Marmara Denizi ve çevresindeki sismik risklere yönelik akademik çalışmalarıyla dikkat çeken jeoloji uzmanı Prof. Dr. Osman Bektaş, İstanbul’un deprem geleceğine dair yürütülen bilimsel tartışmalara yeni bir boyut kazandırdı.
Sosyal medya hesabı üzerinden sismik modellemelere dair stratejik bir paylaşımda bulunan Bektaş, "Marmara'da ezberler değişiyor" diyerek kamuoyunda yıllardır süre gelen büyük İstanbul depremi algısını teknik açıdan masaya yatırdı. Ünlü bilim insanına göre, bölgede olası bir afete hazırlık yaparken odaklanılması gereken temel unsur yalnızca depremin büyüklüğü değil, fay mekanizmasının doğru tanımlanmasıdır.
"Ana Marmara Fayı" ile "Marmara Fay Zonu" Arasındaki Kritik Ayrım
Prof. Dr. Osman Bektaş'ın analizlerinde öne çıkan en radikal unsur, Marmara Denizi'ndeki tektonik yapının adlandırılma şeklidir. Bilim dünyasında iki farklı okulun karşı karşıya geldiğini belirten Bektaş, bu durumun ürettiği senaryoları şu şekilde özetledi:
Ana Marmara Fayı Yaklaşımı: Marmara’nın altındaki kırığı tek parçalı bir çizgi olarak kabul eden bu geleneksel yaklaşım, Mw 7 ve üzeri büyüklükte tek bir yıkıcı deprem senaryosunu (megadeprem) ön plana çıkarmaktadır.
Marmara Fay Zonu Yaklaşımı: Bektaş'ın dikkat çektiği bu modern yaklaşım ise denizin altını tek bir çizgiden ibaret görmez. Aksine Çınarcık, Orta Marmara ve Tekirdağ bölgelerinde bulunan çek-ayır (pull-apart) havzalarındaki çok sayıda aktif ve bağımsız fayı içeren karmaşık bir yapıyı işaret eder.
Geçmişteki Mw 6 Üzeri Depremler Unutulmamalı
Doğru deprem senaryolarına ulaşmanın yolunun kavramsal doğruluktan geçtiğini vurgulayan Prof. Dr. Osman Bektaş, Marmara Fay Zonu yaklaşımının ciddiyetle incelenmesi gerektiğini savundu. Bölgenin sismik geçmişine atıfta bulunan ünlü jeolog, geçmişte yaşanan 1963 depremi ile yakın dönemde hafızalarda yer edinen 2025 yılındaki Mw 6 ve üzeri sarsıntıları hatırlattı. Bektaş, bu büyüklükteki depremlerin de en az büyük deprem teorileri kadar risk taşıdığını ve yapı stokunun bu orta-büyük ölçekli sarsıntı serilerine göre de test edilmesi gerektiğini ifade etti.
"Bilimde doğru kavram, doğru deprem senaryosunun temelidir. Marmara’yı tek bir çizgiyle açıklamak mı, yoksa karmaşık bir fay zonu olarak anlamak mı? İşte İstanbul’un deprem geleceğini doğrudan etkileyen ve yapısal önlemleri değiştirecek olan kritik bilimsel tartışma budur."
Marmara havzasındaki bu sismik segmentasyon tartışması, yerel yönetimlerin ve kentsel dönüşüm stratejistlerinin lojistik planlamalarında da büyük rol oynuyor. Tek parça büyük kırılma yerine ardışık orta-büyük kırılmaların olasılığı, binaların yorulma payından zemin sümüklenmesi riskine kadar birçok mühendislik hesabını baştan aşağı değiştirebilecek güçte.





