Körfezi Geçen Yıldan Daha Kirli

Edremit Körfezi geçen seneden daha kirli. Bu durum, çocukları ve bağışıklık sistemi zayıf olanları doğrudan etkiliyor. Hastaneler dolup boşalıyor. Her akşam pek çok eve ishal, kusma, halsizlik belirtileri nedeniyle ambulanslar çağrılıyor. Enterokok şüphesi olunca daha önce, hastaneye götürülürdü vatandaşlar. Şimdi sağlıkçılar çağrı alınca, ilaçları da yanlarında getirerek, nasıl kullanılacağını anlatıp gidiyor. Kamu personeli de, vatandaşlar da duruma uyum göstermiş. Yazın deniz kirliliğinden hastalanmak sıradan bir olay haline gelmiş. Sağlıkçılar tüm vakalara yetişmeye çalışıyorlar ama yatak sayısı da yetersiz olduğu için, herkesi taşımıyorlar artık. Zorunluluk karşısında pratik çözüm yaratıyor insanlar mecburen.

Yerel Yöneticiler Neden Sessiz?

Oysa şehrimizi yönetenlerin bu kadar pratik çözümleri yok. Giderek bir insan sağlığı sorunu haline dönüşen Körfez kirliliği, her geçen yıl biraz daha artıyor ve çözüm düne göre daha da zorlaşarak büyüyor. Çözümün ancak yatırımlarla olacağını ise herkes gibi, seçilmiş ve atanmış tüm yöneticiler de biliyorlar. Buna rağmen kapsamlı bir yatırım faaliyetine bir türlü başlanamıyor. Tabii ki önemli ekonomik sıkıntılar yaşıyor ülkemiz ama Körfez kirliliğini Vali, Büyükşehir Belediye Başkanı, Kaymakamlar, ilçe belediye başkanları, sağlık il ve ilçe müdürleri, Çevre il müdürü, ilgili odalar, STK’lar, esnaf, turizmciler, vatandaş, herkes biliyor. Artık neredeyse sınıra gelip dayanıldı üstelik. O nedenle şimdi çıkıp “farkındalık yaratmak” adına bazı çabalara girişmenin de bir anlamı kalmadı. Bilineni bir de öyle, bir de şöyle tekrarlamak yerine, şimdi çözüme odaklanmak gerekiyor.

Çözüm Neden Gecikiyor?

Peki neden çözüm yönünde hızlı bir gelişme olmuyor? Bunun cevabı, hem çok basit ve hem de oldukça karmaşık. Basit cevap, kazanç hırsının aklın önüne geçmesidir. Altyapısı olmayan anlamsız bir kentleşme ve sahillerin yağması modelini hala hırsla devam ettirenler var ama model “sürdürülebilir” değil. Nitekim deniz artık bu yükü taşıyamıyor. Çözüm de giderek makul seviyelerden uzaklaşıyor, çok daha pahalı bir noktaya gidiyor. Geçen dönem Büyükşehir Meclisi’nde bir tesis için 5 ila 10 milyar TL maliyetler ifade edildi. Yücel Yılmaz ise en son 50 milyon Euro bulursa Edremit’te iki tesise başlayacağını söylemişti. Şimdi ise ortaya çıkacak rakamları tahmin etmek bile zor.

Körfez’in Coğrafi Gerçeği

Diğer yandan Marmara’nın müsilaj belası bile ders olmadı bizlere, Çevre Bakanlığı inşa işine karışmıyor ama “elinizi çabuk tutun, ceza yazarım” diyor. Fakat şehir adına karar alma noktasında olanlar da radikal uygulamalara girişemiyor. Çünkü “kalkınma” adına, kısa vadeli kazanca odaklanan çok ama yarın ne olacağını düşünen bile yok Meclis’te. Arazi ve inşaat rantıyla ilgilenen varlıklılar ile müteahhit, mühendis, mimar, plancı gibi meslek grupları, siyasetin ve şehir yönetiminin karar vericisi konumundalar. Tarım, turizm, balıkçılık gibi diğer sektörler ile yaz turizmi için konut edinen yazlıkçıların ne istedikleri ise hiç sorulmuyor bile.

O nedenle çılgın gibi artıyor inşaatlar Körfez’de. Kıyılar bitti, dağlara geldi sıra. Su nasıl yetecek, altyapı nasıl yapılacak, doğa bu saldırıya daha ne kadar dayanacak diyen yok. Akıl fukarası gibi, Körfez’in geleceği de yağmalanıyor, kirletmeye de devam ediliyor.

“Hassas Su Alanı” Olarak Körfez

Körfez kirliliği sorunu, basit bazı müdahalelerle giderilecek noktayı çoktan geride bıraktı. Yani gerçekten devasa bir sorun bu. Çözümü ilçelere veya Körfez’in bitiş noktasına birer neşter atarak sağlamak artık mümkün değil. Körfezi iyi anlamak ve çok iyi etüt etmek lazım. İda, Madra ve Midilli arasındaki nitelikli bir ekolojik bölge burası. Ayvalık’tan Ayvacık’a kadar geniş bir alanı kapsıyor. Bir yerinden başlanabilir elbette ama tek başına bir yer temiz olamaz Körfez’de. Bütünsel düşünmek gerekiyor; kirlilik su, rüzgar ve akıntı ile taşınıyor çünkü.

Üstelik karşıdaki adanın izin verdiği ölçüde, yani sadece iki dar su kanalıyla (Müsellim ve Dikili boğazları) bağlanıyor açık denize Körfez. İç tarafında ise Fener sığlığının ayırdığı iki devasa çanak var. Bu yapısı nedeniyle önemli bir su dolaşımı da olamıyor. Körfez kapalı bir havza formunda ve bir “hassas su alanı” olarak tanımlanıyor. Bu havzaya, irili ufaklı toplam 18 dere, dağlardan mil ve uzun süredir yerleşimlerden de kirlilik taşıyor. O yüzden mesela Akçay çanağındaki bazı yerlerinde, deniz tabanında balçık da giderek artıyor.

Geçmişten Gelen Sorunlar

Körfez çok verimli bir balık üreme alanı olabilirdi mesela bu özellikleriyle. Doğal yapısı büyük ölçüde korunabilirdi. Zeytin tarımı için özel koruma kararları alınabilirdi. Birinci derece deprem bölgesi olduğuna dikkat edilebilirdi. Fakat bunların hepsi bir yana konarak ve hatta hiç düşünülmeyerek 1960’lı yılların sonunda adeta talan edilir gibi yaz turizmine açıldı. Talep arttıkça, kazanç öne çıktı. En sıcak aylarında bile Poyraz’ın etkili olduğu serinlik nedeniyle bu kıyılar tercih edildi ve yazlık konutlarla dolduruldu.

O rüzgarın dağdan denize ve denizden dağa yaptığı devirle, zeytine doğal nem taşıdığı bile dikkate alınmadı ve zeytinlikler kesilip konut yapıldı. Sahilden kovulan zeytin, çamlar kesilerek mümkün ölçüde yukarılara taşındı. Üstelik bütün bunlar, hiç bir vizyon taşımayan belde belediyeleri zamanında yapıldı. İmarın yönüne de, uzun süre sadece onlar karar verdi. Bölgede zeytin dikili olan arazilerin pek çoğu, aslında imarlı arsa oldu bile. Şimdi müteahhit kapıyı çalsın diye bekleniyor.

Arıtma Tesisleri ve İhmal

Kentsel Atıksu Arıtma Tesisi yapmak belediyelerin görevi. 5393 sayılı Belediye Kanunu ile 3030 sayılı Büyükşehir Kanunu bunu detaylı olarak belirlemiş bulunuyor. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise sadece denetim ve yönlendirme yapıyor. Ceza da kesiyor tabii. Enerji giderlerine de maddi destek sağlıyor. Bir de “Özel Çevre Koruma Bölgesi” ilan edilen alanlardaki belediyelere, İller Bankası veya Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü vasıtasıyla mali katkı yapılıyor.

Şimdi sanıyorum, Körfez’deki durum da bu son başlığa girmek zorunda artık. Başka yolu yok işi halletmenin. Fakat o vakit de, “hangi körfez girmez ki?” sorusu çıkacak ortaya.

Siyasi Sorumluluk ve Beklentiler

Balıkesir B. Belediyesi’nin son 10 yılını AKP yönetti ve “yıllarca CHP’li belediyelerin elinde olan Körfez’in eksiklerini, şimdi ben mi düzelteceğim” dediler. Seçmen desteği yüksek olan diğer ilçelere ve Ankara’dan emirle gelen talimatlara koşturdular sürekli. Körfez’de hemen hiç altyapı yapılmadı. Giderayak “yeniden seçilme şartına” bağlandı yatırım ama o zaman da oy veren çıkmadı.

Son yerel seçimde tercih edilen CHP ise, Büyükşehir’de durumu anlamaya, proje yapmaya, finansman araştırmaya başladı ama karşılarına kısa sürede engeller ve sonra da “silkelenme” talimatı çıktı bilindiği gibi. Şimdi sadece sessizlik var Büyükşehir’de. “İşlemler rutin ilerliyor” deniliyor ama iki dini bayram tatili geçti, okullar da kapandı ve nüfus iyice yoğunlaştı Körfez’de. Tabii şikayetler de, her sene olduğu gibi arttı. Vatandaş “Ahmet Akın’a yaz gelmedi herhalde” diyor ve açık diyalog bekliyor.

Elbette herkes memlekette siyaset alanında neler olup bittiğini de görüyor. CHP’li belediyelerin toptan “çıkar çetesi” ilan edilmedikleri kaldı bir tek. Neredeyse hepsi tutuklanacak. Ancak Büyükşehir’den samimi bir yaklaşım, halkı muhatap alan bir ilgi de görmek istiyor vatandaş. Zira bu konuda yerel yönetim seçimleri öncesi verilen sözleri gayet iyi hatırlıyor.

Son Söz ve Çağrı

Ne hazırlık yapıldığını, imkanların ve kaynakların neler olduğunu, dar boğazları da bilmek istiyorlar. Büyükşehir’in atıksu arıtımı için hazırlattığı uygulama projelerini kamuoyuna sunmasını ve gönüllü olarak ÇED sürecini başlatmasını, hatta projelere katkı talep etmesini diliyorlar. Bu işin bir siyasi sorumluluğu var ve süreci sadece basın ya da muhtar toplantılarıyla sürdürmek ise mümkün değil. Özgür Özel samimiyeti bekliyor vatandaşlar şimdi Büyükşehir’den.

Ben kamuoyunun beklentilerini aktardım, kararı seçilmiş yöneticiler versin. Bu kadar baskı altında, her geçen gün belediye başkanları tutuklanırken iş yapabilmek elbette çok zor. Fakat halka bugün gidilmezse, sebepleri de ortaya koyarak “vazifelerimizi yaptık ama yol alamadık” denilmezse, ne zaman gidip konuşulacak ki? Büyükşehir’in hem içerden, hem dışardan bir kuşatma altında olduğu görülüyor. Maaş ödeyemez hale düşürülmeye çalışıldığı anlaşılıyor. Buna karşı algıyla yetinmek mümkün olabilir mi? Bu kuşatma, sadece seçmenle müşterek çalışarak, kucaklaşarak aşılabilir ancak.

Muhabir: KUBİLAY S. ÖZTÜRK