Bir ormanı kaybetmek bazen birkaç saat sürüyor, ama onu yeniden kazanmak nesiller boyu süren bir sabır ve emek gerektiriyor.

Yaz ayları geldiğinde ne yazık ki ekranlarımız yine aynı görüntülerle doluyor. Alevlerin arasında kalan ormanlar, gökyüzünü kaplayan duman, canını kurtarmaya çalışan hayvanlar, gece gündüz demeden mücadele eden ekipler...

Yangın söndüğünde ise çoğumuzun aklına aynı soru geliyor:

"Tamam, yangın bitti ama orman ne zaman eski haline dönecek?"

İşte işin en düşündürücü kısmı da burada başlıyor.

Çünkü orman yangını yalnızca ağaçların yanması anlamına gelmiyor. Aslında bir ormanın onlarca, hatta yüzlerce yılda oluşturduğu doğal düzen birkaç saat içinde büyük ölçüde yok olabiliyor.

Ormanı uzaktan baktığımızda yeşil bir örtü gibi görüyoruz. Oysa o yeşilliğin altında görünmeyen devasa bir yaşam ağı var. Toprağın içinde milyonlarca mikroorganizma, mantarlar, böcekler... Ağaçların dallarında kuşlar, sincaplar... Çalıların arasında sürüngenler, memeliler ve daha sayısız canlı...

Yangın çıktığında sadece ağaç gövdeleri yanmıyor. Bir ekosistem yok oluyor.

Özellikle kaçma şansı olmayan kirpiler, kaplumbağalar, böcekler, kuş yavruları ve birçok küçük canlı alevlerin arasında hayatını kaybediyor. Kurtulabilen hayvanlar ise bu kez yiyecek, su ve barınacak alan bulmakta zorlanıyor.

Yani yangın, söndüğü gün bitmiyor. Doğadaki etkisi yıllarca devam ediyor.


TOPRAK DA YANIYOR

Çoğu kişi yangından sonra geriye kalan siyah toprağı görünce "Toprak duruyor ya..." diye düşünebilir. Oysa en büyük zararların biri tam da orada yaşanıyor.

Orman toprağı; yıllarca dökülen yapraklar, dallar ve organik maddeler sayesinde canlılığını koruyor. Yangının oluşturduğu aşırı sıcaklık bu doğal yapıyı adeta pişiriyor. Toprağın içindeki faydalı mikroorganizmalar büyük ölçüde yok oluyor.

Bununla da kalmıyor.

Bazı yangınlarda toprağın üst kısmında suyu iten bir tabaka oluşuyor. Bu nedenle yağmur yağdığında su toprağa işlemeden akıp gidiyor. Sonuç olarak sel, taşkın ve erozyon riski ciddi şekilde artıyor.

Aslında yangından sonraki ilk kuvvetli yağmur bile yeni bir afete dönüşebiliyor.

Ormanlar dünyanın en önemli karbon depolarından biri. Yıllarca atmosferden karbondioksiti çekerek bünyesinde depoluyor.

Yangın çıktığında ise yıllardır depolanan karbon birkaç saat içinde yeniden atmosfere karışıyor.

Bu da küresel ısınmayı hızlandıran önemli etkenlerden biri haline geliyor.

Üstelik ortaya çıkan yoğun duman sadece yangın bölgesini etkilemiyor. Rüzgârla yüzlerce kilometre taşınabiliyor.

Astım, KOAH ve kalp-damar hastalıkları bulunan kişiler için ciddi sağlık riski oluşturuyor.

Yangın sonrası oluşan kül ve yanık artıklar yağmurlarla birlikte dere ve göllere taşınıyor.

Bu durum hem su kalitesini düşürüyor hem de sucul yaşamı olumsuz etkiliyor.

Bitki örtüsü olmadığı için yağmur suları toprağa süzülemiyor. Yeraltı su kaynakları yeterince beslenemiyor. Kuraklık riski de zamanla artıyor.

Yani yangın yalnızca ormanı değil, su döngüsünü de bozuyor.

Belki de en çok merak edilen soru bu.

Maalesef bunun tek bir cevabı yok.

Her şey yanan bölgenin iklimine, toprak yapısına, yangının şiddetine ve hangi ağaç türlerinin bulunduğuna göre değişiyor.

İlk yeşil filizler bazen birkaç ay içinde görülmeye başlayabiliyor.

Çalılar ve otsu bitkiler genellikle ilk 1-3 yıl içerisinde yeniden ortaya çıkıyor.

Genç ağaçların belirgin şekilde büyümesi ise yaklaşık 10-20 yılı bulabiliyor.

Ancak gerçek anlamda olgun bir ormanın yeniden oluşması çoğu zaman 50 ila 100 yıl arasında değişiyor.

Eğer yanan bölgede yaşlı ağaçlar, zengin bitki örtüsü ve güçlü bir ekosistem varsa, bunun tamamen eski haline dönmesi bir insan ömründen bile uzun sürebiliyor.

Yani bugün kaybettiğimiz bir ormanın tam anlamıyla yeniden oluştuğunu belki çocuklarımız, belki torunlarımız görebilecek.


HER YANAN ALANA HEMEN FİDAN DİKMEK DOĞRU MU?

Toplumda sıkça görülen iyi niyetli bir düşünce var:

"Yangın söndü, hemen fidan dikelim."

Oysa uzmanlar bunun her zaman doğru olmadığını söylüyor.

Çünkü Akdeniz iklimindeki birçok orman türü aslında yangından sonra kendiliğinden yeniden filizlenebiliyor.

Kozalaklarını açan çam türleri, köklerinden sürgün veren bitkiler doğanın kendi onarım mekanizmasının bir parçası.

Bu nedenle önce doğanın kendini toparlamasına fırsat verilmesi gerekiyor.

Bilimsel incelemeler tamamlandıktan sonra ihtiyaç duyulan alanlarda doğru türlerle ağaçlandırma yapılması en sağlıklı yöntem olarak görülüyor.

Belki de çıkarılması gereken en önemli ders bu.

Bir ağacı dikmek birkaç dakika sürüyor.

Ama onun gerçek bir ormana dönüşmesi onlarca yıl alıyor.

İçinde binlerce canlıya ev sahipliği yapması ise belki bir asır...

Bu yüzden orman yangınlarını yalnızca yaz aylarının sıcak gündemi olarak görmek büyük hata olur.

Çünkü yanan sadece ağaçlar değil; toprağın bereketi, suyun geleceği, havanın temizliği, hayvanların yuvası ve aslında hepimizin ortak yaşam alanı oluyor.

Ormanlar bize oksijen veriyor, suyu koruyor, iklimi dengeliyor ve yaşamı sürdürüyor.

Onları korumak sadece ormancıların ya da itfaiyecilerin görevi değil; pikniğe gidenin, tarlada çalışan çiftçinin, yoldan geçen sürücünün, yani hepimizin ortak sorumluluğu.

Çünkü bir ormanı kaybetmek bazen birkaç saat sürüyor, ama onu yeniden kazanmak nesiller boyu süren bir sabır ve emek gerektiriyor.

Muhabir: ULAŞ SÜRMELİOĞLU