Çocukluk yaşlarımda, babamın o günlerin simgesi haline gelen fötür şapkasıyla tanıdım siyasetin kendisini. Henüz 9–10 yaşlarındaydım. Babam Necat Tunçsiper, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Hukuk Fakültesi mezunuydu; okuldan sınıf arkadaşlarından biri de Prof. Dr. Aydın Yalçın’dı.
Daha o küçük yaşlarımda, Bandırma Havalimanı’nda Prof. Dr. Aydın Yalçın’ı karşılamaya gitmiştik. Babamla birlikte onu karşılayışımız hâlâ gözümün önündedir. Babamın sınıf arkadaşı olduğu için çok ayrı bir bağları vardı ve bu yüzden bana da siyaset insanlarının samimi yönlerini gösteren ilk örneklerden biri olmuştu.
1960 darbesiyle valiler sürgün tayinleriyle uzak illere gönderilince, babam görevinden istifa ederek Balıkesir’de avukatlığa döndü ve siyasete atıldı. Adalet Partisi’nin Balıkesir il başkanlığı görevini üstlendi. O dönemde il başkanlığı, adeta bir bakan kadar itibarlı ve sorumluluğu büyük bir görevdi.
Bir gün, Süleyman Demirel büyük bir konvoyla Balıkesir’e geliyordu. CHP’li polislerin konvoyu durdurup dağıtmak istediğini dün gibi hatırlıyorum. Babamın bu baskıya karşı bizzat kavgaya girdiğini gördüm. Sonrasında Sümerbank önünde yapılan o muhteşem miting hafızama kazındı.
Babam uzun yıllar il genel meclis üyesi ve partinin yöneticilerinden biri olarak aktif siyasetin içinde yer aldı. Siyasete olan ilgimi fark edince beni yanında götürmeye başladı. Böylece çok genç yaşta köy köy gezip halkla temas ettim, siyasetin tabanına dokundum, nice hikâyeye tanıklık ettim.
1960’ların ortasında Balıkesir Belediye Başkanı Hüseyin Baştuz’un bağımsız aday olması, 1968 seçimlerini kıran kırana bir mücadeleye dönüştürdü. Parti, rahmetli Kemal Alver’i aday gösterince Baştuz tepkisini bağımsız adaylıkla koydu. Bir gün merkez ilçede yapılan kalabalık toplantıda tuvalete gitmek zorunda kalmıştım, yanımda İlhan Aytekin ağabeyim vardı, bana refakat etti. Babam konuşma yaparken beni göremeyince konuşmayı yarıda kesip telaşla aramaya başlamış, sonunda bizi bulmuştu. 1969 seçimlerinde ise Kemal Alver ve İlhan Aytekin milletvekili seçilerek Ankara’ya gittiler.
1969 sonrası dönemde ise çocuk aklımla evimizin sıkça ağır misafirler ağırladığını hatırlıyorum. Aydın Menderes, İlhan Aytekin, Necmettin Cevheri gibi dönemin önemli isimleri sık sık bizim eve gelir, babamla birlikte yemek yerlerdi. Bu vesileyle onları çocuk yaşta tanıma fırsatı bulmuştum. O sohbetler, o samimi dostluklar bana siyasetin insani yönlerini de öğretmişti.
1979 yılı da belleğimde iz bıraktı. Babam o sene senatör adayıydı. Merkez ilçe başkanı Nadır Karaağaç ile birlikte Dursunbey’in dağ köylerini dolaşıyor, delegeleri ikna etmeye çalışıyorduk. Bir akşam vakti bir köye vardık, köy muhtarı bizi ağırladı, sofrasına oturttu. O yıllarda birçok köyde elektrik yoktu. Sabah uyandığımızda muhtar gülerek, “Burası Kütahya’nın Reşadiye köyü! Karanlıkta yolunuzu kaybetmeyin diye söylemedim, ama ben de Adalet Partiliyim,” dedi. Meğer Balıkesir sınırını geçip Kütahya’ya varmışız...
Benzeri çok sayıda anı biriktirdim. Örneğin Süleyman Demirel’in Balıkesir’in Havran ilçesinden geçerken Bükdere nahiyesine uğraması. Partililer Başbakan’ı oraya sokmak istiyordu, ancak Çanakkale mitingine yetişmesi gerekiyordu. Bükdere’nin sembol ismi “Kambur Eyüp” asfalt yola yatarak otobüsü durdurdu, Demirel’i Bükdere’ye sokmayı başardı.
1979’da yapılan il genel meclisi seçimlerinde de Balıkesir’in Havran ilçesinde Aziz Eyi, Manyas ilçesinde ise Şerafettin Totaş babama gönülden destek verdiler; iki ilçeden de tam oy almıştı babam. Aziz Eyi ve Şerafettin Totaş’ın da mekanları cennet olsun; vefakâr insanlardı, var olsunlar.
Aynı yıl babam senato seçimlerini 17 oy farkla kaybetti. Büyük üzüntü yaşandı. Ardından 12 Eylül 1980 geldi, kazanan birçok siyasetçi 10 yıl yasaklı kaldı. Babam bu yasaklardan etkilenmedi, 1983’te Anavatan Partisi’nden milletvekili seçildi.
1978’de de unutulmaz bir an yaşadım. O yıllarda Gazi Üniversitesi’nde öğrenciydim. Yaz tatilinde memlekete dönmüş, Ayvalık’ta milliyetçi dostumuz Ahmet Tüfekçi’nin davasına babamla birlikte gitmiştik. Babam, Adalet Partisi il başkanı olarak ülkücü gençlerin davalarını üstleniyordu. Duruşmadan çıktığımızda arabamızın lastikleri sökülmüş, araç takozların üzerinde kalmıştı. Tam o sırada karşıt görüşlü bir grup saldırdı. Ahmet Tüfekçi, elleri kelepçeli halde jandarmanın arasından sıyrılıp yanımıza geldi ve olaya müdahale etti. Cesaretine ve duruşuna her zaman saygı duymuşumdur.
1983’te Anavatan Partisi kurulurken de bir başka unutulmaz an yaşadım. Bursa teşkilatının açılışına babamla birlikte katıldık. İntema Han’daki toplantıda Turgut Özal konuşuyordu. Bir ara beni yanına çağırdı, cebinden çıkardığı radyonun kulaklığını kendisi taktı ve şöyle dedi: “13.00 BBC ajansını dinler misin, Türk ekonomisi hakkında ne diyorlar?” Bu bakış açısı, gençlere verdiği önem ve dünyayı takip etme öngörüsü bana çok şey öğretti.
1983 yılı itibarıyla ben de Anavatan Partisi’nde yer aldım. Aktif teşkilatlarda bulundum. Babamın iki dönem milletvekilliğinden sonra bu defa benim için de genel başkan yardımcılığı süreci başladı. Mesut Yılmaz, Ali Talip Özdemir, Nesrin Nas, Erkan Mumcu, Salih Uzun; sonrasında birleşen Demokrat Parti’de Hüsamettin Cindoruk, Celal Doğan, Mesut Yılmaz, Ahat Andıcan, Mehmet Ali Bayar, Halil İbrahim Özsoy gibi çok değerli bir kadro ile muhteşem bir genel idare kurulu oluşturduk. Güzel hatıralarım oldu. Bu dönemi de başka bir köşe yazımda daha ayrıntılı anlatacağım.
Bütün bu yaşananlar, hem benim kişisel gelişimimde hem de hayat yolculuğumda derin izler bıraktı. Bugünün siyasetçileri gerçekten kalıcı olmak istiyorlarsa, geçmişi mutlaka öğrenmeli, hatırlamalı ve anlamalıdır. O dönemin siyasetçileri, adeta her biri bir bakan ağırlığında, sorumluluğunda ve halkla iç içe yaşayan insanlardı. Bu yüzden iz bıraktılar; çünkü makamdan değil, halktan güç almayı bildiler.