Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) üyesi Ömür Mustafa Boyuer, yaptığı yazılı açıklamada, CHP'nin yalnızca bir siyasi parti olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş felsefesini ve Atatürk'ün mirasını temsil eden tarihsel bir kurum olduğunu ifade etti.
Açıklamasında, "Bu satırlar bir görev, makam ya da siyasi beklenti üzerine değil; ömrüm boyunca taşıdığım bir inanç, bağlılık ve vefa üzerine yazılmıştır" ifadelerini kullanan Boyuer, CHP'nin bağımsızlık mücadelesinin, Cumhuriyet'in kuruluş iradesinin, halk egemenliğinin, çağdaşlaşmanın ve aydınlanmanın siyasal adı olduğunu belirtti.
(Boyuer, Erden Köybaşı ile girdiği il başkanlığı yarışında değişim kanadında yer almış, seçimi kaybetmişti. Boyuer şu anda Balıkesir Büyükşehir Belediyesi'ne bağlı Balıkesir Toplu Taşıma A.Ş.'nin genel müdürlüğünü yapıyor. Boyuer'in bu açıklamaları, bir anlamda Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte hareket eden Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın'la birlikte yol yürümeye devam edeceği anlamına geliyor.)
"CHP'nin Kimseye Borcu Yoktur"
Boyuer, CHP'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk dışında hiç kimseye borçlu olmadığını vurgulayarak, parti çatısı altında siyaset yapan herkesin asıl borcunun Cumhuriyet Halk Partisi'ne olduğunu söyledi.
Partinin siyaset yapanlara kimlik kazandırdığını, mücadele alanı sunduğunu ve tarihsel bir sorumluluk yüklediğini dile getiren Boyuer, CHP üyesi olmayı hayatı boyunca taşıyacağı en büyük onurlardan biri olarak gördüğünü ifade etti.
"En Zor Günlerde de Partimin Yanında Oldum"
Siyasi yaşamı boyunca CHP'nin farklı kademelerinde görev yaptığını belirten Boyuer, seçim kazanılan dönemlerde olduğu gibi kaybedilen süreçlerde de partisinden ayrılmadığını söyledi.
CHP'nin baraj altında kaldığı dönemlerde dahi inancını kaybetmediğini ifade eden Boyuer, bağlılığının seçim sonuçlarına, görevlere ya da makamlara bağlı olmadığını belirterek, "Ben siyaseten gözlerimi bu partide açtım. Mücadeleyi, halktan yana durmayı ve Cumhuriyet değerlerini savunmayı bu çatı altında öğrendim" dedi.
"Eleştiriler Parti İçinde Yapılmalı"
Parti içerisinde görüş ayrılıklarının ve eleştirilerin doğal olduğunu belirten Boyuer, tüm değişim arayışlarının örgüt hukukuna ve parti kültürüne bağlı kalınarak parti içerisinde yürütülmesi gerektiğini savundu.
Cumhuriyet Halk Partisi'nin kişisel hırsların tatmin edileceği veya makam elde etmek amacıyla kullanılacak bir yapı olmadığını ifade eden Boyuer, CHP'nin tarihsel mirasının ve toplumsal sorumluluğunun buna izin vermeyecek kadar büyük olduğunu dile getirdi.
"CHP Hiç Kimsenin Şahsi Mülkü Değildir"
Boyuer, görevlerin ve makamların geçici olduğunu, kalıcı olanın ise CHP'nin tarihsel kimliği, örgütü, ilkeleri ve Atatürk'ün bıraktığı miras olduğunu belirtti.
Partinin hiç kimsenin şahsi mülkü olmadığını ifade eden Boyuer, CHP'nin herkesin gözü gibi koruması gereken ortak bir değer olduğunu söyledi.
"Gerçek Bağlılık Zor Günlerde Belli Olur"
Açıklamasında, zor zamanlarda partiden uzaklaşmak yerine daha fazla sahip çıkılması gerektiğini vurgulayan Boyuer, kırgınlıkların sırt çevirmek yerine mücadeleyi sürdürerek aşılması gerektiğini kaydetti.
"Gerçek bağlılık yalnızca başarı günlerinde değil, en zor günlerde gösterilen sadakattir" diyen Boyuer, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kişisel hesapların değil, partisinin tarihsel sorumluluğunun yanında olacağını ifade etti.
"CHP'den Vazgeçmek Kendimden Vazgeçmektir"
Açıklamasının son bölümünde CHP ile kurduğu bağı kişisel bir siyasi tercihin ötesinde gördüğünü belirten Boyuer, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Cumhuriyet Halk Partisi'nden vazgeçmek benim için yalnızca bir partiden vazgeçmek değil; Cumhuriyet'in kuruluş iradesinden, Atatürk'ün emanetinden ve ömrüm boyunca inandığım değerlerden vazgeçmek anlamına gelir. Vazgeçersem yalnızca bir siyasi partiden değil, beni ben yapan değerlerden de vazgeçmiş olurum."
Boyuer, hiçbir kişisel kırgınlığın, makamın ya da geçici gelişmenin kendisini CHP'den koparamayacağını belirterek, "Ben bu partiye bir makam için değil, bir ömürlük inançla bağlandım. CHP'den vazgeçersem kendimden vazgeçmiş olurum. Ben bu partiden vazgeçmedim, vazgeçmiyorum ve son nefesime kadar da vazgeçmeyeceğim" ifadelerini kullandı.
Açıklamasını, "Bu bir ayrışma çağrısı değil; Cumhuriyet Halk Partisi'nin tarihine, kimliğine, örgütüne ve Atatürk'ün emanetine sahip çıkma iradesidir" sözleriyle tamamladı.
"CHP’DEN VAZGEÇERSEM KENDİMDEN VAZGEÇMİŞ OLURUM"
"Bu satırlar; bir görev, makam ya da siyasi beklenti üzerine değil, ömrüm boyunca taşıdığım bir inanç, bağlılık ve vefa üzerine yazılmıştır.
Cumhuriyet Halk Partisi yalnızca bir siyasi parti değildir. CHP; bağımsızlık mücadelesinin, Cumhuriyet’in kuruluş iradesinin, halk egemenliğinin, çağdaşlaşmanın ve aydınlanmanın siyasal adıdır.
Cumhuriyet Halk Partisi, Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu ve genel başkanlığını yaptığı, Cumhuriyet ile birlikte en büyük iki eserinden biri olarak bizlere emanet ettiği tarihsel bir değerdir. Bu nedenle CHP’ye mensubiyet, herhangi bir siyasi tercihin çok ötesinde; Cumhuriyet’e, demokrasiye, laikliğe, hukukun üstünlüğüne ve Atatürk ilke ve devrimlerine duyulan sorumluluğun ifadesidir.
CHP’nin, kurucusu Mustafa Kemal Atatürk dışında hiç kimseye borcu yoktur. Aksine, bu partinin çatısı altında siyaset yapan, makam ve görev üstlenen, partinin adıyla toplum karşısına çıkan her birimizin Cumhuriyet Halk Partisi’ne borcu vardır. Çünkü bizlere kimlik kazandıran, söz söyleme imkânı veren, mücadele alanı açan ve halkın karşısına tarihsel bir sorumlulukla çıkmamızı sağlayan bu büyük örgüttür.
Bu ülkeyi kuran partinin üyesi olmak, onun bir neferi olarak mücadele etmek benim için hayatım boyunca taşıyacağım en büyük onurlardan biridir.
Ben bu partinin sokağının tozunu yuttum. Mahallelerinde, köylerinde, ilçelerinde ve meydanlarında çalıştım. Farklı görevler üstlendim. Seçim kazandığımız günlerde de yenildiğimiz zamanlarda da partimin yanında oldum.
Cumhuriyet Halk Partisi’nin baraj altında kaldığı, umutların tükendiğinin düşünüldüğü en zor dönemlerde dahi partimden vazgeçmedim. İnancımı, bağlılığımı ve mücadele azmimi kaybetmedim. Çünkü benim CHP’liliğim; seçim sonuçlarına, makamlara, görevlere ya da kişisel beklentilere bağlı değildir.
Ben siyaseten gözlerimi bu partide açtım. Atatürk’ün partisinde yetiştim. Siyaseti, mücadeleyi, dayanışmayı, halktan yana durmayı ve Cumhuriyet değerlerini savunmayı bu çatı altında öğrendim.
Elbette partimiz içinde görüş ayrılıkları, eleştiriler, kırgınlıklar ve farklı değerlendirmeler olabilir. Ancak her türlü mücadele, her türlü eleştiri ve değişim arayışı; partinin kurumsal kimliğine zarar vermeden, örgüt hukukuna ve parti kültürüne bağlı kalınarak yine parti içinde verilmelidir.
Cumhuriyet Halk Partisi; kişisel hırsların tatmin edileceği, makam elde etmek için kullanılacak ya da başka siyasi hedeflere ulaşmak amacıyla sıçrama tahtasına dönüştürülecek bir yapı değildir. CHP’nin tarihsel mirası, manevi değeri ve toplumsal sorumluluğu buna müsaade etmeyecek kadar büyüktür.
Bu parti hiç kimsenin şahsi mülkü değildir. Ancak herkesin gözü gibi koruması gereken ortak evidir.
Görevler geçicidir. Makamlar geçicidir. Kişiler geçicidir. Kalıcı olan; Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihsel kimliği, örgütü, ilkeleri ve Atatürk’ün bizlere bıraktığı büyük mirastır.
Bizlere düşen; partiden aldığımızı kişisel kariyerlerimize değil, yine partimize ve ülkemize geri vermektir. Zor zamanlarda uzaklaşmak değil, daha fazla sahip çıkmaktır. Kırıldığımızda sırt çevirmek değil, doğruları söyleyerek mücadeleyi sürdürmektir. Çünkü gerçek bağlılık, yalnızca başarı günlerinde değil, en zor günlerde gösterilen sadakattir.
Ben, Cumhuriyet Halk Partisi’nde görev aldığım her dönemi, taşıdığım her sorumluluğu ve verdiğim her mücadeleyi hayatımın en kıymetli onurlarından biri olarak görüyorum. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kişisel hesapların değil, partimin tarihsel sorumluluğunun yanında olacağım.
Cumhuriyet’in, demokrasinin, halkın ve Atatürk’ün gösterdiği çağdaş uygarlık yolunun savunucusu olmaya devam edeceğim.
Son nefesime kadar Atatürk’ün partisinin bir üyesi, bir neferi ve bir yol arkadaşı olmaktan onur duyacağım.
Çünkü Cumhuriyet Halk Partisi’nden vazgeçmek, benim için yalnızca bir partiden vazgeçmek değil; Cumhuriyet’in kuruluş iradesinden, Atatürk’ün emanetinden ve ömrüm boyunca inandığım değerlerden vazgeçmek anlamına gelir.
Vazgeçersem; yalnızca bir siyasi partiden değil, beni ben yapan değerlerden, inandığım Cumhuriyet idealinden, Atatürk’ün emanetinden ve yıllar boyunca verdiğim mücadeleden vazgeçmiş olurum.
Vazgeçersem; sokağında toz yuttuğum, en zor günlerinde dahi terk etmediğim, bana siyasi kimliğimi ve mücadele azmimi kazandıran büyük aileme sırtımı dönmüş olurum.
Vazgeçersem; geçmişime, emeğime, inancıma ve yol arkadaşlarıma karşı mahcup olurum.
Bu nedenle ne kişisel kırgınlıklar, ne geçici görevler, ne makamlar ne de karşılaştığım zorluklar beni Cumhuriyet Halk Partisi’nden koparabilir. Çünkü ben bu partiye bir makam için değil, bir ömürlük inançla bağlandım.
CHP’den vazgeçersem kendimden vazgeçmiş olurum.
Ben kendimden de, partimden de, Atatürk’ün emanetinden de asla vazgeçmeyeceğim.
Ben bu partiden vazgeçmedim.
Vazgeçmiyorum.
Ve son nefesime kadar da vazgeçmeyeceğim.
Bu bir ayrışma çağrısı değil; Cumhuriyet Halk Partisi’nin tarihine, kimliğine, örgütüne ve Atatürk’ün emanetine sahip çıkma iradesidir."




