Yaz ayları geldiğinde artık sadece tatil planlarını değil, harita üzerindeki dumanlı alanları takip ediyoruz. Her yıl temmuz ve ağustos aylarında alevler sadece ormanları değil; tarlaları, zeytinlikleri, hayalleri, geçim kaynaklarını da yutuyor. Bu yangınlar sadece bir çevre felaketi değil, aynı zamanda sosyo-ekonomik bir yıkım.
Tarım Alev Alev Yanıyor
İzmir’in Menderes ilçesinde bu yıl çıkan büyük yangında binlerce dönüm zeytinlik küle döndü. Ağaçların sadece meyvesi değil, kökleri de yandı. Bu, o toprakların 10 yıl boyunca ürün vermeyeceği anlamına geliyor. Zeytinin meyvesi, yağı, sabunu, ihracatı… Hepsi bir zincir. Bir tek yangınla o zincir kırıldı.
Yine Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde buğday hasadı sırasında biçerdöverin çıkardığı kıvılcımla başlayan yangın, sadece bir tarlayı değil, köydeki 6 çiftçinin mahsulünü kül etti. Hasat edilmiş ürünler de zarar gördü. Ürününü sigorta ettiremeyen küçük çiftçi bu sene ne borç ödeyebilecek, ne yeniden ekim yapabilecek.
Tarım yangının ilk ve en sessiz kurbanı. Çünkü onun sesi dumanla birlikte göğe yükseliyor ama ne manşet oluyor ne ilk sıraya çıkıyor.
Hayvancılıkta Sessiz Dram
Hatay’da çıkan yangınlarda sadece çam ağaçları değil, kırsalda hayvanların barındığı ahırlar da yandı. Kırsalda geçimini hayvancılıkla sağlayan bir aile için bu, evin yanması kadar büyük bir kayıp. Çünkü hayvan varsa süt var, et var, üretim var. Yangın, doğrudan bir ailenin aylarca hatta yıllarca toparlanamayacağı bir darbe demek.
Geçtiğimiz yıl Sakarya’nın Geyve ilçesinde çıkan yangında, 14 küçükbaş hayvan diri diri telef olmuştu. O aile, bir sonraki yıl için hem besi planını hem de gelir beklentisini tamamen kaybetti. Yangının dumanı bir gün sürdü ama etkisi yıllarca devam edecek.
Turizm Küller İçinde
Muğla’nın Marmaris ilçesi… Bembeyaz plajları, turkuaz denizi, çam ormanlarıyla Türkiye’nin gözbebeği. Ama bu yaz o görüntünün yerini siyah is ve kül aldı. Oteller iptallerle doldu, plajlar boş kaldı. Turizm sadece bir tatil sektörü değil; restoranı, minibüsçüsü, pansiyoncusu, hediyelik eşyacısıyla yüzlerce meslek grubunu ayakta tutuyor. Yangınla birlikte hepsi işsiz, umutsuz kaldı.
Turist sadece deniz için değil, doğa için geliyor. Ormanlar yandıkça, doğa tahrip oldukça Türkiye’nin “turizm cenneti” kimliği de yavaş yavaş yanıyor.
Her Yıl Aynı Korku, Aynı Kayıp
Yangınla birlikte ekonomik çöküş domino taşı gibi ilerliyor. İlk taşı ormanlar düşürüyor ama ardından çiftçi, esnaf, turizmci, ihracatçı… Hepsi sırayla etkileniyor. Rüzgar her estiğinde sadece dumanı değil, ekonomik belirsizliği de taşıyor.
Kırsalda yaşayan bir çiftçinin yaz korkusu artık “ürün ne kadar para eder?” değil; “acaba bu yaz tarlam yanar mı?” sorusu oldu.
Binlerce orman işçisi, jandarma, itfaiye eri canını hiçe sayarak gece gündüz yangın söndürüyor. Ama bu kahramanlara daha fazla donanım, daha modern araçlar ve daha güçlü destek şart.
· Yangın söndürme uçaklarının ve helikopterlerin sayısı artmalı.
· Rüzgarlı havalarda bile görev yapabilecek ileri teknolojili müdahale sistemleri envantere dahil edilmeli.
· Kırsal bölgelerde erken uyarı sistemleri, yangın gözetleme kuleleri, su havuzları artırılmalı.
· Çiftçilere yönelik sigorta bilinci artırılmalı, devlet destekli tarım sigortaları yaygınlaştırılmalı.
Bir yangının bıraktığı iz sadece toprakta değil; bir çocuğun okul masraflarında, bir çiftçinin banka borcunda, bir annenin pazara götüreceği süt gelirinde hissediliyor.
Yangın sadece doğayı değil, bir ülkenin geleceğini, üretimini ve umudunu da yakar. Artık bu gerçekliği görmeli ve “söndürmekten önce, önlemeyi” öğrenmeliyiz.