Balıkesir’de refüjler bahçe değil, bitki mezarlığına dönüyor. Soru basit: Bu döngünün faturası kaç para?


Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nden servis edilen haberlerde kentin dört bir yanında “yeşil dokunuşlardan”, “çevreci uygulamalardan”, “modern sosyal yaşam alanlarından” söz ediliyor. Kulağa hoş geliyor. Kim istemez daha yeşil, daha nefes alan bir şehirde yaşamayı?

Sorun, anlatılanla görülen arasındaki farkta başlıyor.

Belediyelerin “yeşil alanları artırdık” diye sunduğu çalışmaların büyük kısmı, gerçekte refüj çimlendirmesinden ve süs bitkisi dikiminden ibaret. Önceki yönetim de aynı yöntemi uyguluyordu, bugünkü yönetim de. Metrekare hesapları büyüyor, basın bültenleri süsleniyor ama ortada kalıcı bir yeşil doku oluşmuyor.

Çünkü iş dikmekle bitmiyor. Asıl mesele yaşatmak.

Şu günlerde Gençlik Merkezi - Toplu Taşıma – Tren Garı arasındaki güzergahta yine bir refüj çalışması yapılıyor. Yolun bir şeridi kapalı, ekipler hummalı şekilde ağaç dikiyor. Oysa çok kısa süre önce aynı refüjlerde palmiyeler, güle benzeyen çiçekli ağaççıklar, türlü çalılar dikilmemiş miydi?

Dikildi.

Ve bir kısmı kurudu.

Şimdi ne yapılıyor?
Kuruyanlarla beraber büyük çoğunluğu sökülüyor, yerlerine yenileri dikiliyor.

Yani döngü şu:
Dik – bakma – kurut – sök – yeniden dik.

Bu sadece estetik bir mesele değil. Bu, doğrudan kamu kaynağı meselesi.


***

Bu bitkiler belediyenin kendi fidanlığında mı üretiliyor? Büyükşehir’in bu ölçekte kendi üretim altyapısı var mı? Yoksa hepsi dışarıdan mı alınıyor? Alınıyorsa hangi bedellerle alınıyor?

Vatandaş için makul bir fiyatla satılan fidanın, kamu alımında nasıl bir rakama çıktığını bu ülkede bilmeyen yok. Geçmiş dönemde CHP’liler, AK Parti döneminde bitkilere ödenen yüksek bedellerin listesini açıklamış, bir bonsai ağacına yüz binlerce lira ödendiğini kamuoyuna duyurmuştu.

Şimdi aynı hassasiyeti bugünkü tablo için de görmek kamuoyunun hakkı değil mi?

Son iki yılda refüj bitkileri, palmiyeler, çalılar, süs ağaçları için toplam ne kadar ödeme yapıldı?
Kuruyan ve sökülen bitkilerin oranı nedir?
Aynı noktaya kaçıncı kez dikim yapılıyor?

Bunlar siyasi değil, teknik ve mali sorular.


***

Bir de sulama meselesi var. Yazın sulama araçlarını görürsünüz. Hortum asfaltı yıkar, yol parlar; bitkinin kökü ise çoğu zaman susuz kalır. Vatandaşa “vahşi sulama yapmayın” denirken, kamunun kendi uygulaması çoğu zaman tam tersini gösterir.

Oysa mesele çok basit:
İklime uygun tür seçimi, düzenli bakım, doğru sulama.

Ben köydeki evin bahçesine üç yıl önce sekseni aşkın leylandi diktim. Normal sulama, budama, temizlik… İçlerinden yalnızca biri kurudu. Diğerleri dimdik ayakta.

Demek ki olabiliyor.

Belediyeler elbette yeşil alan üretmek zorunda. Ama refüjü çimle kaplayıp adına “yeşil alan” demekle bu iş olmuyor. Kentler, doğal peyzajla, yerel iklime uyumlu ağaçlarla, gölge üreten parklarla, botanik çeşitlilikle nefes alır.


***

Şimdi kent estetiği dairesini yönetenler şu sorulara yanıt versin:

Refüjlerde bitki dokusu neden bu kadar sık değişiyor?
Bakım planları nasıl yürütülüyor?
Kuruma oranları nedir?
Son iki yılda bu alandaki toplam harcama ne kadar?

Çünkü yeşil güzel. Ama korunmayan yeşil, sadece pahalı bir dekor olur.

Eğer makul, teknik ve şeffaf bir açıklama yapılırsa kimse “yanlış yaptınız” demek için beklemiyor. Ama açıklama yoksa, gözümüzle gördüğümüz tablo şunu söylüyor:

Sorun yeşil üretmek değil, yeşili yaşatamamak.

..ve havaya uçan paracıklar!