Belediyelerdeki torpilli işlere dair…

Medya her halükârda eleştirecek, yapılanın doğru olmadığını iddia edecek, liyakat mi,  sadakat mi, torpil mi diye soracak.. Başkana düşen, bu eleştirileri göğüslemek!

belediyelerdeki-torpilli-işlere-dair

TARIK SÜRMELİOĞLU

 

YENİ seçilen belediye başkanlarının yaptıkları bazı atama ve görevlendirmeler medyanın dilinde bugünlerde.

Vay efendim baldızını memur yaptı, vekilin kardeşini danışman atadı, akrabasını özel kaleme yerleştirdi falan.

Bu hep böyle olur zaten.

Şimdi daha çok CHP’li başkanlar hedefte. Çünkü seçimin galibi CHP.

Geçen sefer de benzer şeyler olmadı mı?

AK Partili belediye başkanları eş, dost, tanıdık kim varsa, memur, işçi, sözleşmeli, taşeron falan yapmadı mı yani?

O zaman da çok yazıldı bu torpilli işler.. Şimdi de yazılacak!

Kamu yararını gözeten gazeteci için flaş haberdir bu mevzular.

Sokaktaki adamın dikkatini çeker.

Yazarken, direkt görev verilen kişilerin yeterliliği, liyakati, eğitimi, tecrübesi falan gözetilmez.

Bunlar geri plandadır.

Aslolan ‘torpil’ durumlarıdır.

 

***

ŞÖYLE girilir mevzuya:

Onca liyakat sahibi, eğitimli, deneyimli vatandaş varken, bilmem kimin kardeşi, bilmem kimin gelini, bilmem kimin oğlu – kızı niye gözetiliyor, niye onlara öncelik tanınıyor?

Düz mantıkla bakış açısı doğrudur.

O sebeple, kamu yararı gözeten medyacı milletinin bu bakış açısından yola çıkarak ortaya koyduğu tepki, haklı tepkidir.

Onlara gelene kadar, aynı liyakate, eğitime, deneyime sahip başkaları da vardır zira.

 

***

BU tür tasarrufların karşılığında, medya ve kamuoyundan gelecek tepkileri göğüsleyebilmek önemli!

Atama, işe yerleştirme, işçi – memur statüsünde iş başı yaptırma, sözleşmeli alma, taşeron şirket üzerinden iş verme gibi yetki ve tasarruf hakkı belediye başkanlarında.

Bu hakkı doğru ve adaletli değerlendirmedikleri iddiasıyla yapılan yayınlar sonrasında, nedenini, niçinini açıklama sorumluluğu da onlarda.

“Size ne, ben öyle istedim” deme hakları var mı?

“Bu yayınları dikkate değer bulmuyorum, benim için yok hükmündeler” demek de mümkün değil.

Susarak unutturmak, en bilinen ve kullanılan yöntem.

Biz ne bekleriz?

Oy verip seçenler olarak, nedenlerini niçinlerini kamuoyuyla paylaşmalarını bekleriz elbet!

 

***

BAŞKA bir açıdan bakarsak..

Kaybeden başkanın geride bıraktığı ekip, çoğunlukla O’nunla birlikte gelenlerden oluşuyor.

Yani, hangi birimde olursa olsunlar, eski başkanın emir komutasında, sadakatle çalışanlar.

Bambaşka bir yapı iş başına geliyor; rahat ve sağlıklı bir çalışma ilişkisi kurması gerekiyor.

Bu durumda, ‘yönetici’ olarak atayacağı kişileri belirlemek ve onlarla yola devam etmek ister yeni başkan.

Eski başkanın ardıllarından beklediği verimi alamayacağını düşünür ve zaten öyledir.

Kendi sistemini, kendi yönetim ekibini kurması için şans vermek, toleranslı olmak gerekir.

Medya her halükârda eleştirecek, yapılanın doğru olmadığını iddia edecek, liyakat mi,  sadakat mi, torpil mi diye soracak:

Başkana düşen, bu eleştirileri göğüslemek!

 

***

BAŞKANLARA düşen bir şey daha var:

Geri vites yapmamak!

Liyakatine, eğitimine, deneyimine, emeğine inanıp güvenerek görev verdikleri kişilerin, bu tür yayınlara dayanamayıp istifa etmelerine seyirci kalmamalı başkanlar.

Uzun yolculukta birlikte yürüdüklerini yarı yolda bırakmamaları gerekir.

Yolda buldukların, iki adım sonra başka birinin kervanına katılır.

 

***

BELEDİYELERDE o gelmiş, bu gitmiş, şu görevden alınmış, yerine bilmem kim getirilmiş; bizim için çok önemi yok. Geçen de değindik bu mevzuya; aslolan yaşadığımız şehrin ve yaşayanların sağlıklı, verimli, istenen düzeyde hizmet ve yatırımlar alması.

Yok efendim memleketi tanımayan genel sekreter atanmış, vay efendim bilmem hangi daire başkanı düz memur yapılmış, yerine dışarıdan birisi getirilmiş.. Çok üstünde durmamak lazım.

Yeni dönemi sorguluyorsanız, bir önceki dönemin yönetim kademelerindeki arkadaşların kütüğünü de sorgulamak durumundasınız.

Selam ederim.

 

Exit mobile version