M U S T A F A1-1

MUSTAFA KUVANCI


Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir paylaşım dikkatimi çekti. Başlık, “Türkiye’de Mesleklerin Saygınlığı”ydı. Merak ettim, acaba başka ülkelerdeki mesleklerin saygınlığı nasıldı, araştırdım. Önümde Batı’dan Doğu’ya, Asya’dan Körfez’e uzanan farklı ülkelerin mesleki itibar haritası duruyor: Türkiye, Almanya, İngiltere, ABD, Çin, Japonya, Güney Kore, Hindistan, Singapur ve Suudi Arabistan.

Sosyolojik kamuoyu araştırmalarının ortaya koyduğu bu tablolar, mesleklerin aldığı puanlardan çok daha derin bir gerçeği fısıldıyor: Bir toplumun hangi mesleği baş tacı ettiği, o ülkenin adalet duygusunu, insana bakışını, hepsinden önemlisi de devletle kurduğu ontolojik bağı özetler.

Mesleklerin saygınlığına dair bu küresel farkın kökeninde, Doğu ve Batı medeniyetlerinin zihin dünyasındaki "devlet tasavvuru" yatmaktadır.

Batı siyasal felsefesi ve toplumsal sözleşme geleneğinde devlet, varlığı kutsanan üstün bir erk değil; vatandaşına hizmet etmek, hayatı kolaylaştırmak ve güvenliği sağlamakla yükümlü bir "hizmetkâr devlet" (servant state) mekanizmasıdır. Bu anlayışın doğal bir sonucu olarak, Batı insanının gözünde saygınlık makamdan değil, doğrudan insana ve hayata dokunan hizmetten kaynaklanır.


Nitekim Almanya, İngiltere ve ABD’nin güven araştırmalarına baktığımızda ortak bir payda dikkat çekiyor: "Bakım emeği ve doğrudan toplumsal fayda."

Almanya’da itfaiyeci (%94), hemşire (%90) ve yaşlı bakım personeli (%86) listenin zirvesinde yer alıyor. Hatta bir çöp toplama görevlisi (%70) ile bir hâkim (%70) Alman halkının gözünde aynı saygınlık payına sahip. İngiltere’de hemşireler (%90+) ve mühendisler en güvenilen kesimlerin başında gelirken; ABD’de çeyrek asırdır hemşireler ve ilkokul öğretmenleri güvenilirlik listesinin tartışmasız lideri. Hizmetkâr devlet mekanizmasında hayatı çekip çeviren, yangını söndüren, hastanın elini tutan, çocuğu eğiten ve sokaktaki çöpü toplayan hizmet sektörü emektarları baş tacıdır. Gücü ve siyaseti temsil eden milletvekilleri ise bu ülkelerde listenin en alt basamaklarına itilmiştir. Çünkü orada devlet bir efendi değil, vatandaşa hizmet sunan bir organizasyondur.

Rotayı Doğu’ya, Türkiye’ye ve Güney Kore’ye çevirdiğimizde ise bambaşka bir zihniyetle karşılaşıyoruz: "Hâkim devlet, kutsal iktidar ve statü hiyerarşisi."


Doğu kültüründe devlet, vatandaşa hizmet sunan sıradan bir tüzel kişilik olmanın ötesinde; koruyan, kollayan, ceza veren kadim bir "baba" ve kudret kaynağıdır. Hâkim devlet anlayışında güç merkezdedir; dolayısıyla toplumda saygınlık da merkeze, yani devlete ne kadar yakın olduğunuzla ölçülür. Türkiye’deki mesleki saygınlık araştırmalarında doktor ve hâkim/savcının ardından büyükelçi, vali, general ve milletvekili gibi doğrudan devlet erkiyle ilişkili unvanların en üst sıraları tutması tesadüf değildir. Benzer şekilde Güney Kore’de de milletvekilleri ve üst düzey bürokratlar listenin tepesindedir.

Bu denklemi Doğu’nun kalbine, Çin’e taşıdığımızda tablo çok daha berraklaşır. Bin yıllık Konfüçyüsçü bürokrasi geleneğini sürdüren Çin’de, her yıl milyonlarca genç 'demir pirinç kasesi' dedikleri sarsılmaz devlet kadrolarına (kamu memurluğuna) girebilmek için yarışır. Özel sektörde zenginleşmek mümkündür; ancak gerçek dokunulmazlık ve saygınlık hâlâ devleti temsil eden apoletlerde, parti bürokrasisinde ve hâkim erkin gölgesindedir.


Hindistan’da merkezi kamu sınavını (UPSC) kazanmak en büyük statü sıçramasıyken Suudi Arabistan’da itibar uzun yıllar devlet erki ve kamusal imtiyazların etrafında şekillenmiştir. Singapur ise bu kudreti Batı’nın kurumsal rasyonelliğiyle birleştirip liyakatli bir teknokrasi kurmuştur. Fakat ister Pekin’de ister Yeni Delhi veya Riyad’da olsun Doğu’nun zihniyeti, hayata sunulan sessiz ve görünmez bir hizmetten ziyade, devlet erkiyle kurulan hiyerarşik bağı ve elinde tuttuğu karar verme kudretini alkışlamayı sürdürür.

Japonya ise bu iki kutbun arasında son derece özgün bir sentez kurmuş durumda. Hâkimler, tıp doktorları ve öğretmenler en üstte yer alırken siyasetçiler Batı’da olduğu gibi halkın en az itibar ettiği kesim. Japonya’yı farklı kılan asıl unsur ise Shokunin (usta zanaatkâr) kültürü. Bir işi eksiksiz, sabırla ve ustalıkla yapan bir teknisyen veya marangoz, "beden işçisi" denilerek küçümsenmez; aksine toplumsal ahenge ve düzene katkı sunan saygın bir sanatkâr olarak hürmet görür.


Bu tabloları yan yana koyduğumuzda kendimize şu soruyu sormamız gerekir:

Çocuklarımıza saygınlığı nasıl tarif ediyoruz? Saygınlığı sadece devletin kudretli gölgesine sığınmakta, bir makam koltuğunun getirdiği güçte mi arayacağız yoksa bir canı kurtarmanın, bir hastaya şefkat göstermenin, bir vidayı kusursuz sıkmanın ve sokakları temiz tutmanın da onurlu bir hayat sunduğunu anlatabilecek miyiz?

Kanalizasyon çalışmadığında, çöpler toplanmadığında ya da bir hemşire görevini yapmadığında hayatın felç olduğunu unutan toplumlar, unvanların ve bürokratik gücün ışıltısına aldanır. Gerçek medeniyet, devleti kutsal bir kudret makamı değil insana hizmet aygıtı olarak görebilmek ve makamın getirdiği güçten sıyrılıp insan hayatını omuzlayan her türlü emeğe sınıfsız ve koşulsuz hürmet edebilmektir.

Muhabir: MUSTAFA KUVANCI