Dünyanın pek çok köşesinde hâlâ keşfedilmeyi bekleyen mucizeler var. Bazen bu mucizeler, bir ormanın derin sessizliğinde aniden karşınıza çıkar; bazen de varlığından haberdar olmak bile insanın doğaya bakışını değiştirir. İşte bugün size tam da böyle bir “doğanın paradoksu” sayılabilecek bir canlıdan söz edeceğim: Rafflesia hasseltii.
BİR ÇİÇEKTEN ÇOK DAHA FAZLASI
Rafflesia hasseltii, ilk bakışta masalsı bir dünyanın çiçeği gibi görünür. Ormanın zemini üzerinde kocaman bir kırmızı disk, üzerinde beyaz noktalar… Fakat yaklaştıkça bu masalsı görüntünün ardındaki sert gerçek yüzünü gösterir: Çiçek çürük et gibi kokar.
Bu koku öylesine belirgindir ki, yerel halk ona “ölü ceset çiçeği” lakabını takmıştır. Ama bunun bir nedeni var; Rafflesia türleri, tozlaşma için sineklere ihtiyaç duyar ve sineklerin en sevdiği şey malum: çürümüş organik madde. Doğa, böylesi bir stratejiyle bile kendi dengesini korumayı başarıyor.
BU NASIL BİR BİTKİ? KÖKÜ, GÖVDESİ, YAPRAĞI YOK!
Hepimizin okul yıllarında öğrendiği o klasik şemayı hatırlayın: kök, gövde, yaprak… Rafflesia hasseltii bu şemayı tamamen bozuyor. Çünkü o, alıştığımız anlamda bir bitki değil. Fotosentez yapamıyor, kendi gövdesi yok ve yaşamını sürdürebilmek için tamamen başka bir bitkiye, özellikle de Tetrastigma cinsi sarmaşıklara bağımlı.
Kısacası, parazitik bir bitki. Varlığını, ev sahibi bitkinin damar sisteminden besin çekerek sürdürüyor. Ortaya çıkan dev çiçek de aslında bu gizli, yer altında süren yaşamın kısa ama gösterişli bir yüzeye çıkışı.
DÜNYANIN EN BÜYÜK ÇİÇEKLERİNDEN BİRİ
Rafflesia hasseltii, dev kardeşi Rafflesia arnoldii kadar büyük olmasa da 50–60 santimetreyi bulan çapıyla hâlâ dünya rekoruna ortak. Bir çiçeğin bir futbol topundan büyük olması… Düşündükçe bile şaşırtıcı.
Ama asıl şaşırtıcı olan şey, bu devasa yapının yalnızca birkaç gün yaşayabilmesi. Haftalar süren bir tomurcuklanma döneminden sonra çiçek açar ve 4–5 gün içinde solar. Doğanın tüm emeği, yalnızca bir haftalık bir gösteri için.
NESLİ TEHDİT ALTINDA
Bu kısa ömürlü dev, ne yazık ki insan baskısının uzun süreli etkilerine dayanmakta zorlanıyor. Yaşam alanı olan Güneydoğu Asya yağmur ormanları giderek daralıyor. Evsiz bırakılan Tetrastigma sarmaşıkları da yok oldukça, Rafflesia hasseltii için seçenekler azalıyor.
Bilim insanları, bu benzersiz türü korumak için yerinde koruma (in situ) projeleri üzerinde çalışıyor. Ancak bitkinin karmaşık yaşam döngüsü onu laboratuvar koşullarında yeniden üretmeyi neredeyse imkânsız kılıyor.
Rafflesia hasseltii, aslında bize bir şey anlatıyor: Doğanın en dramatik, en sıra dışı eserleri bile kırılgan. Onları kaybetmek, yalnızca bir türün yok olması değil; dünyanın çeşitliliğinden bir sayfanın sessizce silinmesi demek.
Belki de bizlere düşen en önemli görev, bu sessiz sayfaların sesini duyabilmek.
İnsanlık olarak çoğu zaman kendi gürültümüze o kadar kapılıyoruz ki, bir ormanın derinliklerinde açan, kokusuyla hayatta kalmaya çalışan bu “garip ama muhteşem” çiçeğin hikâyesini duyamıyoruz. Oysa Rafflesia hasseltii, doğanın hem yaratıcılığını hem de hassasiyetini anlatan en güçlü metaforlardan biri.