MUSTAFA KUVANCI


Son günlerde Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okula saldırı olayları hepimizin malumu. Konu günlerdir çeşitli platformlarda masaya yatırılıyor, konuşuluyor. Bu köşede, 35 yıllık bir eğitimci gözüyle konuyu değerlendireceğiz.

Son bir yılda; okuldan atıldığı için okul müdürünü vuran öğrenciden, çocuğunun sırasını değiştirdiği için öğretmeni döven anneden, top oynarken kavga eden öğrencileri ayıran öğretmene beyzbol sopasıyla saldıran babadan, çocuğu disipline verildiği için öğretmeni okul çıkışında darp eden veliden, okulda öğrencisi tarafından vurulan veya bıçaklanarak hayatına son verilen öğretmene, son olaylardaki gibi okul baskınlarına o kadar çok olaya şahit olduk ki…


Bunlar fiziksel şiddetin görünür kısımları, bir de fiziksel şiddete dönüşmeyen ancak öğretmenin motivasyonunu kıran hakaret ve tehdit vakaları var. Eğitim sendikalarının yaptığı araştırmaya göre bu vakalar, fiziksel şiddetin üç katından fazla yaşanıyor.


***

Son olaylardan sonra okullara X-ray cihazları konuldu, her okulun kapısına polis dikildi, güvenlik toplantıları yapıldı, tel örgüler, duvarlar sağlamlaştırıldı, okul içine yabancı alınmaması için önlemler alındı, veli randevuları e-okul üzerinden verilmeye başlandı. Peki, bütün bu önlemler bizi, öğretmenlerimizi, çocuklarımızı korumaya yetecek mi? Gerçekten güvenlik eksikliğimiz mi var, yoksa kaybettiğimiz kültürümüz, medeniyetimiz, insanlığımız mı var?


Biz, Hz. Ali’nin “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” anlayışından, “Ben ancak bir muallim/öğretmen olarak gönderildim.” diyen peygamberin yolundan ve "Unutmayınız ki cumhurbaşkanı bile sınıfta öğretmenden sonra gelir." diyen Mustafa Kemal Atatürk’ün izinden ayrılıp nasıl bu hale geldik?


İstanbul’u fethedip şehre giren Fatih Sultan Mehmet’in, kendisine sunulan çiçekleri hocası Akşemseddin’e yönlendirmesinin anlamını nasıl unuttuk?

Geleceğimiz, çocuklarımıza şekil veren, onları bilimin ve ahlakın aydınlığında yetiştiren öğretmenlerimize saygıyı, sevgiyi nasıl kaybettik. Ne zaman böyle derin bir cehaletin, medeniyetsizliğin çukuruna düştük?


***

Areda Survey tarafından Mart 2026’da yapılan “Okullarda Şiddet Araştırması”nın sonuçlarına göre katılımcıların yüzde 45’i öğretmenlere yönelik şiddetin nedeninin “aile içi iletişimsizlik ve değer aktarımı eksikliği” olduğunu düşünüyor. Yine katılımcıların yüzde 97,5’i ailelerin çocuklarının psikolojik durumunu yeterince takip etmedikleri yönünde görüş bildiriyor.


Aile içi iletişimsizlikte en büyük etkenin TV ve internet olduğu artık bilinmeyen bir şey değil. Araştırmalara göre Türkiye genelinde günlük ortalama televizyon izleme süresi 3 saat 43 dakika olarak belirlenmiş. Ülkemizde Ekim 2025 itibarıyla yaklaşık 62,3 milyon aktif sosyal medya kullanıcısı bulunuyor, bu da nüfusun yaklaşık %71’ine denk geliyor. Günde ortalama 2 saat 43 dakikamızı sosyal medya başında geçiriyoruz. Günlük internet kullanma ortalamamız ise 7 saat. Çocuklarımıza ayıracak zaman bulabiliyor muyuz internet ve TV’den uzaklaşarak?


Televizyonlardaki dizilerden bahsedelim biraz. Aldatmanın, ihanetin, dolandırıcılığın, yalancılığın, mafyanın, ekmek doğrar gibi adam öldürmenin zirve yaptığı diziler… Tarihi dizilerimiz bile entrika ve kelle kesmeyle reyting yapıyor. Halbuki bizim eskiden aile olmanın, komşu olmanın, mahalle olmanın, birlik beraberlik içinde yaşamanın, yardımlaşmanın, dayanışmanın, insan olmanın önemini anlatan dizilerimiz vardı. Bizimkiler, Süper Baba, Ekmek Teknesi, Seksenler gibi dizilerden sonra nasıl bir çağ atladık ki mafya ve entrika dizilerine terfi ettik, bu da ayrı bir araştırma konusu.


***

Sosyal medya ve TV’de harcadığımız zamanı çocuklarımız için kullanmıyoruz. Velilerimiz asıl vazifelerini unuttular. Çocuğun temel eğitimi evde başlar. Aile içindeki iletişim, çocukla geçirilen zaman, çocuğa yaklaşım, sesini yükseltmeme, iş bölümü yapma, ödev bilinci oluşturma, sorumluluk verme, anne babanın birbirlerine karşı saygı ve sevgileri hep çocuk için birer örnektir. Atalarımız “Armut dibine düşer.” demiş, siz neyseniz, çocuğunuz da odur. Herkese tepeden bakan çokbilmiş biriyseniz, çocuğunuz da sizin gibi olacaktır. Eşinize, ailenize bağırarak konuşuyorsanız, çocuğunuz da okulda arkadaşlarına bağıracaktır. Akşam evde birlikte zaman geçirmek, sohbet etmek, oyunlar oynamak yerine televizyonda dizi izliyor, telefonunuzda sosyal medyada dolaşıyorsanız çocuğunuz iletişimsiz, içine kapanık, internette arkadaş arayan biri olacaktır. Dolayısıyla sizin yetiştiremediğiniz çocuklarınızı, internet ortamında ne idüğü belirsiz insanlar yetiştirecektir.


Bazı kesimlerin dile getirdiği gibi konuyu dini değerlerin eksikliğine bağlarsanız, toplumsal tepki ile karşılaşırsınız. Dini değerlerimizi öyle güzel verdik ki 2008’e yüzde 2 olan ateist oranımız 2025’te yüzde 8’e çıktı. Bu sorun dine uzak, insani değerlere ve bilimsel verilere daha yakındır. Konuyu bilimsel analiz etmek gerek.


***

Okul kapısında güvenlik görevlilerini artırmak bir pansumandır, asıl tedavi aile yapısını bilinçli ebeveyn modelleriyle güçlendirmektir. Çocukların eğitiminden daha önemlisi ailelerin eğitimidir ve bu, bugünkü şekliyle kağıt üzerindeki rakamlardan ibaret, göstermelik uygulamalardan ziyade, sahaya indirilecek aile eğitimcileriyle ciddi bir devlet politikası haline getirilmelidir.


Değinmeden geçemeyeceğim bir konu da öğretmenlere yönelik CİMER şikayetleri. Sosyal medyadan edindiğimiz derin eğitimcilik bilgilerimize dayanarak bu platform üzerinden öğretmene ayar vermeye yeltenmemiz, öğretmene işini öğretme çabamız had safhaya ulaştı. Araştırmalar, bu şikayetlerin öğretmenin motivasyonunu bozduğu, öğretmen üzerinde mobbing ve tehdit unsuru oluşturduğunu gösteriyor. Öğretmen “Acaba şikayet edilir miyim?” psikolojisiyle okulda öğrenciye bir şey veremez ve eğitimin kalitesi düşer. Bir hekimin, bir mühendisin, bir fırıncının, bir marangozun, bir sıvacının işine karışmadığımız gibi öğretmenin de işine karışmamalıyız.


Okulların hayat olmasını istiyorsak, öğretmenlerimize ellerinden aldığımız itibarını vermeliyiz. Bu, bir lütuf değil toplumsal huzur için bir zorunluluktur. Unutmayalım, öğretmeni korumak, geleceğimiz olan çocuklarımızı korumaktır. Aynı zamanda bir medeniyeti korumak, güçlü bir gelecek inşa edebilmektir.

Muhabir: Haber Merkezi