S.S. Balıkesir Bölgesi Hayvancılık Kooperatifleri Birliği Başkanı Faruk Özen Türkiye’deki tarımsal üretim ve hayvancılık sektörlerinin geleceğinin karanlık olduğunu söyledi. Genç neslin tarım ve hayvancılıktan gün geçtikçe uzaklaştığına dikkat çeken Faruk Özen Tarım Bakanlığının bu konuda gerekli önlemleri alması gerektiğini söyledi.

 

POLİTİKA’ya Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın et ihtiyacını karşılamak için hazırladığı projeler hakkında konuşan HAYKOOP Başkanı Faruk Özen, genç çiftçilerin desteklenerek köylerden şehirlere göç etmesinin muhakkak önlenmesinin önemli olduğunu belirtti.

300 KOYUN PROJESİ GÜNDEMDEN DÜŞTÜ

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın et ihtiyacını karşılamak için hazırladığı ‘300 koyun’ projesi ile ‘1 milyon düve’ projelerini değerlendiren Faruk Özen şunları söyledi:

“300 koyun muhabbeti gündemden düştü. Baştan 300 koyunu bedava dağıtılacak gibi bir his oluşturdular. Sonra bakan birkaç kademede işi zor toparladı. En son sözleşmeli hayvancılık modelinin bir çeşidi olarak lanse edildi. TİGEM’lerden sadece 300’le sınırlı olmayan 100 tane, 50 tane küçükbaş alınabilecek şekilde düzenlendi. Hayvancılık yapan kişinin ahırları müsaitse, bulunduğu yerde mera da varsa sözleşme imzalayarak alacağı koyunları uzun vadede geriye ödeyecek. Burada Ziraat Bankası sıfır faiz desteği yapacak. Maksat burada koyunculuk yapıp da kapasitesi küçük olanlara bir takviye yapmak, küçükbaş hayvan sayısını arttırmaktır. Niyet bu ama baştan yanlış anlaşıldı. Böyle olunca da vatandaşın cazibesinden gitti. Vatandaşın beklentisi hibe verilecek yöndeydi.

 

YENİ PROJE 1 MİLYON DÜVE

Şimdi bir de gebe düve dağıtımı ile ilgili Sayın bakan açıklama yaptı. Yine içeriğiyle alakalı detay yok. “1 milyon düve dağıtarak 3 yıl içerisinde kesin hayvan açığını kapatıyoruz” şeklinde bir açıklama yaptı. Şimdi rakamsal olarak 1 milyon düve hayvan sayımıza ilave olursa; yani 14 milyonluk büyükbaş hayvan varlığına 1 milyon daha ilave edersek, bunlar 1 milyon buzağı üretirse, bunların yüzde 80’nin yaşadığını kabul edersek ve yarısının erkek olursa yılda 400 bin dana ithal ediyor ve bunu karşılıyor. Evet, rakamlar açığımızla örtüşüyor. Fakat şimdi burada iki tane soru işareti ortaya çıkıyor. Bunlardan birincisi bu 1 milyon düveye nasıl bakacağız? Zaten şu anda yem açığımız had safhada ve yemde ithalata bağımlıyız. Buğday, mısır, yem bitkileri, kaba yem üretimimiz yetersiz. Samanın bile kilosu 600 lira. Tamam, kışın bu tür ürünlerin fiyatları pahalı olur. Ancak halihazırdaki mevcut tarım arazilerimiz bu 14 milyon hayvana bakmaya, doyurmaya yetmez iken, mevcuttaki araziye ilave tarım alanı açmadan, ekilebilir, sulanabilir tarım alanı oluşturmadan ilave getireceğin her hayvan seneye mezbahaya gidecek demektir.

BİZİM SORUNUMUZ HAYVAN SAYISI EKSİKLİĞİ DEĞİL

Şimdi bunun birbiriyle bileşenleri var. Ben bunun altını çizmek istiyorum. Bizim sorunumuz sadece hayvan sayısı eksiği değil. Hayvan sayısının neden eksildiğine bakalım. Hayvan sayısı eksilirken, işletme sayısı da eksiliyor. Yani şu oluyor: vatandaşımız diyor ki ben artık hayvancılığı yapmak istemiyorum. Çeşitli nedenlerden; ekonomik veya sosyal nedenlerden yapmak istemiyor, para kazanamıyorum da diyebilir. Para kazanıyordur ama yaşlanmıştır, geriden gelen çocukları niyetli değil, onlar başka iş kurmuşlardır. Elim ayağım tutmuyor ben bu hayvanları kesiyorum diyerek sektörden çıkılıyor. Çünkü işletme sayılarında çok ciddi bir azalış var. Çiftçilik yapan, hatta hayvancılık yapan kişi sayılarında ciddi azalış var, yani sektörden çıkış var. Her çıkan hayvanını keserek, satarak, et fiyatları yüksek olduğu için pazarda canlı satacağına, mezbahada kestiğinde aynı parayı veya daha iyi para topluyor. Dolayısıyla bizim 1 milyon hayvan getirirken buna 50 bin de yurtdışından bakıcı getirmen lazım. Çünkü çiftçilik mesleği rantabl bir meslek olmaktan çıktı, ikinci bir meslek olarak yapılıyor. Köylerde sigortalı bir işte çalışarak insanlar, evde de üç beş hayvan bakıyorlar. Karma bir bütçeleri oluyor. Hayvancılıktan para kazanıp kazanmadığının bir önemi yok, kumbara gibi diye biriktiriyor.

GENÇ NESİL KÖYDEN UZAKLAŞIYOR

Nesiller boyu çocuklara babaları, anneleri köylerde hep şunu söylediler: oku, bak biz çile çekiyoruz, bizim çektiğimiz çileyi sen çekme, oku kendini kurtar. Çiftçilik hepimizin bilinçaltında asla ve asla yapılmaması gereken, kaçıp kurtulması gereken bir sektör olarak bilinçaltımıza ister istemez yerleşti. Tabi bizim yaş grubunun çocukluğu biraz daha ilkel tarım yapılan dönemdi. Makineleşme o dönem yoktu, daha çok bilek gücüne dayalıydı ve insanlar daha çok çile çekiyordu. Nitekim de öyle oldu, çocuklar köylerde ezilmemek için babalarını dediğini yaparak okudular. O güzelim tarlaları ve hayvanları gözleri görmedi. Burada bir başka tezat daha var. Bazen derler hayvancılık toplumda hiçbir iş yapamayan, mesleği olmayan insanların son çare yaptığı iş olarak tanımlanır. Kısmen doğru, kısmen de yanlış bulduğum yerleri var. Ama bir yandan da bakıyorsunuz çocuk okuyor doktor, avukat oluyor ama bakıyorsun keçi çiftliği yapmış, büyükbaş hayvan çiftliği yapmış. Hani biz seni okuttuk diye soru ortaya çıkıyor. Ama bir bakıyorsun onlar açısından 2-3 yıl sonra hiç de masa başındaki hesapları g3ibi olmamış. Bu defa da satılık çiftlik diye tabelayı asıyor. Devlet de onlara sektörde kalacaklar diye inanıyor ve onlara hibe veriyor. Onlar da zayi oluyor.

ÇİFTÇİ SAYISI GÜN GEÇTİKÇE AZALIYOR

Dolayısıyla burada yurtdışından bakanlığın küçükbaş veya büyükbaş hayvan getirip bunu çiftçiye dağıtarak et açığını kapatması yapılacak tek yol gibi görünse de uygulamada diğer bileşenleriyle değerlendirilesi gerekiyor. Yani çiftçi sayısı azalırken, sen bunu yaptığında bir anlam ifade etmeyecek. Amacımız ne? Göç engellensin, insanlar para kazansın, köyünde kalsın.

KÖYDEKİ GENÇLER DAHA FAZLA DESTEKLENMELİ

O yüzden yeni bir teklif sunduk, dedik ki bunu iyi değerlendirin. Bu çiftçilere verdiğiniz gübre, mazot, sertifikalı tohum, buzağı, süt, yem bitkisi, pamuk, ayçiçeği gibi 50 tane tarımsal destek var. Bunların havuzunda bir oynama yapın dedik. İnsanlar hayvancılığı en çok sosyal güvence yüzünden bırakıyorlar. Bunlara bir sosyal güvence desteği getirin dedik. Farklı mesleklerde farklı uygulamalar var. Örneğin radyasyonda çalıştığı için röntgen mütehassıslarına indirim var ya da arazide çalıştığı için askeri personele veya madende çalışanlara indirim var. Dedik ki; örneğin 15 sene tarım sigortasını ödeyen bir çiftçiyi sen 25 yıl üzerinden emekli et. Bunu destek gibi yap. Ya da ilk 10 yılını ödeyenin ikinci 5 yılını ben ödeyeceğim ya da doğrudan yarı yarıya ben ödeyeceğim de. Bugün 550 lira tarım bağ-kurunun primi var. Ama cazip olmalı. De ki çiftçi işine sarılsın, tarlasında ektiği mısıra verdiğin destek var. Ama tarlanın tapusu yok, intikal ettirilmemiş alamıyorlar. Alsalar bile yılın belli aylarında parça parça yatıyor. Bakıyor az miktarda para yatmış onlar da harcanıp gidiyor. Aile ekonomisine katkısını hissedemiyor. O yüzden diyoruz ki bu desteklerde bir etki analizi yapın, çiftçiye sorun diyoruz. Hükümet 15 milyar TL destek dağıtıyor, bu çok ciddi bir rakam. Ama çiftçilere sorduğumuzda desteklerden yararlanması hissetmek anlamında sıkıntı var. Ben yararlanamıyorum diyor yada bana az geliyor diyor. Çünkü çiftçi bölünmüş küçük tarlalarda iş yapıyor ya da hayvanlarının sayısı çok az. Dolayısıyla bu hayvan ithalatları yapılırken; bu hayvanları getireceğiz ama hayvancılık yaşlıların elinde, gençlere destek verilmeli. Hükümet bunun farkında ve gençlere 30 bin lira ilave veriyor. Fakat o da amacına hitap etmedi, yani maksat hasıl olmadı.

 

BENİM OĞLUM TARIMDA KALMALI

Dolayısıyla bu gerçekler ışığında projeler yapılmalı. Evet, bu ülkede et açığı varsa, var olacaktır. Bunda anormal bir şey yok. Fransa’da da kiraz açığı var, bizden kiraz alıyorlar. Biz de onlardan et alırız, karşılıklı olarak. Bunu tarımdan insanlar neden çıkıyor, neden nesil bunu yapmak istemiyor sorularının cevaplarını bulduğumuz gün tarımsal üretim açıklarımız yavaş yavaş kapanmaya başlayacaktır. Benim oğlum hayvancılıkta veya tarımda kalırsa, benden devraldığını devam ettirirse üretimi, sorun olmayacaktır. Ama benden devraldığını satarsa dolayısıyla açığın üstüne bir açık daha ilave edilecektir. Bugün köylerdeki sorun bu. Arkadan gelen nesil asla babasından devraldığı bayrağı taşımıyor. Araziler satılıyor veya hayvanlar kesiliyor, satılıyor. Biz asla insanlar bu işi yapmak istemediği sürece bu açığı kapatamayız. Yani zayıf yönümüzü kabul edip güçlü yönümüzün üstünden gitmemiz lazım. Üstüne de para verseniz bu işi yapmayacağım diyen kişiye de yaptıramazsınız. Yani çiftçilik şu anda sosyal hayatı olmayan, sürekli çile çekilen, düğünü, bayramı, cenazesi olmayan bir sektör.”