Yapay zeka artık hayatımızın tam ortasında. Eskiden teknoloji haberlerinde okuduğumuz, biraz uzak gördüğümüz bu mesele şimdi iş dünyasının kapısını çalmıyor, resmen içeri girmiş durumda. Üstelik bu değişim herkesi aynı şekilde etkilemiyor...

Son yapılan araştırmalar, yapay zekanın tehdit ettiği mesleklerde çalışanların büyük bölümünün kadınlar olduğunu söylüyor. İşte asıl durup düşünmemiz gereken yer de tam burası.

Kulağa ilk başta teknik bir veri gibi geliyor olabilir. “Yapay zeka bazı işleri dönüştürecek” cümlesini artık çok sık duyuyoruz. Ama mesele yalnızca bazı mesleklerin ortadan kalkması değil. Mesele, bu dönüşümün yükünü kimin daha fazla taşıyacağı. Eğer risk altındaki işlerin büyük bölümünde kadınlar çalışıyorsa, o zaman burada sadece teknolojik bir değişimden değil, aynı zamanda sosyal bir eşitsizlikten de söz ediyoruz demektir.

Bugün ofislerin görünmeyen yükünü çeken yönetici asistanları, metin üreten, çeviri yapan, iletişimi düzenleyen, detayları toparlayan pek çok çalışan var. Bu işlerin önemli bir kısmı yıllardır kadın emeğiyle ayakta duruyor. Şimdi yapay zeka tam da bu alanlara göz dikmiş durumda. Çünkü sistem şunu seviyor: tekrar eden işleri, düzenli veri akışını, metin üretimini, planlamayı, sınıflandırmayı… Yani insanın sabırla, dikkatle yaptığı ama çoğu zaman değeri yeterince teslim edilmeyen işleri.

Buradaki acı gerçek şu: Kadınların yoğun olduğu meslekler tarih boyunca zaten çoğu zaman “destek işi” gibi görüldü. Yani çok önemliydi ama çok görünür değildi. Şimdi bir de bu işler “otomasyona uygun” diye tarif edilince, sanki kolayca vazgeçilebilir alanlarmış gibi algılanıyor. Oysa bu işler bir kurumun hafızasını, düzenini, iletişimini ayakta tutan alanlar. Bir yönetici asistanını sadece takvim ayarlayan biri gibi görmek ne kadar yanlışsa, bir tercümanı sadece kelime çeviren biri gibi görmek de o kadar yanlış.

Çünkü insan işi sadece teknik görevden ibaret değil. Bir tercüman bağlamı bilir, tonu anlar, kültürü taşır. Bir asistan kriz anını hisseder, önceliği sezebilir, insan ilişkilerini yönetir. Yapay zeka hızlı olabilir, pratik olabilir ama sezgi, deneyim ve insani denge dediğimiz şey hâlâ makineden çıkmıyor. En azından bugün için durum böyle.

Öbür taraftan bazı mesleklerde riskin daha düşük görülmesi de ilginç. Yardımcı hemşirelik ya da uçuş görevliliği gibi alanlarda kadınlar yine yoğunlukta ama buralarda yapay zekanın etkisinin daha sınırlı kalacağı düşünülüyor. Bunun nedeni çok açık: İnsan teması. Yani bir hastaya yaklaşım, bir yolcunun stresini anlama, ani bir durumda soğukkanlı davranma… Bunlar sadece bilgiyle değil, sahici insan becerisiyle yapılan şeyler. Demek ki gelecekte en kıymetli şeylerden biri de bu olacak: insan kalabilmek.

Bence burada asıl mesele yapay zekaya karşı çıkmak değil. Zaten dünya o noktayı geçti. Kimse teknoloji dursun diyemez. Ama şu soruyu sormak zorundayız: Bu dönüşüm adil mi ilerliyor? Yeni sistem kurulurken kadınların yoğun olduğu meslekler gözden çıkarılıyor mu? Eğitim programları, yeni beceri kazandırma süreçleri, iş gücü planlamaları buna göre yapılıyor mu? Çünkü dönüşüm olacaksa, bunun bedelini hep aynı kesim ödememeli.

Bugün yapay zekayı sadece verimlilik üzerinden konuşursak eksik kalırız. Bu meseleyi emek, cinsiyet ve fırsat eşitliği açısından da konuşmak zorundayız. Aksi halde teknoloji büyürken toplumsal adaletsizlik de onun gölgesinde büyür. Ve o zaman sorun yapay zekanın kendisi değil, onu nasıl kullandığımız olur.

Kısacası mesele şu: Gelecek geliyor, evet. Ama bu geleceği kimin için, nasıl kurduğumuz çok daha önemli. Eğer dikkat etmezsek, yapay zeka bazı işleri kolaylaştırırken bazı hayatları daha da zorlaştırabilir. Hele ki bunun yükü yine en çok kadınların omzuna binecekse, o zaman alkışlamadan önce biraz durup düşünmek gerekir.