CENK TUNÇSİPER


Türkiye’de merkez sağ nedir?

Türkiye’de merkez sağ, sadece bir siyasi etiket değildir. “Ben merkez sağım” demekle merkez sağ olunmaz. Merkez sağ; milletin değerleriyle kavga etmeyen, devletle milleti karşı karşıya getirmeyen, kalkınmayı esas alan, hür teşebbüse inanan, dindar-muhafazakâr toplumla barışık ama aşırılıklardan uzak duran geniş bir siyaset anlayışıdır.

Merkez sağın özünde şu fikir vardır: Devlet millet için vardır. Milletin inancı, geleneği, ailesi, mahallesi, esnafı, çiftçisi, tüccarı siyasetin dışında değil, tam merkezindedir. Siyaset halka rağmen değil, halkla birlikte yapılır. Kalkınma sadece rakamlarla değil; yol, okul, fabrika, baraj, tarım, ticaret, ihracat ve refahla ölçülür.

Türkiye’de merkez sağ, özellikle Demokrat Parti ile büyük bir toplumsal dalga hâline gelmiştir. 1950’de iktidar değişikliği sadece bir seçim sonucu değildir. O gün Anadolu’nun, köylünün, esnafın, muhafazakâr halk kitlelerinin, uzun süre devletin uzağında bırakılmış geniş kesimlerin siyasetin merkezine yürüyüşüdür.

Demokrat Parti’nin “Yeter, söz milletindir” çıkışı, aslında merkez sağın ruhunu özetler. Bu söz, sadece bir slogan değildir. Devletin yukarıdan bakan anlayışına karşı milletin kendi iradesini ortaya koymasıdır.


***

Ardından Adalet Partisi dönemi gelir. Süleyman Demirel’in temsil ettiği çizgi; kalkınma, barajlar, yollar, sanayileşme, köylünün üretime katılması, taşranın merkeze taşınması anlamına gelir. AP, devletle milleti kavga ettirmeden büyüme arayışının partisidir.

Sonra ANAP dönemi gelir. Turgut Özal, merkez sağı başka bir boyuta taşımıştır. Dışa açılma, ihracat, serbest piyasa, Anadolu girişimciliği, iletişim ve finansal dönüşüm bu dönemin ana başlıklarıdır. Özal, sadece ekonomi politikası değiştirmemiş; Türkiye insanının ufkunu da değiştirmiştir. “Benim memurum işini bilir” gibi tartışmalı sözler bir yana, Özal döneminde Türkiye içine kapalı bir ülke olmaktan çıkıp dünyaya daha açık bir toplum hâline gelmiştir.

Doğru Yol Partisi ise Demirel mirasını 1980 sonrası döneme taşımaya çalışmıştır. Köylü, esnaf, muhafazakâr orta sınıf, bürokrasi ve devlet tecrübesi arasında bir denge kurma gayreti göstermiştir. Ancak 1990’lardan itibaren merkez sağ kendi içinde parçalanmıştır. ANAP-DYP rekabeti, liderlik kavgaları, koalisyon yorgunluğu, ekonomik krizler ve 28 Şubat süreci bu büyük damarı zayıflatmıştır.


***

Merkez sağ ne yapmıştır?

Merkez sağ Türkiye’de en başta devleti millete yaklaştırmıştır.

Köylünün ayağına yol götürmüştür. Esnafı siyasetin öznesi yapmıştır. Sanayiciyi desteklemiştir. Anadolu sermayesini büyütmüştür. Halkın inancıyla kavga etmemiştir. Demokratik siyasetin kitle tabanını genişletmiştir. Sandığı, millet iradesinin ana kaynağı hâline getirmiştir.

Merkez sağın Türkiye’ye en büyük katkılarından biri, “devletin sahibi halktır” fikrini güçlendirmesidir. Bu çizgi, bürokratik vesayetle zaman zaman mücadele etmiş; darbelerden, muhtıralardan, kapatmalardan ve baskılardan etkilenmiştir. Ama buna rağmen milletin siyaset yoluyla devleti değiştirebileceği inancını ayakta tutmuştur.


***

Merkez sağın zaafları neydi?

Elbette merkez sağ sadece başarı hikâyesi değildir.

Merkez sağ, geniş kitleleri kucakladıkça bazen fikrî omurgasını gevşetmiştir. Herkese hitap etme arzusu, zaman zaman ilkesizliğe dönüşmüştür. Parti içi demokrasi zayıflamış, lider merkezli yapılar güçlenmiş, teşkilatlar bazen fikir üretmek yerine sadece seçim makinesi hâline gelmiştir.

Ayrıca merkez sağın en büyük hatalarından biri, kendi tarihsel mirasını kurumsal bir düşünce okuluna dönüştürememesidir. Demokrat Parti, Adalet Partisi, ANAP ve DYP çizgisi büyük işler yapmıştır; fakat bu çizginin fikrî, ahlaki ve kurumsal devamlılığı yeterince korunamamıştır.

Bu nedenle merkez sağ, bir dönem sonra “kimin lider olacağı” tartışmasına sıkışmış; “Türkiye’ye nasıl bir devlet, nasıl bir ekonomi, nasıl bir hukuk düzeni, nasıl bir demokrasi vadedeceği” sorusuna güçlü cevaplar üretememiştir.


***

Hâlâ var mıdır?

Merkez sağ seçmen hâlâ vardır. Hatta Türkiye’nin en geniş sosyolojik damarlarından biri hâlâ merkez sağdır.

Bugün de Türkiye’de şu kitle yaşamaktadır: Devletine düşman olmayan ama devletten adalet bekleyen, dindar değerlere saygılı ama din üzerinden kavga istemeyen, millî değerlere bağlı ama hamasetle oyalanmak istemeyen, ekonomide üretim, ticaret ve istikrar isteyen, esnafın, çiftçinin, sanayicinin, emeklinin, memurun derdini bilen, hukuk isteyen, huzur isteyen, makul bir siyaset arayan geniş bir kitle vardır.

Merkez sağ seçmen vardır ama merkez sağın güçlü kurumsal evi zayıflamıştır.

Bugün merkez sağ seçmenin bir bölümü AK Parti’de kalmıştır. Bir bölümü İYİ Parti’ye yönelmiştir. Bir kısmı CHP’ye özellikle yerel seçimlerde taktik destek vermiştir. Bir kısmı DEVA, Gelecek, Demokrat Parti, Saadet Partisi gibi yapılarda arayışa girmiştir. Bir kısmı ise siyasetten soğumuş, sandıktan uzaklaşmış veya beklemeye geçmiştir.

Yani merkez sağ ölmemiştir. Ama dağılmıştır. Sosyolojisi vardır. Ama çatısı zayıftır. Duygusu vardır. Ama dili eksiktir. Hafızası vardır. Ama bugünkü temsil kabiliyeti tartışmalıdır.


***

“Merkez sağım” deyince merkez sağ olunur mu?

Hayır, olunmaz.

Merkez sağ bir tabela değildir. Bir parti ambleminden, bir geçmiş nostaljisinden, birkaç eski lider ismini anmaktan ibaret değildir.

Merkez sağ olmak için önce toplumla barışık olmak gerekir. Devletin gücünü milletin üstünde sopa gibi kullanmamak gerekir. Hukuku intikam aracı hâline getirmemek gerekir. Liyakati sadakatin önüne koymak gerekir. Ekonomide üretimi, alın terini, emeği, teşebbüsü, esnafı ve sanayiciyi merkeze almak gerekir. Siyasette kavgayı değil iknayı esas almak gerekir.

Bir parti “ben merkez sağım” diyebilir. Ama dili öfkeliyse, siyaseti kutuplaşma üzerine kuruyorsa, farklı düşünenleri düşmanlaştırıyorsa, devleti partiyle özdeşleştiriyorsa, hukuk yerine güç kullanıyorsa, liyakat yerine yakınlığı esas alıyorsa, o parti merkez sağ olmaz.

Merkez sağın özü makuliyettir. Merkez sağın özü hürriyettir. Merkez sağın özü millet iradesidir. Merkez sağın özü kalkınmadır. Merkez sağın özü devleti milletle barıştırmaktır.


***

Bugün merkez sağın yeniden doğması mümkün mü?

Evet, mümkündür. Çünkü Türkiye’nin buna ihtiyacı vardır.

Türkiye bugün kavga dilinden yorulmuştur. İnsanlar geçim derdiyle boğuşmaktadır. Esnaf, çiftçi, emekli, memur, sanayici, gençler, üniversite mezunları yeni bir güven aramaktadır. Toplum ne sert ideolojik kamplaşma ne de boş nostalji istemektedir.

Yeni bir merkez sağ çıkacaksa, eskiyi taklit ederek değil, eski ruhu bugünün ihtiyaçlarıyla birleştirerek çıkacaktır.

Bu yeni çizgi; Demokrat Parti’nin millet iradesini, Adalet Partisi’nin kalkınma anlayışını, ANAP’ın dışa açılma ve girişimcilik ruhunu, DYP’nin devlet tecrübesini, bugünün hukuk, özgürlük, liyakat, teknoloji, gençlik ve üretim ihtiyaçlarıyla birleştirmek zorundadır.

Sadece “Menderes”, “Demirel”, “Özal” demek yetmez. Onların dönemindeki cesareti, milletle temasını, kalkınma heyecanını, siyaset üretme kabiliyetini bugüne taşımak gerekir.


Türkiye’de merkez sağ, milletin devletle buluşma hikâyesidir.

Bu hikâye bazen Demokrat Parti’de sandık devrimi olmuştur. Bazen Adalet Partisi’nde kalkınma hamlesi olmuştur. Bazen ANAP’ta dışa açılma ve teşebbüs ruhu olmuştur. Bazen DYP’de devlet tecrübesiyle halk tabanını buluşturma çabası olmuştur.

Bugün ise merkez sağ, geçmişin gölgesinde değil, geleceğin sorumluluğunda yeniden düşünülmelidir.

Çünkü merkez sağ, sadece sağın ortası değildir. Merkez sağ, milletin makul aklıdır. Devletle toplum arasında köprüdür. İnançla özgürlüğü, kalkınmayla adaleti, gelenekle yeniliği, millî duruşla dünya görüşünü bir araya getirme iddiasıdır.


Bu yüzden kimse sadece “ben merkez sağım” diyerek merkez sağ olamaz.

Merkez sağ olmak için milleti gerçekten duymak gerekir. Devleti milletin hizmetkârı saymak gerekir. Hukuku üstün tutmak gerekir. Ekonomide üretimi esas almak gerekir. Siyasette öfkeyi değil, güveni büyütmek gerekir.

Merkez sağ yeniden doğacaksa, bir tabeladan değil; adaletten, liyakatten, üretimden, hürriyetten ve milletin gerçek sesinden doğacaktır.

Muhabir: CENK TUNÇSİPER