Türkiye’de son günlerde yaşanan okul olayları hepimizi tedirgin etti. Çocukların şiddete yönelmesi, doğal olarak “neden?” sorusunu da beraberinde getirdi. Ama bu soruya verilen en hızlı cevap yine tanıdık: “Oyunlar yüzünden.”
Bu cümle kulağa kolay geliyor. Çünkü somut bir hedef gösteriyor. Bir suçlu var, bir sebep var ve mesele kapanmış gibi hissediliyor. Oysa gerçek hayat, bu kadar basit çalışmıyor.
Oyunlar uzun süredir benzer tartışmaların merkezinde. Özellikle aksiyon ve rekabet içeren oyunların gençleri şiddete yönlendirdiği iddiası sık sık gündeme geliyor. Ama bugüne kadar yapılan birçok araştırma, bu ilişkinin doğrudan ve tek başına belirleyici olmadığını gösteriyor. Yani bir çocuğun oyun oynaması, onu otomatik olarak şiddete meyilli yapmıyor.
Asıl mesele çoğu zaman başka yerde başlıyor.
Bir çocuğun davranışlarını sadece oynadığı oyunlarla açıklamak, içinde bulunduğu ortamı görmezden gelmek demek. Aile içi iletişim, okul hayatı, arkadaş çevresi, maruz kaldığı stres, hatta sosyal medyada gördükleri… Hepsi bu tablonun parçası. Şiddet, tek bir kaynağı olan bir sonuç değil; birçok etkenin birleşimi.
Üstelik oyunlar her zaman olumsuz bir alan da değil. Doğru kullanıldığında problem çözme becerisi kazandıran, refleksleri geliştiren, hatta sosyal etkileşim sağlayan bir alan. Bugün birçok genç, oyunlar sayesinde ekip çalışmasını öğreniyor, iletişim kuruyor, rekabetle baş etmeyi deneyimliyor.
Sorun, oyunun kendisinden çok, kontrolsüz ve denetimsiz kullanımda ortaya çıkıyor. Saatlerce yalnız başına, sınır olmadan geçirilen zaman; gerçek hayattaki sorunlardan kaçış haline geldiğinde risk başlıyor. Ama bu durum sadece oyunlara özgü değil. Aynı şeyi sosyal medya, internet ya da başka alışkanlıklar için de söylemek mümkün.
Toplum olarak zor konularla yüzleşmek yerine, hızlı çözümler üretmeyi seviyoruz. Oyunları suçlamak da bunun bir parçası. Çünkü daha derin meseleleri konuşmak daha zor: Eğitim sistemi, aile içi iletişim eksikliği, psikolojik destek yetersizliği…
Oysa çocuklar boşlukta büyümüyor. Onları şekillendiren bir çevre var. Ve o çevreyi görmeden sadece ekranı suçlamak, gerçeği kaçırmak anlamına geliyor.
Belki de artık şu soruyu sormak gerekiyor:
Çocuklar neden şiddete yöneliyor, değil…
Onları bu noktaya getiren koşullar neler?
Çünkü doğru soruyu sormadan, doğru cevaba ulaşmak mümkün değil.
Ve bazen en kolay suçladığımız şey,
en az sorumlu olan oluyor.