Yazılımcılık bugün en çok konuşulan mesleklerden biri. Üniversiteler kontenjan artırıyor, özel sektör peş peşe yazılım kursları açıyor, herkes “geleceğin mesleği”nden pay kapma derdinde. Ama ortada sessiz bir gerçek var: Ne üniversite eğitimi tek başına yeterli, ne de hızla çoğalan kurslar sanıldığı kadar çözüm sunuyor.

Üniversitelerde verilen yazılım eğitimi çoğu zaman teoride güçlü, pratikte zayıf kalıyor. Öğrenciler algoritmayı öğreniyor ama gerçek bir projede o algoritmanın nerede işe yaradığını mezun olduktan sonra fark ediyor. Dört yıl boyunca anlatılanlar, sektörün temposuna ayak uydurmakta zorlanıyor. Çünkü yazılım dünyası hızla değişirken, müfredatlar yerinde sayabiliyor.

Belki de üniversitelerin bakış açısını değiştirmesi gerekiyor. Bir şirket gibi düşünmeleri, öğrencilerden sadece sınav geçmelerini değil, üretmelerini istemeleri şart. Bilgi yüklemek yerine öğrencilerle birlikte proje üretmek, hata yaptıkça öğrenmelerini sağlamak çok daha gerçekçi bir eğitim modeli olurdu. Kod yazmadan, ekip içinde çalışmadan, bir ürünü baştan sona görmeden mezun olan bir yazılımcı, hayata bir adım geriden başlıyor.

Öte yandan özel şirketlerin açtığı yazılım kursları da ayrı bir sorun alanı. “Sıfırdan yazılımcı olun”, “Altı ayda işe girin” gibi iddialı sloganlarla sunulan bu kurslar, beklentiyi fazlasıyla yükseltiyor. Kısa sürede çok şey öğretmeye çalışıyorlar ama temeli sağlam atmadan bina yükseltmeye benziyor bu. Kurs bitiyor, sertifika alınıyor ama gerçek hayatta karşılaşılan problemler karşısında çoğu kişi ne yapacağını bilemiyor.

Asıl problem, iki tarafın da aynı noktayı kaçırması: Yazılım ezberle öğrenilen bir şey değil. Ne sadece dersle ne de sadece kursla oluyor. Üniversite öğrencisi mezun olduğunda sektöre yabancı kalıyor, kursiyer ise sektöre hazır olduğunu sanıp hayal kırıklığı yaşıyor. Ortada yetişmiş yazılımcı sayısı artıyor gibi görünse de, gerçekten üretime katkı sağlayabilen insan sayısı o kadar hızlı artmıyor.

Şirketler ise bu karmaşanın ortasında “deneyimli ama genç” yazılımcı arıyor. Üniversite mezunu olsun, birkaç dil bilsin, gerçek projelerde çalışmış olsun, tercihen daha önce aynı işi yapmış olsun… Ama bu deneyimi kazanacak alan çoğu zaman kimseye açılmıyor.

Belki de artık şu soruyu sormak gerekiyor: Yazılımcı yetiştirmek mi istiyoruz, yoksa sadece sayıyı mı artırıyoruz? Üniversitelerin öğrencileriyle birlikte üreten yapılara dönüşmesi, kursların ise vaatlerini değil sınırlarını net çizmesi gerekiyor. Çünkü yazılımcılık ne dört yılda otomatik öğreniliyor ne de birkaç ayda mucizeyle kazanılıyor.

Kod yazmak sabır ister, zaman ister, hata yapmayı göze almayı ister. Eğitim de tam olarak bunu öğretmeli. Sertifika vermeyi değil, düşünme biçimini kazandırmayı.

Aksi halde elimizde diplomalar, sertifikalar ve büyük beklentiler olur… Ama gerçek dünyada karşılığı olmayan bir yazılımcı kalabalığıyla baş başa kalırız.