Ayvalık bunun parlayan yüzlerinden biri. Ama tek başına değil; Burhaniye, Edremit, Gömeç, Havran, Susurluk, Manyas, Bandırma, Balya… Her birinin bu büyük mutfak haritasında yeri var.


Tam da bu noktada Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın’ın daha önce yaptığı gastronomi festivali açıklaması önem kazanıyor. Bu vizyon kıymetli. Kentin değerini büyütmek, marka üretmek, yerel mirası ekonomik güce dönüştürmek de belediyeciliğin bir parçası. Gastronomi festivali fikri bu yüzden önemli.

Peki, nasıl bir festival?

Bir dönem kahvaltı festivali yapılıyordu. Elbette kahvaltı bizim kültürümüzde çok güçlü bir alan. Hele ki Ege’de, hele ki Ayvalık ve çevresinde kahvaltı başlı başına bir deneyim. Ama artık daha seçici, daha odaklı, daha akılda kalıcı işler yapmak gerekiyor. “Her şey var” denilen festivaller bazen çok şey anlatmaya çalışırken hiçbir şeyi tam anlatamıyor. Oysa bazen tek bir ürün, bir şehrin tamamını temsil edecek kadar güçlü olabilir.


Balıkesir için bence böyle bir alan varsa o da peynirdir.

Boşuna “50 peynirli şehir” denmiyor. Bu çok güçlü bir ifade. Hatta sadece güçlü değil, eşsiz. Türkiye’de hatta belki daha geniş ölçekte bile bu kadar çeşitli peynir kültürünü aynı coğrafyada taşıyan kaç yer var? Çok az. Ve biz bunu zaman zaman söylüyoruz ama yeterince sahiplenmiyoruz. Oysa bu tek başına bir festival nedeni.


Neden bir “Peynir Festivali” olmasın?

Neden Balıkesir kendini peynir üzerinden anlatmasın?

Neden bu iş güçlü bir marka haline gelmesin?

Hatta daha iddialı sorayım: Neden “PeynirFest” diye bir organizasyon Türkiye’nin en dikkat çeken gastronomi etkinliklerinden biri haline gelmesin?

Bakın, burada mesele sadece peynir satmak değil. Mesele bir ürünün etrafında kültür oluşturmaktır. Üreticiyi şefle buluşturmak, akademiyi işin içine katmak, coğrafi işaretli ürünleri öne çıkarmak, tadım atölyeleri yapmak, kırsal üretimi şehirle buluşturmak, turizmle tarımı aynı masada toplamak… Festival dediğiniz şey zaten budur. Yani yalnızca eğlence değil; kimlik, tanıtım ve ekonomik dönüşüm aracıdır.


Üstelik ürün bazlı festivaller çok daha kalıcı etki bırakır. Çünkü akılda kalır. İnsanlar “Balıkesir’de gastronomi festivali vardı” demekten çok, “Balıkesir’de peynir festivali varmış” cümlesini daha net hatırlar. Bu, şehir markalaşması açısından da daha güçlüdür. Bugün dünyada öne çıkan birçok festival, tek bir ürün ya da tek bir mutfak hattı üzerinden büyüdü. Çünkü odak, kaliteyi artırır.


Elbette Ayvalık Gastro Fest ile Balıkesir merkezli daha geniş bir gastronomi vizyonu birbirinin alternatifi değil. Tam tersine, birbirini tamamlayabilir. Ayvalık, Ege mutfağı ve kıyı lezzetleriyle öne çıkar. Balıkesir merkezi ise daha geniş ürün kimliğiyle başka bir çerçeve kurar. Biri sahil ruhunu anlatır, diğeri şehrin bütün üretim hafızasını toparlar. Doğru organizasyon şart.

Bu iş gerçekten o kentin ruhundan mı çıkmış, yoksa masa başında hazırlanmış bir tanıtım dosyası mı? Eğer festivalin içinde yerel üretici yoksa, o festival eksiktir. Eğer mutfak mirası sadece sahne süsü olarak kullanılıyorsa, o işin kalbi atmaz. Eğer festivalin dili şehri anlatmıyorsa, o organizasyon birkaç fotoğraf ve birkaç sosyal medya paylaşımından öteye gitmez.


Ayvalık bunu başarabilecek bir yer. Hatta çok rahat başarabilecek bir yer. Çünkü elinde hakiki malzeme var. Yeter ki bu iş, yalnızca birkaç gün sürecek bir etkinlik gibi görülmesin. Yıllara yayılan bir marka yatırımı olarak ele alınsın. Çocuklara mutfak kültürü anlatılsın, genç şefler desteklensin, üreticiler görünür kılınsın, kadın emeği merkeze alınsın. Festivalin asıl gücü, tezgâhtaki emekte, mutfaktaki hafızada ve o sofranın etrafında kurulan bağda ortaya çıkar.

Şunu da açık söylemek lazım: Balıkesir gastronomi konusunda hâlâ hak ettiği yerde değil. Oysa malzeme var, ürün var, tarih var, coğrafya var. Eksik olan şey çoğu zaman güçlü bir anlatı ve ısrarlı bir tanıtım dili. Belki de artık bunu değiştirme zamanı gelmiştir. Ayvalık’tan başlanır, merkeze taşınır, ilçelere yayılır. Ama bu kez daha planlı, daha odaklı ve daha iddialı olunur.

Ayvalık Gastro Fest çok kıymetli bir adımdır. Desteklenmelidir. Büyütülmelidir. Ama Balıkesir’in genel gastronomi vizyonu kurulacaksa, bunun içinde ürün odaklı ayrı başlıklar da mutlaka düşünülmelidir. Özellikle peynir konusunda bu şehrin söyleyecek sözü çok büyük. Hatta belki en güçlü sözü orada.