ÜMMET ŞENGÜL


Her yaz aynı manzarayla karşılaşıyoruz. Aynı uyarılar yapılıyor, aynı çağrılar yineleniyor. "Ormanlarda ateş yakmayın", "Sigara izmaritini yere atmayın", "Cam şişeleri doğaya bırakmayın", "Anız yakmayın", "Yangın gördüğünüzde 112'yi arayın" deniliyor. Televizyonlarda, radyolarda, sosyal medyada, valiliklerin, belediyelerin, orman teşkilatlarının duyurularında günlerce aynı cümleleri duyuyoruz. Buna rağmen her yıl binlerce hektar ormanımızı kaybediyoruz. Ne yazık ki yapılan uyarılar, dikkatsizlik ve ihmal karşısında çoğu zaman yetersiz kalıyor.

Bugün Balıkesir olarak yine zor günlerden geçiyoruz. Son birkaç gündür Edremit Körfezi adeta alevlerle mücadele ediyor. Altınoluk'ta Kazdağları'nın eteklerinde başlayan yangın, kuvvetli rüzgârın etkisiyle kısa sürede geniş alanlara yayıldı. Gömeç'te yükselen alevler farklı noktalara sıçradı. Ayvalık'ta yoğun bir mücadele veriyor. Körfezin birçok noktasında ormanlık alanlar, makilikler ve zeytinlikler zarar gördü. Yangınların büyük bölümünde ekipler kontrol sağlamak için gece gündüz çalışırken, bazı bölgelerde soğutma faaliyetleri sürüyor. Ancak tehlike henüz tamamen geçmiş değil. Meteorolojik veriler, bölgede etkili olan yüksek sıcaklık, düşük nem ve kuvvetli rüzgârın yangın riskini artırmaya devam ettiğini gösteriyor.

Edremit Körfezi, Türkiye'nin en değerli doğal miraslarından biri. Kazdağları'nın oksijen dolu ormanları, yüzlerce yıllık çam ve meşe ağaçları, zeytinlikleri, endemik bitki türleri ve yaban hayatı bu coğrafyanın en büyük zenginliği. Bir orman yandığında yalnızca ağaçlar kül olmuyor. Kuşların yuvaları, sincapların yaşam alanları, kaplumbağaların, kirpilerin, tilkilerin, sayısız böceğin ve milyonlarca canlının yaşamı da yok oluyor. Birkaç saat içinde küle dönen ormanların yeniden aynı olgunluğa ulaşması ise onlarca, hatta yüzlerce yıl alıyor.


***

Yangınlar yalnızca doğayı değil, ekonomiyi de vuruyor. Balıkesir'in önemli geçim kaynaklarından biri olan zeytincilik zarar görüyor. Arıcılık olumsuz etkileniyor. Tarım arazileri tehdit altına giriyor. Turizm bölgeleri risk yaşıyor. Doğal güzellikleri görmek için gelen ziyaretçiler, yeşil yerine siyaha bürünen dağlarla karşılaşıyor. Bir başka ifadeyle geleceğimiz yanıyor!

Daha da acısı, bu yangınların önemli bir bölümünün doğal nedenlerden değil, insan kaynaklı ihmallerden çıkması. Yol kenarına atılan söndürülmemiş bir sigara izmariti, güneş ışığını mercek gibi odaklayan bir cam şişe, piknik alanında tamamen söndürülmeyen mangal közü, gelişi güzel bırakılan çöpler, kontrolsüz kaynak çalışmaları ya da dikkatsizce kullanılan tarım makineleri... Bazen küçücük bir kıvılcım, kuvvetli rüzgârın etkisiyle saatler içinde binlerce dönüm alanı yok edebiliyor. Üstelik yalnızca ormanı değil, evleri, iş yerlerini ve insanların hayatını da tehdit ediyor.

Altınoluk yangınında bunun en somut örneklerinden biri yaşandı. Kuvvetli rüzgâr nedeniyle alevler yerleşim alanlarına kadar ulaştı. Bazı bölgelerde vatandaşlar tedbir amacıyla tahliye edildi. Geçmiş yıllarda Akdeniz ve Ege'de yaşanan büyük yangınlarda olduğu gibi, birkaç saat içinde gelişen olaylar yerleşim yerlerini tehdit edecek boyutlara ulaşabildi. Yangınların artık yalnızca ormanların sorunu olmadığı, kent güvenliğini de doğrudan ilgilendirdiği bir kez daha görüldü.


***

Ne yazık ki bazı yangınların kasıt sonucu çıkarıldığı gerçeğini de görmezden gelemeyiz. Ülkenin ortak serveti olan ormanları hedef alan bu tür girişimler milli ekonomiye ve gelecek nesillere karşı işlenmiş ağır bir suç. Bu nedenle ihmal kadar kasıtlı eylemlerle de kararlılıkla mücadele edilmesi büyük önem taşıyor.

Bu zorlu süreçte en büyük tesellimiz ise sahada görev yapan ekiplerin özverisi oluyor. Orman Bölge Müdürlüğü personeli, Balıkesir Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, AFAD, belediyeler, jandarma, emniyet, sağlık ekipleri, gönüllüler ve destek veren tüm kurumlar günlerdir insanüstü bir gayret gösteriyor. Onlarca helikopter ve yangın söndürme uçağı havadan, yüzlerce araç ve personel karadan durmaksızın mücadele ediyor. Kimi zaman 40 dereceyi aşan sıcaklıkta, yoğun dumanın içinde, hayatlarını riske atarak görev yapıyorlar. Onların bu fedakârlığı, toplum olarak daha dikkatli olmamız gerektiğini de bizlere hatırlatıyor.


***

Ancak hiçbir teknoloji, hiçbir hava aracı ve hiçbir ekip, çıkmayan bir yangın kadar başarılı olamaz. Yangını söndürmenin en etkili yolu, onun hiç başlamamasını sağlamaktır. Bu nedenle sorumluluk yalnızca kamu kurumlarının değil, hepimizin omuzlarındadır. Doğaya bırakılan her atık, söndürülmeden atılan her izmarit, kontrol edilmeyen her ateş gelecekte büyük bir felaketin başlangıcı olabilir.

Yangın sezonu henüz bitmedi. Ekim ayına kadar yüksek sıcaklıklar, düşük nem ve kuvvetli rüzgâr etkisini sürdürecek. Önümüzdeki haftalarda da benzer riskler devam edecek. Bu yüzden herkes çok daha dikkatli davranmalı, en küçük bir dumanı veya alevi bile görmezden gelmemelidir. Erken yapılan bir ihbar, binlerce ağacı ve sayısız canlıyı kurtarabilir.

Unutmamalıyız ki orman nefes aldığımız havadır, içtiğimiz suyun güvencesidir, toprağın bereketidir, iklimin dengesidir. Çamlarımız, meşelerimiz, zeytinliklerimiz ve Kazdağları'nın eşsiz doğası Balıkesir'in kimliğinin ayrılmaz parçalarıdır. Bunlar sadece bugünün değil, çocuklarımızın ve torunlarımızın da mirasıdır.

Bugün gökyüzünde duyduğumuz her helikopter sesi bize yeni bir yangını hatırlatıyorsa, artık yalnızca üzülmek yetmez. Hepimizin davranışlarını değiştirmesi gerekir. Çünkü yanan ormanlar değildir; yanan geleceğimizdir.

Muhabir: Ümmet Şengül