Sulak alanlar, su ile toprağın buluştuğu ve yaşamın yoğunlaştığı ekosistemler. Göller, deltalar, lagünler, bataklıklar, sazlıklar ve taşkın ovaları yalnızca su birikintileri değil; doğanın işleyen sistemleri aynı zamanda. Bu alanlar suyu depolar, filtreler, yer altı sularını besler ve taşkınları dengeler. Karbon tutarak iklim değişikliğinin etkilerini azaltır. Bir sulak alan, görünenden çok daha fazlasıdır; hem doğanın arıtma tesisi hem canlıların doğumhanesi hem de göç eden kuşların hayati mola noktasıdır.


DÜNYA SULAK ALANLAR GÜNÜ

2 Şubat, Ramsar Sözleşmesi’nin imzalandığı günün yıldönümü olarak anılır. Ancak bugün artık bir bayram havasından çok, doğanın verdiği alarmın duyurulduğu bir gündür. Çünkü dünya genelinde sulak alanlar hızla kayboluyor. Kurutma çalışmaları, dolgu projeleri, tarım ve yapılaşma baskısı, sanayi ve madencilik faaliyetleri sulak alanları geri dönülmez biçimde yok etmektedir. Bu nedenle Dünya Sulak Alanlar Günü, bir kutlamadan ziyade insanlığa yöneltilmiş bir uyarıdır.


SULAK ALANLARDA GÖRÜNMEYEN ZENGİNLİK

Sulak alanlar, biyolojik çeşitliliğin en yoğun olduğu yaşam alanlarındandır. Balıklar bu bölgelerde ürer, amfibiler ve sürüngenler yaşam döngülerini burada sürdürür, sayısız böcek türü burada gelişir. Göçmen kuşlar için sulak alanlar, uzun yolculuklarda hayatta kalmayı sağlayan duraklar. Su samuru gibi hassas türler için bu ekosistemler sığınak. Bir sulak alanın kuruması, sadece bir su kaybı değil, bir besin zincirinin kopması anlamına gelir.


SULAK ALANLAR YOK OLURSA NE OLUR?

Sulak alanların kaybı yalnızca doğayı değil, doğrudan insan yaşamını etkiler. Yer altı su kaynakları zayıflar, kuraklık daha sık yaşanır, taşkın riskleri artar. Tarımsal üretim zarar görür, balıkçılık geriler, yerel iklim daha sıcak ve daha kurak hale gelir. Sulak alanlar ortadan kalktıkça şehirler daha fazla beton, daha az su ve daha fazla krizle karşı karşıya kalır. Bu alanlar doğanın sigortasıdır; sigorta ortadan kalktığında felaketler büyür.


TÜRKİYE’NİN SULAK ALAN POLİTAKALARI

Türkiye sulak alanların korunmasına yönelik uluslararası sözleşmelere taraf olmasına rağmen uygulamada ciddi sorunlarla karşı karşıya. Su kaynaklarının tarım ve sanayi için yoğun kullanımı, gölleri besleyen derelerin yönünün değiştirilmesi, imar baskısı ve turizm projeleri sulak alanları tehdit eden unsurlar. Koruma kararlarının sahada etkili biçimde uygulanmaması sürdürülebilirliği zayıflatıyor. Gerçek bir koruma ancak havza bazlı planlama, yer altı suyu kullanımının denetlenmesi ve sulak alan çevresinde yapılaşmanın sınırlandırılmasıyla mümkündür.


TÜRKİYE’NİN GÖLLERİ NEDEN KURUYOR?

Türkiye’de birçok gölün küçülmesi ya da kuruması yalnızca iklim kriziyle açıklanamaz. Aşırı sulama, kontrolsüz sondaj kuyuları, gölleri besleyen akarsuların barajlarla kesilmesi ve yanlış imar politikaları doğal su döngüsünü bozmuştur. Göl kıyılarının doldurulması ve yapılaşma baskısı da ekosistemin dengesini zedelemektedir. Bir göl, havzanın kalbi gibidir; onu besleyen damarlar kesildiğinde göl yaşamını sürdüremez.


BALIKESİR’İN SULAK ALANLARI

Balıkesir, sulak alan çeşitliliği açısından dikkat çeken bir coğrafya. Edremit Körfezi kıyı ekosistemleri ve kuş göç yolları açısından önem taşırken, turizm baskısı ve kıyı yapılaşması doğal yapıyı zorluyor. Dalyan Sazlığı, balık yavruları ve kuş türleri için kritik bir yaşam alanı; ancak yapılaşma ve yeni imar planları bu hassas ekosistemi tehdit ediyor. Gönen bölgesinde ise tarımsal sulama baskısı ve su çekimi, sulak alanların doğal dengesini etkiliyor. Bu bölgelerdeki her müdahale, yalnızca yerel değil, ekosistem bütünlüğü açısından daha geniş sonuçlar doğurur.


SULAK ALANLARI NASIL KORUYALIM?

Sulak alanların korunması yalnızca devlet politikalarına bırakılabilecek bir mesele değil. Su tasarrufu, kimyasal kullanımının azaltılması ve doğa tahribatına karşı toplumsal duyarlılık büyük önem taşır. Yerel yönetimlerin sulak alanları imara açmaması ve koruma statülerini güçlendirmesi gerekir. Merkezi düzeyde ise sulak alanların ekonomik kazanç alanı değil, ekolojik varlık olarak görülmesi şart. Doğa temelli planlama anlayışı yerleşmediği sürece bu ekosistemlerin geleceği risk altında kalacak.


Dünya Sulak Alanlar Günü bir bayram değildir; bir hatırlatma ve uyarıdır. Sulak alanlar kayboldukça su azalır, canlı türleri yok olur ve insan yaşamı daha kırılgan hale gelir. Doğanın su depolarını korumak, geleceği korumak anlamına geliyor.