Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu… Üç isim, bir siyasi dönem, bir darbe ve Türk demokrasi tarihinin en tartışmalı sayfalarından biri. 27 Mayıs 1960’ta iktidardan indirilen Demokrat Parti yönetiminin Yassıada’da yargılanması, 15 idam kararıyla sonuçlandı. Bu kararların üçü infaz edildi. 16 Eylül 1961’de Hasan Polatkan ile Fatin Rüştü Zorlu, 17 Eylül’de ise Başbakan Adnan Menderes İmralı’da idam edildi. Peki üç siyasetçi hangi suçlardan mahkûm edildi? Yassıada’da ne yaşandı? Ve aradan geçen 65 yılda bu kararlar Türkiye’nin siyasi hafızasında neden hâlâ tartışılıyor?


Türkiye’nin siyasi tarihinde bazı tarihler vardır; üzerinden yıllar geçse de anlamı eksilmez. 27 Mayıs 1960 bunlardan biridir. 16 ve 17 Eylül 1961 ise 27 Mayıs’ın siyasi iktidar üzerindeki son ve en ağır sonuçlarının yaşandığı günlerdir.

Bir tarafta 1950’de iktidara gelen, Türkiye’de çok partili siyasi hayatın önemli dönüm noktalarından birini oluşturan Demokrat Parti ve onun başbakanı Adnan Menderes vardır. Diğer tarafta 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesi, Yassıada’da kurulan Yüksek Adalet Divanı, aylar süren davalar ve sonunda verilen idam kararları…

15 Eylül 1961’de Yassıada’daki yargılamalar tamamlandı. 592 kişinin yargılandığı süreçte 15 kişi hakkında idam kararı verildi. Milli Birlik Komitesi, bu kararların yalnızca üçünü onayladı: Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan.

İki bakan 16 Eylül sabaha karşı, Başbakan Menderes ise bir gün sonra İmralı’da asıldı.


ÇAKIRBEYLİ’DEN BAŞBAKANLIĞA: ADNAN MENDERES

Adnan Menderes, 1899 yılında Aydın’da dünyaya geldi. Çocuk yaşta anne ve babasını kaybetti. Ailesinden kalan Çakırbeyli Çiftliği’nin sorumluluğunu genç yaşta üstlendi. Siyasete Cumhuriyet Halk Fırkası saflarında başladı; daha sonra Serbest Cumhuriyet Fırkası içerisinde yer aldı. 1946’da Demokrat Parti’den Aydın milletvekili seçildi.

1946’dan sonra Celal Bayar, Fuat Köprülü, Refik Koraltan ve Adnan Menderes tarafından şekillendirilen Demokrat Parti, 14 Mayıs 1950 seçimlerinde iktidara geldi. Menderes, 1950’de başbakan oldu ve 27 Mayıs 1960’a kadar kesintisiz olarak bu görevde kaldı. Aydın Adnan Menderes Üniversitesi de Menderes’in 1950-1960 arasında Türkiye Cumhuriyeti başbakanı olduğunu belirtiyor.

1950, 1954 ve 1957 seçimlerinde Demokrat Parti sandıktan birinci parti olarak çıktı. Menderes döneminde tarımda makineleşme, karayolu yatırımları, elektrik üretimi ve sanayileşme hamleleri hız kazandı. Aynı dönemde Türkiye NATO’ya girdi, dış politikada Batı ittifakı içerisindeki konumunu güçlendirdi.

Ancak iktidarın ikinci yarısında siyasi gerilim giderek yükseldi. Muhalefet ile iktidar arasındaki çatışma sertleşirken basın özgürlüğü, üniversitelerin durumu, Tahkikat Komisyonu ve siyasi iktidarın muhalefete yaklaşımı üzerinden ağır tartışmalar yaşandı.

1959 ve 1960’a gelindiğinde sokak gösterileri, öğrenci hareketleri ve siyasi gerilim ülkenin gündemini belirleyen başlıca meseleler arasındaydı.

Ve 27 Mayıs geldi.


27 MAYIS: SANDIKTAN DARBEYE

27 Mayıs 1960 sabahı Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki bir grup subay yönetime el koydu. Meclis feshedildi, Demokrat Parti hükümeti görevden uzaklaştırıldı, Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Başbakan Adnan Menderes ve çok sayıda DP yöneticisi tutuklandı. Darbenin ardından Milli Birlik Komitesi yönetimi üstlendi.

Demokrat Parti 29 Eylül 1960’ta mahkeme kararıyla kapatıldı.

İktidar değişmişti.

Fakat 27 Mayıs’ın en ağır sonuçlarından biri henüz yaşanmamıştı.

Yassıada…


YASSIADA’DA YARGILAMA

27 Mayıs sonrasında DP yöneticileri İstanbul’daki Yassıada’ya götürüldü. Burada Yüksek Adalet Divanı adı verilen özel bir mahkeme oluşturuldu ve yargılamalar 14 Ekim 1960’ta başladı. Duruşmalar 15 Eylül 1961’de sona erdi.

Yargılamalar tek bir davadan ibaret değildi.

Anayasayı İhlal Davası başta olmak üzere 6-7 Eylül Olayları, İstanbul ve Ankara olayları, Topkapı Olayı, Demokrat İzmir Gazetesi Davası, Köpek Davası, Bebek Davası, Değirmen Davası gibi çok sayıda dosya görüldü.

Dönemin siyasi iktidarına yöneltilen suçlamalar arasında anayasal düzeni ihlal etmek, muhalefeti baskı altına almak, devlet imkânlarını kötüye kullanmak, kamu kaynaklarıyla ilgili usulsüzlükler ve 6-7 Eylül olaylarında sorumluluk gibi çok farklı başlıklar bulunuyordu. Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan Türkiye Cumhuriyeti Tarihi çalışmasında da Yassıada davalarının önemli bölümünün DP dönemindeki siyasi gelişmeler ve iktidara yöneltilen baskı, anayasal düzeni ihlal ve benzeri suçlamalar etrafında şekillendiği belirtiliyor.

Bununla birlikte Yassıada yargılamalarının kendisi de sonraki yıllarda ağır biçimde tartışıldı.

TBMM'nin 2020'de yaptığı hukuki değerlendirmede, Yüksek Adalet Divanı'nın kuruluşu ve yetkilerine ilişkin düzenlemelerin doğal hâkim ilkesi, masumiyet karinesi ve “kanunsuz suç olmaz” ilkesi gibi temel hukuk prensipleriyle ve 1924 Anayasası'nın ilgili hükümleriyle bağdaşmadığı belirtildi.

Dolayısıyla bugün “Menderes neden idam edildi?” sorusunun cevabı iki ayrı düzlemde ele alınmak zorunda.

Birincisi, Yassıada mahkemesinin hangi suçlamalar üzerinden ölüm cezası verdiği.

İkincisi ise, bu yargılamaların hukuki meşruiyetinin sonraki yıllarda nasıl değerlendirildiği.


MENDERES'E YÖNELTİLEN SUÇLAMALAR

Menderes, Yassıada'daki çok sayıda davanın sanığıydı. Bunların en önemlisi Anayasayı İhlal Davasıydı.

Yargılamalar sonucunda Menderes hakkında çeşitli davalardan mahkûmiyet kararları verildi ve ölüm cezasının temel dayanaklarından biri Anayasayı İhlal Davası oldu.

Ancak Yassıada'daki bütün davalar aynı nitelikte değildi. Örneğin Bebek Davası'nda Menderes hakkındaki suçlamalar daha sonra düşürüldü. Atatürk Araştırma Merkezi'nin çalışmasında, Bebek Davası'nın Anayasayı İhlal Davası ile birleştirilmesinin ardından Menderes hakkındaki suçlamaların oy birliğiyle düşürüldüğü belirtiliyor.

Köpek Davası gibi davalarda ise kamu kaynaklarının kullanımı ve malvarlığına ilişkin iddialar gündeme geldi.

Yani Menderes'in idam kararını tek bir “yolsuzluk dosyasına” bağlamak tarihsel tabloyu eksik bırakır. Karar, Yassıada'daki geniş yargılama sürecinin sonunda verildi.


POLATKAN: MALİYE BAKANLIĞINDAN DARAĞACINA

Hasan Polatkan 1915'te Eskişehir'de doğdu. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. Ziraat Bankası'nda müfettiş yardımcılığı yaptıktan sonra siyasete girdi ve 1946'da Demokrat Parti'den Eskişehir milletvekili seçildi.

1950'de Menderes hükümetinde Çalışma Bakanı olarak görev aldı; ardından Maliye Bakanlığına getirildi. 1950'li yılların büyük bölümünde Türkiye'nin maliye politikasının başındaki isim oldu. TBMM Albümü'nde Polatkan'ın VIII, IX, X ve XI. dönemlerde Eskişehir milletvekilliği yaptığı ve çeşitli hükümetlerde Maliye Bakanlığı görevini üstlendiği belirtiliyor.

Polatkan'ın Yassıada sürecindeki en önemli başlıklardan biri mali işlemler ve kamu kaynaklarının kullanımıyla ilgili suçlamalardı.

Ancak Polatkan'ın savunması ve yargılamaların hukuki niteliği de yıllar boyunca tartışıldı.

16 Eylül 1961 sabaha karşı ölüm cezası infaz edildi.

Boynuna bir bakanlık mührü değil, ilmek geçirildi.


ZORLU: DİPLOMASİNİN ÖNEMLİ İSMİ

Fatin Rüştü Zorlu, 1910 yılında dünyaya geldi. Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi ve Paris Siyasi İlimler Okulu'nda eğitim gördü. Meslek hayatına diplomasi alanında başladı.

Bern, Paris ve Moskova gibi merkezlerde görev yaptı; Dışişleri Bakanlığı'nın çeşitli kademelerinde çalıştı. Moskova Büyükelçiliği, Beyrut Başkonsolosluğu ve Dışişleri Bakanlığı İktisat ve Ticaret Dairesi Genel Müdürlüğü gibi görevlerde bulundu. TBMM Albümü'ndeki özgeçmiş bilgileri Zorlu'nun uzun diplomasi kariyerini ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.

1954'te Çanakkale milletvekili olarak Meclis'e girdi. Menderes hükümetinde başbakan yardımcılığı yaptı. 1957'den 27 Mayıs 1960'a kadar Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı.

Kıbrıs meselesi, Türkiye-Yunanistan ilişkileri ve uluslararası diplomasi Zorlu'nun siyasi kariyerinin öne çıkan başlıklarıydı.

Fakat 27 Mayıs sonrasında diplomasi masalarından Yassıada sanık sandalyesine geçti.

Zorlu hakkında da Yassıada'daki farklı davalarda suçlamalar yöneltildi. Bunlar arasında 6-7 Eylül olaylarına ilişkin dava da bulunuyordu. Atatürk Araştırma Merkezi'nin Türkiye Cumhuriyeti Tarihi çalışmasında, Menderes ve Zorlu'nun da aralarında bulunduğu isimlerin 6-7 Eylül olayları kapsamında yargılandığı kaydediliyor.

Zorlu da 16 Eylül 1961 sabaha karşı Polatkan ile birlikte idam edildi.


CELAL BAYAR'A MÜEBBET...

Yassıada'da 15 kişi hakkında idam kararı verildi.

Bu isimler arasında Cumhurbaşkanı Celal Bayar da bulunuyordu.

Fakat Milli Birlik Komitesi, verilen 15 idam kararından yalnızca üçünü onayladı: Menderes, Polatkan ve Zorlu.

Diğer idam kararları hapis cezalarına çevrildi. Celal Bayar'ın idam cezası da 65 yaşını doldurmuş olması nedeniyle müebbet hapse çevrildi.

Böylece Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir başbakan ile görevdeki iki eski bakan, aynı siyasi dönemin yargılamaları sonunda ölüm cezasıyla karşı karşıya kaldı.

16 Eylül'de Polatkan ve Zorlu'nun infaz edildiği duyuruldu.

Menderes'in infazı ise sağlık durumu nedeniyle ertelendi.

17 Eylül'de doktorların sağlık durumunun infaza elverişli olduğuna ilişkin rapor vermesinin ardından Menderes İmralı'ya götürüldü ve idam edildi. TBMM'nin tarih yayınında 16 Eylül'de Polatkan ve Zorlu'nun, 17 Eylül'de ise Menderes'in idam edildiği açıkça belirtiliyor.


BİR DÖNEMİN SONU

Menderes'in son günleri Türkiye'nin siyasi hafızasında ayrı bir yer tuttu.

1950'de sandıktan çıkan Demokrat Parti'nin başbakanı, on bir yıl sonra bir darbenin ardından mahkûm olarak aynı ülkenin darağacına gönderiliyordu.

Menderes'in idam edilmesiyle yalnızca bir hükümetin değil, 1950'lerde Türkiye siyasetini belirleyen bir dönemin de son perdesi kapandı.

Ancak hikâye burada bitmedi.

Çünkü Türkiye, 27 Mayıs'ın ve Yassıada'nın sonuçlarını sonraki yıllarda yeniden tartışmaya devam etti.


27 MAYIS'IN HUKUKİ MİRASI

Yıllar içerisinde Menderes, Polatkan ve Zorlu'nun itibarlarının iadesi yönünde adımlar atıldı.

TBMM, 1987'de kabul ettiği 3374 sayılı kanunla üç ismin naaşlarının İmralı'dan nakledilmesine ve isimlerinin bazı tesislere verilmesine ilişkin düzenleme yaptı. 1990'da ise 3623 sayılı kanunla bu süreç tamamlandı; üç ismin itibarı hukuken iade edildi ve naaşları 17 Eylül 1990'da devlet töreniyle İstanbul'daki anıt mezara taşındı.

2012 yılında dönemin TBMM Başkanı Cemil Çiçek de Menderes, Polatkan ve Zorlu'nun idamlarının yıl dönümünde yaptığı açıklamada, idamları ve parlamento dışı güçlerce seçilmiş hükümetin devrilmesini ağır biçimde eleştirdi.

2020'de TBMM'de kabul edilen düzenlemeyle ise Yüksek Adalet Divanı'nın kuruluş ve yetkilerine ilişkin hukuki dayanakların kaldırılması ve Yassıada kararlarından kaynaklanan mağduriyetlerin giderilmesine yönelik yeni bir hukuki yol oluşturulması amaçlandı.

Bu gelişmeler, Türkiye'nin resmi hukuk ve siyaset tarihinde Yassıada sürecine ilişkin bakışın zaman içinde önemli ölçüde değiştiğini gösteriyor.


DEMOKRASİ ADASI: YASSIADA'NIN YENİ ADI

Yıllar sonra Yassıada'nın kendisi de değişti.

Bir dönem DP yöneticilerinin tutulduğu, duruşmaların yapıldığı ve Türkiye'nin en ağır siyasi davalarının görüldüğü ada, “Demokrasi ve Özgürlükler Adası” adıyla yeniden düzenlendi.

Böylece mekânın anlamı da değiştirilmeye çalışıldı.

Bir zamanlar sanık sandalyesinin bulunduğu ada, Türkiye'nin demokrasi tarihinin anlatıldığı bir hafıza mekânına dönüştürüldü.

Ancak ada üzerindeki binalar değişse de tarihin soruları değişmedi.

27 Mayıs neden oldu?

Demokrat Parti'nin iktidarının son yıllarında hangi siyasi ve hukuki sorunlar yaşandı?

Yassıada'daki suçlamaların hangileri somut olaylara, hangileri dönemin siyasi hesaplaşmalarına dayanıyordu?

Yüksek Adalet Divanı'nın hukuki meşruiyeti neden sonraki yıllarda tartışmaya açıldı?

Ve en önemlisi… Bir ülkede sandıkla gelen bir siyasi iktidarın askeri müdahaleyle devrilmesi ve ardından yöneticilerinin özel bir mahkemede yargılanarak idam edilmesi, o ülkenin demokrasi hafızasında nasıl bir iz bıraktı?


16-17 EYLÜL'ÜN HATIRLATTIĞI

Bugün 16 ve 17 Eylül denildiğinde Türkiye'nin siyasi tarihinde iki gece ve bir sabah hatırlanıyor.

16 Eylül 1961… Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu'nun İmralı'da idam edildiği gün.

17 Eylül 1961… Başbakan Adnan Menderes'in idam edildiği gün.

Üçünün hayat hikâyesi birbirinden farklıydı.

Menderes, Aydın'ın Çakırbeyli'sinden ülkenin başbakanlığına yükselen bir siyasetçiydi.

Polatkan, Eskişehir'den Meclis'e giren ve on yıl boyunca maliye politikalarının başında bulunan bir devlet adamıydı.

Zorlu ise diplomasi koridorlarından Dışişleri Bakanlığı'na yükselen, Türkiye'nin dış politikasında etkili olmuş bir diplomattı.

Üç farklı hayat, aynı siyasi kaderde birleşti.

27 Mayıs onları iktidardan aldı.

Yassıada onları sanık sandalyesine oturttu.

15 Eylül'deki kararlar üçünü ölüm cezasına götürdü.

16 ve 17 Eylül ise bu kararların infaz edildiği tarihler oldu.

Aradan 65 yıl geçti.

Bugün Yassıada artık Demokrasi ve Özgürlükler Adası olarak anılıyor. Menderes, Polatkan ve Zorlu'nun mezarları İstanbul'da yan yana bulunuyor.

Fakat 16-17 Eylül'ün Türkiye'ye bıraktığı soru hâlâ aynı:

Siyasetin hesabı sandıkta mı görülür, yoksa iktidarı ele geçiren güçlerin mahkemelerinde mi?

Türkiye'nin demokrasi tarihi, bu sorunun cevabını 27 Mayıs, Yassıada ve 16-17 Eylül üzerinden hâlâ tartışıyor.

Muhabir: Haber Merkezi