Sokak canlarını neden besliyoruz?
Aç kalmaları vicdanımızı tırmalıyor çünkü. Onları seviyoruz. şehrin sokaklarında yalnızca biz yaşamıyoruz. Kediler de var, köpekler de… Kuşlar, böcekler, ağaçlar, çiçekler ve bizim fark etmediğimiz nice canlıyla aynı hayatı paylaşıyoruz.
Bazen bir kap mama, bazen bir kap su bırakıyoruz önlerine. Hele şu sıcak yaz günlerinde, bir kap suyun onlar için ne kadar kıymetli olduğunu düşünmek bile yeter.
Peki bununla bitiyor mu?
Biz çocukken mahallelerin başka bir ruhu vardı. Mahalle çeşmeleri vardı. Sokakta oynayan çocuklar vardı. Çocuklar, sokak canlarının en yakın dostlarıydı. Bir köşeye karton bir kutu koyup kediye, köpeğe kendilerince bir yuva yaparlardı. Evden aldıkları ekmek, peynir kırıntılarını önlerine bırakır, sokağa atılmış bir pet şişeye su doldurup içirirlerdi.
Kimse onlara bunu öğretmek için kitap yazmazdı. Çocuklar görerek öğrenirdi.
Şimdi şehirler büyüdü, mahalleler değişti. Çocuklar apartmanların, sitelerin, güvenlikli alanların içine sıkıştı. Sokakla kurdukları bağ azaldı. Belediyelerin yaptığı çocuk parklarının sınırları içinde büyüyen bir kuşak var artık.
Yine de eski mahalle kültürünün biraz olsun yaşadığı sokaklarda, kedilerle köpeklerle oynayan çocukları görmek insanın içini ısıtıyor.
Çünkü çocuklar bir canlıya dokunmayı, onu korumayı, onun da acıktığını ve susadığını görmeyi öğreniyor.
***
Biz yetişkinlere düşen ise bu bağı tamamen koparmamak.
Şehir hayatı değişti. Sokak canlarının doğal yaşam alanları daraldı. Avlanma ve yiyecek bulma yetenekleri, insan eliyle şekillenen şehir yaşamında eskisi kadar işe yaramıyor. Doğal ortamlarından uzaklaştırılmış, betonun ve asfaltın arasında yaşamaya çalışan hayvanlardan söz ediyoruz.
Elimizden geldiğince, bütçemiz yettiğince onlara destek olmak bu nedenle önemli.
Herkes kedi ya da köpek sevmek zorunda değil.
Bunu da biliyoruz.
Sevmeyen var, korkan var, rahatsız olan var. Onları görmezden gelen de var.
Ama aynı sokakta yaşayan insanların önemli bir bölümü için sokak canları hayatın bir parçası. Mama almaya gücü yetmeyen, akşam yemeğinden kalan uygun yiyecekleri temiz bir kapla önlerine koyup karınlarının doyduğunu görünce mutlu olan insanlar var.
İşte tam burada başka bir sorumluluk başlıyor.
İyilik yaparken başkasına rahatsızlık vermemek.
***
Tencerede kalan yemeği olduğu gibi kaldırıma dökmek, bir ağacın dibine yemek suyuyla ıslatılmış ekmekleri saçmak, yemek artıklarını sokağın ortasına bırakmak sokak canlarını beslemek olabilir ama doğru bir besleme yöntemi değildir.
Üstelik yalnızca görüntü kirliliği yaratmaz.
Kötü kokuya, böceklenmeye, hijyen sorunlarına ve çevre kirliliğine neden olabilir. Aynı apartmanda, aynı sokakta, aynı mahallede yaşayan insanların da yaşam alanıdır orası.
Bir başkasının kapısının önüne yemek artığı dökülmesini istemiyorsak, bunu sokak canları için de yapmamalıyız.
Çünkü hayvanları sevmenin yolu, onları yaşadıkları çevreyi kirleterek beslemekten geçmiyor.
Bir kap kullanmak çok zor değil.
Suyu temiz bir kapta vermek çok zor değil.
Yemeği ya da mamayı uygun bir yere bırakmak, işimiz bittiğinde kabı ve çevresini temizlemek çok zor değil.
Böyle yaptığımızda hem sokak canlarının sağlığını koruruz hem de mahallemizi paylaşan insanların yaşam hakkına ve temizlik hassasiyetine saygı göstermiş oluruz.
Unutmamak gerekiyor: Sokak da ortak yaşam alanımız.
Kedi de orada yaşıyor, köpek de. Çocuk orada oynuyor, yaşlı oradan geçiyor, esnaf dükkânının önünde duruyor, apartman sakini penceresini açıyor.
Birinin iyiliği, diğerinin rahatsızlığına dönüşmemeli.
***
Sokak canlarını beslemek bir vicdan meselesidir. Ama aynı zamanda bir şehir kültürü meselesidir.
Onları seviyorsak, yaşadıkları çevreyi de düşünmeliyiz.
Bir kap mama, bir kap temiz su, bir parça merhamet…
Ve biraz da dikkat, biraz da temizlik, biraz da başkasının yaşam alanına saygı.
Gerçek iyilik bu!
Çünkü sokak canlarını yaşatırken, birlikte yaşamanın kurallarını da yaşatmak zorundayız.




