Sürekli CHP’nin durumu konuşuluyor şu günlerde. O çevreden politikacılar da ısrarla “baba ocağı” veya “arınma” gibi kavramlar üzerinden bazı duyarlılıkları dile getiriyorlar. Sonuçta sadece CHP’liler değil, bütün demokrat kamuoyu ise ne olup bittiğini yakından izliyor. Ancak ben, politikacılara alternatif olsun diye değil ama halkın özellikle seçilmişleri aklıselime davet etmek amacıyla zorunlu gördüğü bir başka kavramı dile getirmek istiyorum: “görevinin başında olmak”.


Bunu izninizle yaşamakta olduğumuz bir örnek üzerinden izah edeceğim. Bildiğiniz gibi Edremit Körfezi’nin en önemli sorunu deniz kirliliği. Yaşam alanımızın, yıllardır katlanarak devasa bir boyuta ulaşan bu belayla başı dertte. Şimdi de dokuz günlük Kurban Bayramı tatili nedeniyle oluşan erken nüfus yoğunluğu, bu sezon için bir “erken kirlenme” ile sonuçlanıyor. Mevcut arıtma tesislerinin yetersizliği, bu gibi ani yoğunlukları kaldıramıyor.

Bayram sonrası da Körfez kendisini toparlamaya fırsat bulamadan, bu kez 26 Haziran’da okullar kapanacak ve yazlıklar da açılacak. Körfez’in nüfus yoğunluğu tekrar zirve yapacak ve kirlilik de onu izleyecek mecburen. Bu durumu hesap etmeyen, anlamayan tek birey bile yok buralarda ve vatandaş ümitle arıtma yatırımlarını bekliyor. Körfez’de insanlar bu yaz sezonuna yine korku ile bakıyor. Bunun sebebi sadece o berbat lağım kokusu, köpüklenme ve kirlilik de değil. Sağlık sorunlarında yine patlama olacak, özellikle çocuklar ve bağışıklık sistemi güçlü olmayan yaşlılar hastaneleri dolduracak. Turizm sektörünün bütün bileşenleri de bu halden zorunlu olarak etkileyecek. Otel, pansiyon, restoran, kafe, plaj vb. işletmeler bekledikleri ciroyu yapamayacak. Hatta gelecek sezonlar için de ümitleri dibe vuracak.


Çözüm için gereken ise arıtma tesisi yatırımları. Önceki dönem Büyükşehir’i yönetenler, oy alamadıkları gerekçesiyle Körfez’in taleplerini yok saydılar. Tepkiler üzerine de yerel seçimlere birkaç ay kala bir arazi tartışması attılar ortaya, “vermediler, yapamadık” diye bir algı yönetimiyle işin içinden sıyrılmaya kalktılar. Tabii ki tutmadı. Bu dönem Büyükşehir’e seçilenler ise ne yazık ki çok hazırlıksız geldiler. Zamanlarını önce “uygulama projesi” ihale ve hazırlığıyla, sonra da “oraya mı, yoksa buraya mı yapalım” tartışmalarıyla geçirdiler. Sonuçta yer konusunda kararlar kesinleşti, projeler de ortaya çıktı ve iş geldi Bakanlık onayı sürecine. Zeytinli Projesi halen Altınkum’daki mevcut arıtma tesisinin ön tarafında ve 90.000 m3/gün kapasite ile yapılacağı için zorunlu olarak ÇED sürecine girdi ve iyi de oldu. BASKİ, proje şirketi ve Bakanlık yetkililerinin de katılımıyla vatandaşlarla bir toplantı yapıldı. İtirazlar ve öneriler ise daha ziyade yazılı olarak belirtildi. Bu proje Bakanlık’ta incelenecek, gerekirse öneri sahiplerinden ek görüş de alınacak ve İnceleme Değerlendirme Komisyonu tarafından sonuca bağlanacak. Biraz zaman alacak o nedenle.


Fakat Güre Projesi ÇED sürecine girme sınırının hemen altında 49.000 m3/gün kapasite ile hazırlandığı için, Halkı Bilgilendirme Toplantısı’ndan sonra incelemesi de Balıkesir Çevre Ş. ve İ. D. İl Müdürlüğü tarafından yapıldı. 18 Mayıs’ta da onay verildiği duyuruldu. Körfez’de ümitlerin tazelenmesini sağlayacak bu gelişmenin, BASKİ veya Balıkesir B. Belediyesi tarafından bir açıklama yapılarak kamuoyuna ulaştırılması en uygunuydu. Tabii ki bu onların hakkı olmalıydı. Özellikle BASKİ’nin teknik ve idari yönetimi bu konuda gerçekten çok çalıştılar ve konuya da tümüyle hakimler. Bazı teknik açıklamalar ekleyerek sonucu duyurmayı tercih edebilirlerdi, bu hususu da daha önce pek çok defa konuştuk onlarla zaten. Ertesi gün 19 Mayıs resmi tatildi. Fakat daha sonraki günlerde BASKİ yöneticileri, belki de çok istediler ama kamuoyuna bu açıklamayı bir türlü yapamadılar.


Neden? Zira 20 Mayıs’ta Kılıçdaroğlu bir video yayınladı, ertesi gün de mahkemenin “tedbirli butlan kararı” ortaya çıktı ve CHP bir karmaşa dönemine sürüklendi. Belediyeleri de etkiledi bu gelişme haliyle ve o ortamda ÇED’i falan düşünen kalmadı muhtemelen. Zaten hukukun siyasete alet edilmesiyle hedeflenenlerden birisi de buydu muhtemelen. Büyükşehir başkanı A. Akın ise sanki önceden hissetmiş gibi o günlerde Ankara’ya damlamıştı. Demek ki temel tercihi Ankara’daki siyasetmiş kendisinin. Hatta taraflarla temas ettiğine dair haberleri izledik, demeçlerini de okuduk. Bildiğiniz üzere 24 Mayıs’ta da CHP Genel Merkezi gaz, plastik mermi ve copla taraflardan birinden alınıp, diğer tarafa teslim edildi. İşin bu yönüne girip yazıyı uzatmak istemiyorum. Zira ne olup bittiğini herkes neredeyse canlı yayında izliyor günlerdir ve sanırım her ne zaman yapılacaksa artık genel seçimler, o güne kadar da bu tartışma ve ortak çözümde anlaşamama durumunu sürdürmek, hatta daha fazla sergilemek için ellerinden geleni yapacak birileri. O “kurultayı” yapamadan seçime girmeye zorlanacak CHP. Bu ayrı bir bahis. Ben konunun başka bir yönüne odaklanmak istiyorum şimdi.


Peki bizim beklediğimiz işler ne olacak? Körfez’in 20 yıldır ısrarla talep ettiği İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisleri’ne ne zaman başlanacak? Güre Projesi onay almışken, Bayram’dan önceki günlerde hiçbir açıklama yapılmadı değil mi? O vakit, vatandaşa bu gelişmeyi hiç olmazsa biz duyuralım da Bayram’da ümitler biraz canlansın istedik. Nitekim öyle de oldu. Zira bu konularda BASKİ ve Balıkesir B. Belediyesi’nin artık insanları çileden çıkartan bir “sessizlikle geçiştirme” tarzları var. “Kesinleşsin de öyle” deniyor ama kesinleşince de susmak acaba neyin nesi? Kamuoyu iletişimleri gerçekten sorunlu.

Üstüne CHP’deki sıkıntı da başlayınca, “kim düşünür vatandaşa müjde vermeyi” duruma geldiler sanırım. Oysa görevleri bu.! Büyükşehir’in başındaki seçilmiş kişinin siyasal sorumluluğu var, verdiği sözler var ve asıl işi Balıkesir olmalı. Ankara politikaları çok çekici geliyorsa kendisine, orada kalacaktı. Büyükşehir ise onun gerçek işi ve “görevinin başında” olmak zorunda. Bu proje onayını da bizzat açıklayacak, proje hakkında sorulanları cevaplayacak, Zeytinli Projesi’nin hangi durumda olduğunu da izah edecek veya bütün bunu BASKİ’ye yaptıracak. Kolay değil, sorunlu bir sezona giriyor Körfez ve A. Akın buradan silme oy almıştı. Ayrıca proje ve ÇED sürecini anladık ama asıl finansman işleri ne olacak? Para yoksa o yatırımların temelleri nasıl atılacak?


Bilindiği üzere BASKİ bu iki yatırım projesinin ana hatlarının ortaya çıkmasından itibaren Cumhurbaşkanlığı Yatırım Programı’na iki kez müracaat etti. Bu müracaatlara olumlu yanıt verilmedi. O zaman da Çevre Bakanlığı’na yöneldi BASKİ ve İller Bankası’nın dış kaynakları üzerinden bir imkan sağlanmasını talep etti. Açıkçası vatandaşlar da, A. Akın sık sık Ankara ziyaretleri yaptıkça bu konuda bir ilerleme olacağı ümidine girmişlerdi. Çünkü bu yatırımlar onların hakkıydı. Fakat o ziyaretlerin, Akçay’daki “Sınır Kapısı” ile “Kılıçdaroğlu istişaresi” için olduğu ortaya çıkınca, Balıkesir kamuoyu gerçekten büyük şaşkınlığa uğradı. Arıtmalar için “süreç devam ediyor” demenin dışında hiçbir bilgilendirme yapılmayınca, halk gerçekten kendi taleplerinin ciddiye alınmadığını düşündü.

12 senesi Büyükşehir yönetiminde olmak üzere 20 senedir, hem Balıkesir’e ve hem de Ankara’ya Körfez’in can çekiştiği anlatılmaya çalışılıyor. AKP kendi yapmadı, şimdi de A. Akın’a yaptırmıyorsa halk bunu bilmeli. Tabii ki bu yatırımları Ankara sadece “görev Balıkesir B. Belediyesi’nin” diyerek geçiştiremez. Bakanlık da devreye girmek zorunda. Zira Büyükşehir ve BASKİ’nin borcu hala çok, parası yok, arıtma için kredi bulsalar bile Ankara’nın kefaleti gerekiyor. Üstelik de Çevre Bakanlığı, müsilaj yüzünden Marmara sahillerindeki arıtma tesislerinin öncelikle bitirilmesini istiyor ve gecikme olursa da BASKİ’ye ceza keseceğini söyleyip duruyor.


Güre Projesi işte böyle bir ortamda onay aldı. Tabii ki vatandaşlar Zeytinli Projesi’nin onayını da ümitle bekliyor. Bu durumda işin finansmanı için, hiçbir seçilmiş yönetici boynunu büküp de “Bakanlık imzası” beklemekle yetindiğini söyleyemez! Bir yol bulacaklar veya bir yol açacaklar, Körfez’de bıçak kemiğe dayandı. Ankara artık buradaki feryadı duymak zorunda. Vatandaş otobüslere atlayıp Bakanlığın kapısına gitmeye, “görün artık bizi” demeye çoktan razı. Bu çevre felaketi kapımızdayken çıkıp da halka, ne iktidar tarafı “Balıkesir’i geri verin de yapalım” diyebilir, ne de ana muhalefet tarafı “Ankara’yı bize verin de yapalım” diyebilir artık.

O nedenle, herkese ve hepsine “görev başına” diyoruz zaten. Çünkü bugün temelleri atılsa bile bu yatırımların, ancak 3 senede biter. Üstelik sırada bekleyen en azından 8 adet daha arıtma yatırımı var Körfez’de. Vatandaşların içi rahat değilse, politikacılar da rahat olamazlar. Bu feryada duyarsız kalan, başka uğraşlara girişen, pazarlıklar yapan hiçbir politikacı da artık bu bölgeden oy falan alamaz. Büyükşehir yönetmek için oy isteyen A. Akın ise oturup ya işini yapacak veya tercihi başka yöndeyse istifasını verip oraya koşacak. Nasılsa Büyükşehir Belediyesi Meclisi toplanır ve çoğunluk CHP’li üyeler içinden birini yeni Başkan olarak seçer, görevine de devam eder.


Bütün politikacılar şimdi şapkalarını önlerine koyup, ciddiyetle düşünmek zorundalar. Hepsi aynı yöne koşarak, burayı ihmal edemezler. Demokrasi mücadelesi de, partideki veya ülkedeki iktidar mücadelesi de çok önemlidir elbette ama Körfez’deki durum da çok kritik bir noktaya gelip dayandı. Bugün yatırım için bulunamayan paranın misliyle fazlasını, yarın Körfez’i temizlemek için bulmaları gerekecek ve onu da vatandaş ödeyecek sonuçta. Kirlilik belası parti tabelası veya üyelik kartı ayırmadığı gibi, görevini geciktireni de hoş karşılamıyor, “al şu imar planını geçiriver de, sonra bakarız senin kredi işine” denilmesini ise hiç affetmiyor. Halk bütün bunların farkında ve yapılanı da, yapılmayanı da asla unutmuyor. Politikacı beyler ve hanımlar da lütfen ona göre baksınlar şimdi aynaya. Bazı siyasal hedeflere özel önem verirken, eş zamanlı olarak yatırımlarla da ilgilenen ve görevini ihmal etmeyen olursa, ancak ona “başarılı” denilecektir sonuçta.

Muhabir: KUBİLAY S. ÖZTÜRK