Sosyal medya ve dijital platformlar öylesine hayatımıza girdi ki… Artık çevrimdışıyken kendimizi kaybolmuş gibi hissediyoruz. Dün Facebook bir süreliğine çöktü mesela. Erişim yok, sayfa açılmıyor… ve bir anda milyarlarca insan panik içinde! Hayat durdu sandık. Telefon elinde, ekran kararmış, “acaba ben mi sorunluyum?” derken, bir bakıyorsun insanlık krize girmiş.
Adeta sanal alemin içinde yaşıyoruz; gerçek hayat dışında neredeyse hiçbir şey yokmuş gibi… Çocuk, genç, orta yaşlı, ihtiyar… Herkes parmağının ucunda bir ekranla hipnotize olmuş. Ve baktıkları şey, Apık sapık videolar, kavga, kaza, ölüm, savaş görüntüleri, abidik gubidik saçma içerikler… Normal hayatta dayanamayacağımız şeyleri, sosyal medyada “alıştık” muamelesiyle izliyoruz.
***
Fenomenler ayrı bir mesele… Facebook çöktü, erişim yok, bir anda takipçilerine ulaşamamanın verdiği derin psikolojik sarsıntı. Psikoloğa gidenler de vardır mutlaka. Hayatlarının bir parçası olmuş bu sanal konfor… Her beğeni, her yorum, her takipçi bir ödül sistemi gibi. Yoksa değerimiz mi düşüyor? Öfke, hüzün, heyecan… hepsi birkaç tıklamayla ölçülüyor.
Ve tabii yapay zekâ… O da bu işin içine girdi. “Biz mi onu yönetiyoruz, o mu bizi?” sorusu havada. Gözetliyoruz gibi görünüyoruz ama her ilettiğimiz veri onun zekasına katkı sağlıyor. Biz gözetleniyoruz aslında... Ayrıca tembelleşiyoruz, üretmemeyi alışkanlık hâline getiriyoruz, o büyüyor… biz küçülüyoruz.
***
Düşünsenize, on beş yirmi yıl öncesi… Sosyal medya bu kadar yaygın değil, yapay zekâ bu kadar hayatımızda değil. Ama şimdi, telefonuyla evli, bilgisayarıyla yakın akraba, sosyal medyasıyla güne başlayan bir nesil var. Facebook’la açıyor gözünü, Instagram’la, X’le… Gece yatana kadar ekran başında. Kim ne paylaşmış, senin paylaşımlarının altına ne yorum gelmiş, takipçi sayın kaç… hayat bu kadar basit.
Ve tabii para kazanma kısmı… Kim istemez ki? Takipçi çok, paylaşım çok, izlenme çok, gelir çok. YouTube’cular, Instagram’cılar, Facebook’çular…
Taşra kafası çoğunlukla Facebook’la yatıp kalkıyor. Bürokrat, teknokrat, politikacı X’ten yürüyor; Instagram’cı şamatacı, Youtuber ahkam kesiyor. Restoran restoran dolaşıp ahkam kesen sözde gurme, özde beleş karın doyurmacılar ayrı bir alem… en çok da onlara ayar oluyorum... Her tattıkları yemek için “böyle lezzet görmedim” yalanı üzerinden para kazanmanın derdinde hepsi!
Ezoterik işlerle uğraşanlar, tarihten, mitolojiden videolarla dem vuranlar… Her türden, her renkten insanlar kendi alanında çok bilmişlik yapıyor. Antarktika gizemini çözmeye çalışanlar, düz dünyacılar, ufoseverler, astrolojik yalanlarla milleti kekleyenler, falan filan...
***
Facebook çöktü, hayat durdu sandık. Ama gerçek hayat akıp gidiyor. Erişim yok diye ölmedik, paylaşım yapamamak öfkelendirdi bizi sadece. Sosyal medya insanı insanlıktan çıkarıyor, algıyı karartıyor, ama hayat kendi yolunda devam ediyor.
Gazetecilik de artık sosyal medyadan yürüyor. Yeni medya diyorlar buna; geleneksel basına pek prim yok. Dedikodu, şamata, tehdit, hakaret… Sosyal medya gazeteciliği bu. Ama bu ağların sahibi şirketler, patronlarıyla birlikte dünyayı yönetiyor. Biz farkında olsak da olmasak da köleleştik. Ülkeler bile sosyal medya üzerinden yönetiliyor artık; açıklamalar, bilgiler, mesajlar… hepsi dijital. Her paylaşım bir veri, her veri bir güç.
***
Hukuk, kanun, yasak… Bunlar pek işe yaramıyor. Sistem öyle bir noktaya geldi ki geri dönüş yok. Sosyal medya, yapay zekâ ve biz… Birlikte büyüyüp küçülüyoruz, algılanan hayat ile gerçek hayat arasındaki çizgi siliniyor. Belki de bu, insanlığın yeni bir evrim aşaması… robotlaştırılmış, sosyal medya kölesi hâline gelmiş bir insanlık mı geliyor? Kim bilir…
Selam ederim.





