Haziran ayının ortalarına geldik. İlkbaharda yemyeşil örtüsüyle göz kamaştıran doğa, artık yazın kavurucu sıcaklarının etkisini hissettirmeye başladı. Yağmurların bereketiyle boy veren otlar sarardı, tarlalar altın sarısına döndü, kırsal alanlar kuru bir örtüyle kaplandı. İşte tam da bu dönem, yangın mevsiminin başladığı dönem.

Ne yazık ki Türkiye, her yıl yaz aylarında aynı acıyı yaşamaya devam ediyor. Televizyon ekranlarından, gazete manşetlerinden eksik olmayan yangın haberleri, gökyüzünü kaplayan dumanlar, kül olmuş ormanlar ve çaresizce kaçmaya çalışan canlıların görüntüleri hafızalarımıza kazınıyor. Her yangınla birlikte sadece ağaçlar yanmıyor; kuşlar, sincaplar, kaplumbağalar, böcekler ve sayısız canlı da yaşam alanlarını kaybediyor. Bir ekosistem yok oluyor.


***

Balıkesir de bu tehlikeyi en yoğun yaşayan illerden biri. Geçtiğimiz yaz döneminde neredeyse her gün ilin farklı bir noktasından yangın haberi geldi. Kimi zaman bir tarla, kimi zaman bir mera, kimi zaman da ormanlık alanlar alevlere teslim oldu. Saatler süren mücadelelerle söndürülen yangınların ardından geriye siyaha bürünmüş topraklar kaldı.

Yangınların büyük bölümü ise ne yazık ki doğal nedenlerle değil, insan kaynaklı ihmaller sonucu çıkıyor. Ormanlık alana bırakılan cam şişeler, yol kenarına atılan sigara izmaritleri, kontrolsüz yakılan ateşler, dikkatsizce kullanılan tarım makineleri ve kurallara uyulmayan piknikler büyük felaketlerin başlangıcı olabiliyor. Bir anlık dikkatsizlik, yıllarca büyüyen ormanların birkaç saat içinde yok olmasına neden olabiliyor.

Üstelik yangınların bedeli sadece doğanın kaybıyla sınırlı değil. Söndürme çalışmalarında kullanılan uçaklar, helikopterler, arazözler ve personel için milyonlarca liralık kaynak harcanıyor. Tarım alanları zarar görüyor, hayvancılık etkileniyor, ekonomik kayıplar büyüyor. Bir başka ifadeyle yangınlar sadece ağaçları değil, ülkenin kaynaklarını da tüketiyor.


***

Bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük risklerden biri ise kırsal alanlarda hızla çoğalan kuru otlar. Yağışlı geçen ilkbaharın ardından büyüyen bitki örtüsü, sıcakların etkisiyle kurudu. Yol kenarlarında, boş arazilerde, tarım yapılmayan tarlalarda ve yerleşim alanlarının çevresinde adeta yanmaya hazır bir yakıt tabakası oluştu. Bu kuru otların tutuşması için bazen küçücük bir kıvılcım bile yeterli oluyor.

Rüzgârın da etkisiyle başlayan yangınlar dakikalar içerisinde büyüyerek tarım arazilerine, yerleşim yerlerine ve ormanlık alanlara ulaşabiliyor. Özellikle kırsal bölgelerde yaşanan birçok yangının başlangıç noktası bu kuru otlar oluyor. Bu nedenle yangınla mücadele yalnızca alevler çıktıktan sonra yapılacak bir çalışma değildir. Asıl mücadele yangın çıkmadan önce alınacak önlemlerle başlar.


***

Bu noktada belediyelere de önemli görevler düşüyor. Ancak gerçekçi olmak gerekirse birçok belediye geniş kırsal alanlarda bulunan kuru otların temizlenmesi konusunda araç, ekipman ve personel açısından yetersiz kalabiliyor. Bazı bölgelerde ise gerekli çalışmalar zamanında yapılmıyor. Fakat sorumluluğu tamamen kamu kurumlarına yüklemek de doğru değil.

Asıl görevlerden biri arazi sahiplerine düşüyor. Ekip biçilmeyen, kaderine terk edilmiş tarlalar ve boş araziler yangın açısından büyük risk oluşturuyor. Bu arazilerin sahipleri, kendi mülklerini kuru otlardan temizlemekle yükümlüdür. Çünkü kendi arazilerinde başlayacak bir yangın sadece o alanı değil, komşu tarlaları, yerleşim yerlerini ve ormanları da tehdit edebilir.

Vatandaşların bu konuda daha duyarlı olması gerekiyor. Arazilerin düzenli temizlenmesi, kuru otların kontrol altına alınması, yangın riski oluşturan atıkların ortadan kaldırılması büyük önem taşıyor. Yol kenarına sigara izmariti atmamak, ormanlık alanlarda ateş yakmamak, anız yakmamak, sıcak ve rüzgârlı günlerde daha dikkatli davranmak artık bir tercih değil, zorunluluktur.


***

Özellikle yaz aylarında mesire alanlarında ve ormanlık bölgelerde uygulanan ateş yakma yasakları keyfi kararlar değildir. Bu yasaklar, geçmişte yaşanan acı tecrübelerin sonucunda alınmış önlemlerdir. Birkaç saatlik mangal keyfi uğruna yüzlerce hektar ormanın yok olmasına kimsenin hakkı yoktur.

Unutmayalım ki yanan bir orman birkaç saat içinde kül olabilir, ancak yeniden aynı büyüklüğe ulaşması onlarca yıl sürer. Kaybedilen canlıları geri getirmek ise çoğu zaman mümkün değildir.

Yangın sezonundayız. Geçmiş yıllarda yaşadığımız büyük felaketlerin tekrarını yaşamamak elimizde. Bunun için devlet kurumlarından belediyelere, arazi sahiplerinden vatandaşlara kadar herkes üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmelidir. Çünkü ormanlar sadece ağaçlardan ibaret değildir; nefesimizdir, geleceğimizdir, çocuklarımıza bırakacağımız en değerli mirastır.

Bu mirası korumanın yolu ise yangın çıktıktan sonra üzülmekten değil, yangın çıkmadan önce tedbir almaktan geçiyor.