Mustafa Kuvancı
Geçtiğimiz günlerde sosyal medyada bir video dikkatimi çekti. Almanya’da bir vatandaş, elinde metal bir aletle kaldırım taşlarının arasında biten otları temizliyordu. Videoda bu eylemin yüzyıllardır sürdürülen bir gelenek, aynı zamanda kaldırımları temizlemenin bir yasal sorumluluk olduğu anlatılıyordu. İnsanların bu işi severek yaptığı, herkesin evinin önündeki kaldırımdan sorumlu tutulduğu, bu temizliğin yapılmadığı takdirde ceza uygulandığını ifade ediliyordu.
Uygulamayı takdir etmekle birlikte sosyal medyada gördüğümüz her şeyin gerçek olmadığı, çoğunun kurgu olduğu bilinciyle konuyu araştırma gereği duydum. Buyrun sonuçlar:
Bu gelenek, Almanya’da 15. yüzyılın sonlarında özellikle Schwaben bölgesinde doğmuş ve zamanla tüm ülkeye yayılmış. Kehrwoche, kelime anlamıyla "süpürme haftası" demek. Bu durum, şehirlerde temizliği ve düzeni sağlamak adına yerel bir kanun olarak başlamış. Bugün ise Alman kültürünün özünü oluşturan “ordnung” (düzen) anlayışını en somut şekliyle gösterir hale gelmiş ve modern apartmanların iç tüzüklerinde, kira kontratlarında yerini almış.
Süpürme haftasında, apartmandaki tabelaya yönetim tarafından asılan nöbet listesine göre sırası gelen apartman sakini hafta boyunca temizlikten sorumludur. Bu görev sadece kapının önünü süpürmek değil, kaldırım taşları arasındaki yabani otları da temizlemeyi kapsıyor. Görevin aksatılması halinde toplumsal mekanizma devreye giriyor.
Alman toplumunda evinin önünün bakımsız olması tembellik ve düzensizlik göstergesidir. Düzensiz bir ev önüne sahip mülk sahibi, komşular tarafından uyarılır, ciddi bir mahalle baskısına maruz kalır. İş sadece mahalle baskısıyla da kalmaz, belediyeye intikal eder ve ciddi para cezaları uygulanır. Almanya’daki “Yol Temizleme Kanunu” gereği mülk sahibi kendi sınırları içindeki kaldırımın temizliğinden sorumludur. Kaldırımdaki temizlenmeyen otların zamanla yosunlaşması ve kayganlaşması, bu otların kaldırım taşlarını oynatması ve engebelerin oluşması nedeniyle bir insanın düşüp yaralanması mülk sahibinin tazminat ödemesine sebep olabiliyor.
Konuyu araştırırken bir şey daha dikkatimi çekti. Kaldırım taşları arasındaki otların nasıl temizlenmesi gerektiği. Almanya’da bu otları temizlemek için kimyasal ilaç, tuz, sirke kullanamazsınız. Bu maddelerin yer altı sularına karışması söz konusu olduğu için temizliği özel derz kazıyıcı aletlerle, elle yapmanız gerekir. Küçük tüplere bağlanan ot yakma aletleriyle de temizlemek mümkün. Aksi halde çevre yasaları ciddi manada kendini gösteriyor ve cezai yaptırımlar can yakıyor.
Bütün bunları incelerken bizdeki “Herkes kendi kapısının önünü süpürse bütün şehir tertemiz olur.” felsefesi geldi aklıma. Sonra bu sözün de aslında Alman yazar Goethe’ye ait olduğu gerçeğini öğrendim. Yalnız bizdeki Ahilik kültürünün de hakkını vermek lazım. Bizde geleneksel esnaf kültüründe Ahilik’ten miras kalan bir ahlakla esnaf sabahın ilk ışıklarıyla dükkanını açar, eline süpürgesini alıp dükkanının önünü süpürürdü. Hatta yandaki komşu yaşlıysa onun dükkanının önünü de temizlerdi. Üstelik bunu bir ceza korkusuyla değil “sabah bereketi” ve “esnaf dayanışması” için yapardı. Şimdi ne kadar yapıyoruz bunları, sorgulamak gerek.
Acaba başka milletlerde de böyle bir kültür var mı diye araştırdım. İsviçre’de kaldırımların temizliği ve yabani otların ayıklanması mülk sahibinin yasal görevi. Mahalle baskısı o kadar yüksek ki taşların arasından çıkan birkaç santimlik ot bile komşular tarafından belediyeye şikayet edilmenize yol açabiliyor. Avusturya’da da benzer şekilde, mülk sınırları içindeki ve önündeki kaldırımların temiz tutulması, otlardan arındırılması ve kışın tuzlanması mülk sahibinin sorumluluğunda
Belçika’da belediye kanunları, ev sahiplerinin evlerinin önündeki kaldırımı temiz tutmasını emrediyor. Bu temizlik, sadece çöpleri süpürmeyi değil, taşların arasından çıkan otları temizlemeyi ve kışın buzlanmayı önlemeyi de kapsıyor. Kaldırım taşlarının yaygın olduğu Hollanda sokaklarında halk, belediyenin ana yolları temizlemesine karşılık, kendi evlerinin önündeki yaya yollarının bakımını üstleniyor.
Kapitalizmin beşiği Amerika’da bu olay, toplumsal bir sorumluluktan ziyade, finansal bir korku haline gelmiş. Özellikle müstakil evlerin yer aldığı mahallelerde, site yönetimlerinin evlerin dış görünüşü, çimlerin boyu ve kaldırımların temizliğiyle ilgili ciddi yaptırımları var. Çünkü bakımsızlık, mahallenin estetiğini bozar ve mülklerin değerini düşürür. ABD’de olay, komşuya ve çevreye duyulan saygı kültürü değil, cüzdana gelecek zararla ilgilidir.
Japon dostlarımız sokak temizliğine bireyin topluma olan ahlaki borcu olarak bakıyorlar. Japonya’da mahalle dernekleri, hafta sonları kamusal alan temizliği yaparlar ve yediden yetmişe tüm mahalle sokağa dökülerek kaldırımdaki otları elleriyle ayıklar, sokakları süpürür, ortak alanları temizler. Bu durum Japon kültüründe ilkokullarda uygulanan, hepimizin zaman zaman sosyal medyada denk geldiğimiz, öğrencilerin kendi sınıflarını ve okul çevrelerini temizlemesi zorunluluğunun bir uzantısıdır.
Bugün bizde sokakların, kaldırımların temizliği belediyelerin işidir. Biz bırakın kaldırım taşları arasındaki otları temizlemeyi, sokağımızdaki çöp kovasının içine bile çöpleri düzgün atamayız. Hepiniz şahit olmuşsunuzdur, sokaklarımızdaki çöp kovalarının ağzına kadar dolduğuna, etrafına dökülmüş çöplere, kağıt ve poşetlerin rüzgarda sokak ortalarında ahenkle dans etmesine… Kaldırım kenarlarındaki kırık şişe parçalarına, parklardaki çekirdek kabuklarına, sokaklardaki sigara izmaritlerine…
Modern bir toplum olmadan önceki ilkel halimizde bizim ev hanımlarımız sabahın erken saatlerinde aynı esnafımızın yaptığı gibi evlerinin önlerini süpürür, yıkar, kaldırımları temizlerdi. Kapısının önünün temizliğini bir prestij meselesi olarak görürdü. Temiz bir kapı önü, o evin içinin de düzenli ve temiz olduğunun dışarıya ilanıydı. Burada bir yaptırım yoktu, ceza yoktu. Konu komşuya ayıp olmasın düşüncesi ve mahalleye, komşulara duyulan saygı vardı. Yine ilkel toplum olduğumuz dönemde bizim kültürümüzde “temizlik imandandır” felsefesi hakimdi. Şimdi modern olduk, apartmanlarda oturup sokağımızı gönül rahatlığıyla kirletebiliyoruz.
Kültürel genetiğimizdeki evinin, dükkanının önünü süpürme, sokağını temizleme formuna dönmeliyiz. Bizim çocuklarımıza bırakacağımız kültürel bellek bu olmalı. Sokaklarımızı, kaldırımlarımızı ne kadar temiz tutarsak çocuklarımıza o kadar örnek oluruz ki onlar da kendi çocuklarına örnek olsunlar.
“Her şeyi devletten beklememek gerek” felsefesini yaşamalı ve yaşatmalıyız. Vergimi veriyorum, belediye temizlesin demek sorumluluktan kaçmaktır. Belediye her mahalle arasını, her sokağın kaldırımını tek tek temizleyemez. Temizlemiş olsa bile onu kirletmemek, temiz tutmak bizim insanlık görevimizdir.
Kapısının önüne sahip çıkan her birey, üzerinde yaşadığı toprağı “vatan”, birlikte yaşadığı insanları da “millet” yapan o gizli sözleşmeye sahip çıkıyor demektir.





