TMMOB Mimarlar Odası Balıkesir Şubesi Başkanı Osman Zeki Şahin, Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yaşayan bir ülke olduğunu belirterek Balıkesir’in de bu gerçeğin artık doğrudan içinde olduğunu söyledi. Şahin, 10 Ağustos 2025’te Sındırgı merkezli yaşanan depremin kent için önemli bir uyarı olduğunu belirterek, “Artık sorulması gereken soru deprem olacak mı değil, deprem olduğunda kentimiz ve yapılarımız ne kadar hazır olacak?” dedi.


Türkiye’nin jeolojik konumu nedeniyle dünyanın en aktif deprem kuşaklarından birinde bulunduğunu ifade eden Şahin, Asya ile Avrupa’nın kesiştiği ve farklı fay sistemlerinin etkilediği coğrafyada depremin hayatın bir gerçeği olduğunu vurguladı.

Geçmişten bugüne Erzincan’dan Gölcük’e, Düzce’den İzmir’e, Van’dan Elazığ’a kadar çok sayıda büyük depremin yaşandığını hatırlatan Şahin, 6 Şubat depremlerinde Kahramanmaraş, Hatay, Adıyaman, Malatya, Gaziantep ve çevre illerin ağır şekilde etkilendiğini belirtti.

Şahin, 10 Ağustos 2025’te Sındırgı merkezli olarak yaşanan depremin ise bu gerçeği Balıkesir açısından doğrudan ortaya koyduğunu ifade ederek, depremin etkilerinin hâlâ hissedildiğini söyledi.


“ARTIK SORU DEPREM OLACAK MI DEĞİL”

Balıkesir’in artık deprem gerçeğinin uzağında olmadığını vurgulayan Şahin, kent açısından asıl sorunun deprem ihtimalinin olup olmadığı değil, olası bir deprem karşısında kent ve yapıların ne kadar hazırlıklı olduğu olduğunu belirtti.

Bir mimar olarak ve kamu yönetimi içerisinde görev yapan, aynı zamanda Balıkesir Mimarlar Odası Başkanlığını yürüten biri olarak değerlendirmelerde bulunan Şahin, depremin yalnızca doğal afet olarak ele alınamayacağını söyledi.

Şahin, depremin afete dönüşmesinde yanlış yer seçimi, plansız kentleşme, yapı kalitesi, denetim eksiklikleri, afet alanlarının yetersizliği ve kentlerin taşıma kapasitesinin üzerinde yoğunlaştırılması gibi insan kaynaklı birçok faktörün bulunduğuna dikkat çekti.

Deprem hazırlığının yalnızca afet anında yapılacak müdahalelerden ibaret olmadığını belirten Şahin, asıl hazırlığın deprem meydana gelmeden önce kentin kendisini yeniden değerlendirmesiyle başlaması gerektiğini ifade etti.


“BALIKESİR’İN DEPREM GERÇEĞİYLE YÜZLEŞMESİ GEREKİYOR”

Balıkesir’in deprem açısından dikkatle ele alınması gereken bir kent olduğunu belirten Şahin, bundan sonraki bütün planlama kararlarında deprem riskinin temel belirleyicilerden biri olması gerektiğini söyledi.

Yeni yapılaşmada yalnızca inşaat alanı veya kat sayısı üzerinden planlama yapılmaması gerektiğini ifade eden Şahin, zemin, yapı güvenliği, ulaşım, açık alanlar, yeşil alanlar, altyapı ve afet sonrası toplanma olanaklarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Şahin ayrıca deprem yönetmeliğine uygunluğun ruhsat aşamasından iskân aşamasına kadar sahada ve gerçek anlamda denetlenmesi gerektiğini belirterek, yapı denetiminin yalnızca kâğıt üzerinde tamamlanan bir prosedür olmaktan çıkarılması gerektiğini söyledi.


“KENTİ DAHA FAZLA YOĞUNLAŞTIRMAK YERİNE İNSAN ÖLÇEĞİNİ MERKEZE ALMALIYIZ”

Balıkesir’in geleceğinde daha fazla yoğunlaşma yerine insan ölçeğini, güvenli yapılaşmayı, ulaşılabilir açık alanları ve güçlü yeşil dokuyu merkeze alan yeni bir şehirleşme anlayışına ihtiyaç olduğunu belirten Şahin, yüksek yapıların tek başına “modern kent” göstergesi olarak görülmesi anlayışının da sorgulanması gerektiğini dile getirdi.

Şahin, Balıkesir’in geleceği için daha güvenli, daha düşük yoğunluklu, yeşil alanları korunmuş, sosyal donatıları yeterli ve insan ölçeğini esas alan bir kent modeli üzerinde düşünülmesi gerektiğini kaydetti.


“KENTSEL DÖNÜŞÜM RİSK ORTADAN KALKMADAN TAMAMLANMALI”

Depreme dayanıklı bir kent oluşturmanın en önemli başlıklarından birinin mevcut yapı stokunun değerlendirilmesi olduğunu belirten Şahin, riskli yapıların tespitinin yalnızca bina bazında yapılacak çalışmalarla sınırlı tutulmaması gerektiğini söyledi.

Gerektiğinde mahalle ve bölge ölçeğinde planlama yapılması gerektiğine dikkat çeken Şahin, ulaşım, altyapı, sosyal donatı, yeşil alan ve afet sonrası kullanım olanaklarının bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.

Şahin, kentsel dönüşümün yalnızca eski binanın yıkılarak yerine yeni bir bina yapılması anlamına gelmediğini belirterek, “Kentsel dönüşüm; güvenli yapı, sağlıklı çevre, nitelikli kamusal alan ve yaşanabilir kent üretme sürecidir” değerlendirmesinde bulundu.

Dönüşüm süreçlerinde vatandaşların ekonomik ve sosyal koşullarının da dikkate alınması gerektiğini belirten Şahin, kamu, yerel yönetimler, meslek odaları ve toplumun birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguladı.


“AFET TOPLANMA ALANLARI KENTİN VAZGEÇİLMEZ PARÇASIDIR”

Deprem sonrasında insanların güvenli şekilde ulaşabileceği açık alanların hayati önem taşıdığını belirten Şahin, afet toplanma alanlarının yalnızca haritalarda gösterilen boş parseller olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi.

Bu alanların erişilebilir, güvenli, güncel nüfusa göre yeniden hesaplanmış, yeterli büyüklükte ve altyapısı düşünülmüş alanlar olması gerektiğini ifade eden Şahin, afet toplanma alanlarının yapılaşma baskısı altında bırakılmaması gerektiğini kaydetti.

Şahin, bu alanların kent planlarında korunması ve vatandaşlar tarafından bilinmesinin de önemli olduğunu belirtti.

Bir kentin deprem hazırlığının yalnızca binaların sağlamlığıyla ölçülemeyeceğini vurgulayan Şahin, deprem sonrasında insanların nerede toplanacağı, bu alanlara nasıl ulaşacağı, temel ihtiyaçların nasıl karşılanacağı ve kentin yaşamını nasıl sürdüreceğinin de planlanması gerektiğini söyledi.


“DEPREM SONRASI DEĞİL, DEPREM ÖNCESİ PLANLAMA”

Şahin, afet hazırlığının AFAD’dan yerel yönetimlere, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından meslek odalarına, üniversitelerden vatandaşlara kadar herkesin ortak sorumluluğu olduğunu ifade etti.

Kurumların birbirinden bağımsız hareket ettiği bir anlayış yerine, verilerin paylaşıldığı, risklerin birlikte değerlendirildiği ve ortak aklın işletildiği bir afet yönetimi modeline ihtiyaç olduğunu belirtti.

Mimarlar Odası olarak sürecin yalnızca eleştireni değil, çözümün paydaşı olmak istediklerini belirten Şahin, Balıkesir’in yapı stoku, zemin özellikleri, ulaşım sistemi, açık ve yeşil alanları, afet toplanma alanları ve kentsel gelişme eğilimlerinin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini söyledi.

Şahin, kentin geleceğine ilişkin kararların bilimsel veriler ve kamu yararı doğrultusunda alınması gerektiğini vurguladı.


“DEPREM BİTTİKTEN SONRA DEĞİL, SALLANTI BAŞLAMADAN ÖNCE HAZIR OLMALIYIZ”

Depremlerin Türkiye açısından ne ilk ne de son deprem olacağını belirten Şahin, bu gerçeğin artık yalnızca bir kader cümlesi olarak değil, şehircilik ve kamu yönetimi açısından bir sorumluluk olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.

Mimarların yalnızca bina tasarlamadığını belirten Şahin, mimarların insanların yaşamlarını sürdüreceği çevreleri, mahalleleri ve kentleri de şekillendirdiğini söyledi.

Bu nedenle deprem güvenliğinin mimarlığın ve şehir planlamasının ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Şahin, hedefin yalnızca ayakta kalan binalar üretmek olmaması gerektiğini kaydetti.

Şahin, hedefin insanların kendisini güvende hissettiği, yeşil alanları korunmuş, kamusal alanları güçlü, ulaşılabilir, sağlıklı, dirençli ve mutlu şehirler inşa etmek olması gerektiğini ifade etti.


“BALIKESİR’İN GELECEĞİNİ BUGÜNDEN PLANLAMALIYIZ”

Balıkesir’in geleceğinin bugünden planlanması gerektiğini belirten Şahin, deprem olduğunda ne yapılacağının konuşulması için depremin gerçekleşmesinin beklenmemesi gerektiğini söyledi.

Şahin, gerçek başarının deprem sonrasında yaraları sarmak değil; deprem olduğunda yıkılmayacak, yaşamını sürdürebilecek ve insanını koruyabilecek bir kent inşa etmek olduğunu vurguladı.

TMMOB Mimarlar Odası Balıkesir Şubesi olarak merkezi yönetimi, yerel yönetimleri, ilgili kamu kurumlarını, üniversiteleri, meslek odalarını, yapı sektörünü ve tüm vatandaşları ortak sorumluluğun parçası olmaya çağıran Şahin, açıklamasını şu mesajla tamamladı:

“Depreme dirençli Balıkesir, ancak ortak akıl, bilim, planlama ve kamu yararıyla mümkündür.”

Muhabir: KEVSER YOLDAŞ