Şehirler demokratik seçimlerle yönetilir. Sandık kurulur, zarflar açılır, sayılar konuşur. Halk, kendisine en yakın hissettiğini seçer.
Yakınlık bazen aynı sokaktan geçmekle, bazen aynı dili konuşmakla, bazen de sadece “bizi anlıyor” duygusuyla kurulur.
Seçerken herkes kendi içinden sessiz bir muhasebe yapar: “Buna ulaşabilir miyim? Kapısını çalabilir miyim? Bir gün beni tanır mı?”
Demokrasi, biraz da bu soruların toplamıdır.
***
Seçim biter. Başkomutan Marşı çalar. Alkışlar yükselir. Belediye binasında çalışanlar yeni geleni karşılar; yüzlerde ölçülü bir tebessüm,
cümlelerde temkin vardır. Çünkü kurumlar insanlardan daha uzun ömürlüdür, ama insanlar kurumların kaderini belirler.
Sonra hayat kaldığı yerden devam eder. Yağmur yağar, güneş açar. Şehrin takımı bazen kazanır, bazen kaybeder.
Genel başkan gelir, protokol dizilir, fotoğraflar çekilir. Mevsimler geçer.
Ankara’ya gidilir, Ankara’dan dönülür. Daire başkanları değişir. Saat ve takvim hızla ilerler.
***
Yeni doğan çocuklar dört-beş yaşına gelir. Ortaokuldakiler liseyi bitirir. Üniversiteye gidenler öğretmen, doktor, mühendis olur.
Bizim kasabada ise çoğu zaman değişen kaldırımlar olur. Taşlar değişir ama yön değişmez.
***
Herkes oğlunu ya da kızını sınavsız devlet memuru yapmak ister.
Bu hayalin ilk durağı çoğu zaman başkanın özel kalemidir.
Özel kalem, küçük şehirlerde sadece bir görev değil; iktidara açılan gizli bir kapıdır.
Çünkü oradan geçebilen, her kapının bir gün açılabileceğine inanır.
Belediyede çalışanlar şube müdürü, daire başkanı olmak ister.
Oysa başkan seçilebilmek için dışarıda en az elli kişiye “seni belediye başkan yardımcısı yapacağım” sözü vermiştir.
Bu sözlerin çoğu tutulmaz; ama hepsi hatırlanır.
İşte tam da burada başlar taht savaşları.
***
Taht savaşları sessizdir. Resmî yazılarda değil, kulislerde yapılır.
Kim kiminle Ankara’ya gitti, kim kimin fotoğraf karesine girdi, kim hangi maçta başkanın yanında oturdu; hepsi not edilir.
Liyakat geri planda kalır, yakınlık öne çıkar.
İktidar, sadece yönetme gücü değil; aynı zamanda dağıtma yetkisidir.
***
Beş yıl böyle geçer.
Ankara ziyaretleriyle, kaldırım değişiklikleriyle, şehrin takımının maçlarında verilen pozlarla…
Her fotoğraf bir mesajdır, her ziyaret bir beklenti doğurur.
Şehir yönetilmekten çok idare edilir.
Sonra bir bakarsınız zaman çok hızlı geçmiştir.
Bir dönem daha bitmiştir.
Yeni bir seçim, yeni bir umut, yeni bir hikâye konuşulmaya başlanır.
Ama hikâyeler değişmez.
Sadece kahramanlar yer değiştirir.
***
Belki de asıl soru şudur:
Şehirler mi yöneticilerine benzer, yoksa yöneticiler mi şehirlerine?
Cevabı yine zaman verir.
Her zaman olduğu gibi.





