23 Şubat 2010… Takvimler Balıkesir’in Dursunbey ilçesine bağlı Odaköy’ü gösterdiğinde, yerin yüzlerce metre altında biriken gaz, ihmal zincirinin de etkisiyle patladı. O gün, Odaköy’deki kömür madeninde yaşanan grizu patlaması yalnızca bir iş kazası değil; Türkiye’de yıllardır süren denetimsizlik, tedbirsizlik ve “önlenebilir ölümler” tartışmasının simgelerinden biri olarak hafızalara kazındı. Aradan geçen yıllara rağmen acı dinmedi; çünkü maden kazaları bitmedi, maden faciaları hâlâ yaşanıyor.
Odaköy’deki maden, özel bir şirket tarafından işletilen bir kömür ocağıydı. Patlamanın meydana geldiği akşam vardiyasında onlarca işçi yerin altında çalışıyordu. Saatler ilerlerken, havalandırmanın yetersiz olduğu iddialarıyla birlikte galerilerde biriken metan gazı, küçük bir kıvılcımla büyük bir felakete dönüştü. Patlamanın şiddetiyle madenin içi bir anda cehenneme döndü; alev, basınç ve zehirli gazlar galerilere yayıldı. Çıkışa yakın olan bazı işçiler yaralı hâlde dışarı ulaşabildi; içeride kalanlar içinse zaman, saniyeler içinde düşmana dönüştü.
Kurtarma çalışmaları başladığında maden ağzında bekleyen ailelerin çaresizliği, facianın en ağır görüntülerinden biri oldu. Türkiye Taşkömürü Kurumu’ndan gelen uzman ekipler ve sağlık görevlileri, göçük riski ve yoğun gaz nedeniyle büyük zorluklar yaşadı. Saatler süren çabaların ardından acı bilanço netleşti: 13 madenci hayatını kaybetmiş, 18 işçi yaralanmıştı. Hayatını kaybedenler arasında yalnızca yeraltında çalışan işçiler değil, aynı zamanda sorumluluk taşıyan bir maden mühendisi de vardı. O gün Odaköy’de, evlerine ekmek götürmek için yerin altına inen emekçiler bir daha gün yüzü göremedi.

Faciada yaşamını yitiren madencilerin isimleri, Odaköy’ün ve Dursunbey’in hafızasına kazındı: Engin Tanrıkulu, İbrahim Saygılı, Muammer Karaca, Mustafa Demirel, Ali Yaran, Önder Kartefe, Celal Karakafa, Serkan Aydın, İsmail Görlen, Bünyamin Tuncay, Süleyman Duman, Mehmet Özel ve maden mühendisi Özgür Seçkin… Her biri bir ailenin evladı, eşi ya da babasıydı. Ardında yarım kalmış hayatlar, öksüz çocuklar ve dinmeyen bir adalet arayışı bıraktılar.
Patlamanın ardından hazırlanan raporlar ve yapılan açıklamalar, facianın “kader” olmadığını bir kez daha ortaya koydu. Grizu patlamaları, kömür madenciliğinin bilinen ve ölçülebilir riskleri arasında yer alıyor. Metan gazının düzenli ölçümü, etkili havalandırma sistemleri, çalışır durumda gaz alarm ve erken uyarı mekanizmaları ile bu tür felaketlerin büyük ölçüde önlenebileceği yıllardır biliniyor. Odaköy’de ise bu önlemlerin yeterince uygulanmadığı, denetimlerin kâğıt üzerinde kaldığı ve iş güvenliğinin maliyet unsuru olarak görüldüğü yönündeki iddialar kamuoyuna yansımıştı.
Odaköy faciası, yalnızca Balıkesir’in değil Türkiye’nin ortak acısı oldu. Ancak bu acı, ne yazık ki son olmadı. Yıllar içinde farklı illerde yaşanan maden kazaları, benzer nedenlerle can almaya devam etti. Denetimsizlik, taşeronlaşma, üretim baskısı, yetersiz sendikal örgütlenme ve “olmaz” denilen risklerin görmezden gelinmesi, maden emekçilerini her vardiyada ölümle burun buruna getirdi. Odaköy, bu zincirin erken halkalarından biri olarak bugün hâlâ hatırlanıyor; çünkü ondan sonra yaşananlar, gerekli derslerin yeterince çıkarılmadığını gösterdi.
Her 23 Şubat’ta Odaköy’de ve Dursunbey’de yapılan anmalar, kaybedilen 13 canı hatırlatmanın ötesinde bir çağrı niteliği taşıyor. Bu çağrı, “unutursak tekrarlar” gerçeğine dayanıyor. Maden kazalarının kader değil, ihmallerin sonucu olduğu gerçeği kabul edilmedikçe; denetim mekanizmaları bağımsız ve etkin hâle getirilmedikçe; işçi sağlığı ve güvenliği kâğıt üzerindeki mevzuattan sahaya yansıtılmadıkça Odaköy gibi facialar yaşanmaya devam edecek.
Odaköy’de yerin altında kalan o 13 madenci, yalnızca bir istatistik değil. Onlar, alınmayan önlemlerin, ertelenen denetimlerin ve görmezden gelinen uyarıların bedelini canlarıyla ödeyen emekçilerdi. Bu yüzden Odaköy faciası unutulmuyor. Çünkü maden kazaları sürüyor ve her yeni kaza, 23 Şubat 2010’u bir kez daha hatırlatıyor: Facialar bitmiyor, çünkü ihmal bitmiyor.





