CHP Milletvekili Serkan Sarı, partisinin bayramlaşma programında konuştuydu.

Ne dediydi?

“Belediye başkanlarımız çok bunaldı, ‘şu görev bir an önce bitse de kurtulsak’ demeye başladı...”

Cümle tam böyle olmayabilir; vermek istediği mesaj buydu.

Bayramlaşmaya gelen kalabalık içinde Sarı’nın sözleri için homurdananlar olmuştu.

Bugünün Türkiyesinde belediyelere yönelik operasyonların artış hızına bakınca..

Başkanların “bitse de gitsek” demesi çok normal.

***

TABİ bu durum muhalefetin belediyeleri için geçerli. İktidarın belediyelerine dokunulmuyor.

Neden dokunulmuyor?

İktidar, kendi belediyesine niye dokunsun?

Maksat yerel seçimle birlikte güçlenen muhalefeti eksiltmekse..

Her şey mübah!

***

ŞİMDİ hergün CHP’li bir belediye başkanı hakkında soruşturma açılıyor. Gözaltılar, tutuklamalar.

Bu hızda gidilirse, birkaç ay sonra ortada CHP’li başkan kalmayacak!

Muhtemelen CHP’li başkanların hemen hepsi diken üstündedir. Tedirgindir. Korkuyordur.

“Benim tek bir açığımı, yanlışımı, suistimalimi, gayrimeşru işimi bulamazlar; yemem, yedirmem, çalmam, çaldırmam” demekle olmuyor.

İş, tek bir şikayet dilekçesine bakar.

Milletvekilleri gibi dokunulmazlık zırhları yok ki.. Sokaktaki adam gibi, dokunulabilir durumdalar.

Sabahin köründe bir cemse polis evlerine baskın yapabilir.. Arama tarama, el koyma, kelepçeleyip götürme, boynunu eğip yüzünü yere baktırarak polis aracına bindirme, nezarette bekletme, sorgu sual...

Hepsi olabilir. Oluyor zaten.

Bu duruma muhalefet “halk iradesine darbe” diyor.

***

ESKİDEN hakkında bir soruşturma varsa, şikayet falan olduysa, karakola, savcılığa çağrılır, ifaden istenirdi.

Yargılama süreci sonunda ne olacağı belli olurdu.

Bugünün Türkiyesinde süreç farklı işliyor. Direkt suçlusun!

Önce içeri giriyorsun; aylarca tutuklu kalıyorsun. Cezaevlerinin rutubetli duvarları arasında nefes almaya çalışıyorsun.

Yargılama süreci işliyor. Ne zaman biteceği belirsiz.

Yargıdan önce medya gerçekleştiriyor infazı. Direkt suçlusun! Kendini savunma hakkın falan yok; gazeteci milleti ne yazıyorsa, ne söylüyorsa o.

Sonra vatandaş veriyor cezayı.

Medyanın oluşturduğu algı öylesine sarıp sarlamıyor ki zihinleri; vatandaşın gözünde kesin suçlu oluyorsun.

“Yapmıştır” diyor vatandaş; “yapmayan var mı zaten?”

Geriye yalnızca, “neden sadece muhalefet belediyeleri” sorusu kalıyor; “neden iktidarınkilere dokunulmuyor?”

Tabi bu soru, gün içindeki yeni sansasyonel gelişmelerin arasında kaybolup gidiyor.

Sen az önce tutuklanmasına karar verilen başkan ve ekibini konuşurken.. Bir başka ilden, ilçeden yeni soruşturma, gözaltı haberleri geliyor.

***

HERKES kendi taşrasında, “bizim başkana ne zaman sıra gelecek” merakı üzerinden dedikodu - gıybet yapıyor.

On - on beş liraya çay içebildiğin herhangi bir çay ocağının tahta taburelerine tüneyip bu mevzular üzerine zaman öldürenleri bir saysam size...

***

NEREYE varacak bu iş?

Nereden bilelim?

Gelişmeleri az çok takip eden, kendince yorumlayan ortalama vatandaş mantığıyla bakarsak..

“Her başkan bir gün gözaltıyla tanışacak” demek mümkün!

Bu durumda belediyecilik yapmak, ateşten gömlek giymek gibi.

Hiçbir şey yapmasan bile, mutlaka bir şey yapmış olma ihtimalin var yani.

Ya da eski bir hesap, eski defterin sayfaları konuveriyor önüne.

***

MEVZUNUN en vahim tarafıysa, itirafçılar!

Hani bu işlerde kazanç - çıkar örgüsü varsa, kimileyin büyük, kimileyin küçük çıkarlarda ‘ortakçı’ konumunda olup suçlananlar, dosyaya dahil edilenler, tutuklananlar falan..

Mevki sahibiyken iyi.. Yetki sendeyken çok güzel.. Varsa çıkarsal durumlar, kazançlı çıkmak güzel.

Belediyelerle iş tutup varsıllaşmak güzel..

Rutubetli duvarlarla tanışınca, kendini kurtarabilmek adına diğerlerini suçlamak nasıl bir şey?

Meselâ CHP Genel Başkanı her gün bir yerde miting yapıyor, iktidara, yargıya demedik laf bırakmıyor; yaşananlara - yaşatılanlara verip veriştiriyor.. Gözaltına alınan, tutuklanan başkanlara, onların bürokratlarına kol kanat germeye çalışıyor.

Aynı ekipteki bir itirafçının kendi özgürlüğü için diğerlerini ateşe atması, her şeyi yakıp kül ediyor.

Sokaktaki adamın kafası karışıyor.

On binlerce insanın doldurduğu alanlarda savunma yapan Genel Başkan’ın söylediklerine mi inansın vatandaş; itirafçının anlattıklarına mı?

Yapanın yanına kâr kalmasın nitekim.

***

SON kertede, ileri demokrasimizin tezahürü olarak, yerel seçim mevhumunu ortadan kaldırıp, atama yerel yönetimlerle yola devam etmek de mümkün!

Seçilmek için milyonları harcamanın, harcadıklarını geri kazanma çabasına girmenin falan çok anlamı yok.

Öyle ya; yaşadığı şehri yönetmeye talip olanın, seçilebilmek için çok çok para harcaması gerekiyor. Seçim kampanyaları bedava yürümüyor.

Kaldır seçimi; yap atamayı.

İşin ironisi tabi bu.. Seçimsiz demokrasi olmaz!

Seçimle gelen seçimle gitsin.

Millet iradesi!

Selam ederim.