Son yıllarda neredeyse her yaz aynı cümleyi duyuyoruz: “Bu yıl kurak geçti.”

Ancak asıl mesele, kuraklığın artık istisna değil, süreklilik kazanan bir iklim özelliği haline gelmiş olmasıdır. Bilimsel iklim verileri ve uzun dönemli gözlemler, 2026 yılına girerken su kaynakları üzerindeki baskının daha da artacağına işaret ediyor.


Burada altı çizilmesi gereken önemli bir nokta var: Kuraklık yalnızca yağmurun yağmaması değildir. Artan sıcaklıklar, buharlaşmayı hızlandırıyor; kar yağışları azalıyor, düşen kar ise daha erken eriyor. Sonuç olarak barajlara, yeraltı sularına ve tarımsal sulamaya ulaşan net su miktarı giderek düşüyor. Yani bazı yıllar yağış “normal” görünse bile, suya erişim fiilen azalıyor.


Türkiye, iklim bilimcilerin “yarı kurak ve su stresi yüksek” olarak tanımladığı bir kuşakta yer alıyor. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı, uzun süredir kritik eşiklere yaklaşmış durumda. Nüfus artışı, şehirleşme, tarımsal sulamada verimsiz yöntemler ve sanayi kullanımı bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. 2026’ya yönelik yapılan iklim projeksiyonları, özellikle iç ve güney bölgelerde yağış düzensizliği ve uzun sıcak dönemlerin daha sık yaşanabileceğini gösteriyor.


Su meselesi yalnızca çevresel bir sorun değildir; aynı zamanda ekonomik, sosyal ve hatta güvenlik meselesidir. Tarımsal üretimde düşüş, gıda fiyatlarına yansır. Enerji üretiminde aksaklıklar sanayiyi etkiler. Büyük şehirlerde içme suyu yönetimi, yerel yönetimlerin en kırılgan başlıklarından biri haline gelir. Kuraklık, sessiz ama derin etkiler bırakan bir krizdir.


Bu noktada sorulması gereken soru şudur:

“2026 kurak mı olacak?” değil,

“Biz suyu nasıl yöneteceğiz?”


Çünkü bilim bize şunu söylüyor: İklim değişikliğini kısa vadede durduramayız; ancak etkilerini yönetebiliriz. Bunun yolu da suyu sınırsız bir kaynak gibi değil, stratejik bir varlık olarak ele almaktan geçiyor. Tarımda vahşi sulamadan vazgeçmek, şehirlerde kayıp-kaçak oranlarını azaltmak, yerel su havzalarını bilimsel verilerle korumak ve suyu yöneten yasal çerçeveleri güncellemek artık ertelenemez adımlar.


2026, belki de bize şunu hatırlatacak:

Su krizi bir gün ansızın kapımızı çalmayacak;

zaten içeride…

Ve biz onu ya akılla yöneteceğiz ya da ihmalle büyüteceğiz.