Düzce'de yaşanan görüntüler, sadece CHP'nin iç meselesi olarak geçiştirilemeyecek kadar ağır bir tablo ortaya koydu. Yeni il başkanının parti binasına girebilmek için kapının kırıldığı görüntüler, indirilen pankartlar, yükselen tansiyon... Bunlar bir siyasi partinin yönetim değişikliği sırasında görülmesi istenen manzaralar değil. Tam tersine, demokrasiye, siyasi olgunluğa ve parti kültürüne yakışmayan görüntülerdir.

Üstelik Düzce'deki görüntüler istisna da değil. Türkiye'nin farklı illerinde benzer görüntüler yaşanıyor. Kimi yerde tekmeler havada uçuşuyor, kimi yerde yumruklar konuşuyor, kimi yerde itiş kakış yaşanıyor, kimi yerde yıllarca omuz omuza siyaset yapan insanlar birbirlerine en ağır sözleri söylüyor. Siyasetin dili sertleştiğinde önce kapılar kırılıyor, ardından gönüller kırılıyor.


Daha düne kadar aynı yönetim kurulunda görev yapanlar, aynı il kongresinde yan yana duranlar, aynı seçim kampanyasında birlikte çalışanlar bugün birbirlerini ihanetle suçluyor. Dün "Genel Başkanım" diye hitap edilen isimler bugün en ağır ifadelerle hedef alınıyor. Dün aynı listeye imza atanlar, bugün birbirlerini partiye zarar vermekle suçluyor.

Elbette siyasette ayrılıklar olur. Lider değişir, yönetim değişir, görüş ayrılıkları yaşanır. Bunlar demokrasinin doğal parçalarıdır. Ancak demokratik mücadele ile düşmanlık aynı şey değil. Fikir ayrılığı başka, husumet üretmek başka şey.

Bir parti yönetimi değişebilir. Bir il başkanı görevden alınabilir. Yeni atamalar yapılabilir. Yeni kadrolar göreve gelebilir. Bunların tamamı siyasi hayatın olağan süreçleridir. Tabi CHP cephesindeki gelişmeleri 'olağan süreç' olarak görmek çok sağlıklı bir analiz olmaz. Yine de kapıları tekmeleyerek açmak, parti binalarında güç gösterisi yapmak, fotoğrafları sökmek, pankart indirip siyasi rövanş görüntüsü vermek; demokrasinin değil, öfkenin fotoğrafıdır.


Bu görüntüleri izleyen CHP seçmeninin önemli bir bölümü de yaşananlardan rahatsız oluyor. İster Özgür Özel'i desteklesin, ister Kemal Kılıçdaroğlu'na yakın olsun, birçok CHP'li bu görüntüleri içine sindiremiyor. Çünkü insanlar siyasi rekabet görmek istiyor, siyasi kavga değil.

Bugün CHP fiilen iki farklı siyasi çizginin mücadelesini yaşıyor. Bir tarafta mevcut yönetim, diğer tarafta yeni siyasi oluşuma yönelen isimler bulunuyor. Bu ayrışmanın nasıl sonuçlanacağını zaman gösterecek. Ancak hangi taraf haklı olursa olsun, hiç kimse kapı kırmayı haklı gösteremez.

Bir kapı kilitliyse bunun hukuk içinde çözümü vardır. Çilingir çağrılır. Tutanak tutulur. Mahkeme kararı uygulanır. Polis nezaretinde teslim işlemi yapılır.

Devletin ve hukukun olduğu yerde kapıyı tekmelemek kimseye itibar kazandırmaz.


Asıl üzücü olan ise yıllarca aynı idealler etrafında siyaset yapan insanların birbirlerini bir gecede düşman ilan edebilmesidir. Oysa siyasi rekabet, kişisel düşmanlığa dönüştüğü anda herkes kaybeder. Önce parti kaybeder, sonra siyaset kurumu kaybeder, en sonunda da vatandaş siyasete olan güvenini kaybeder.


Balıkesir'de bugüne kadar bu ölçüde utanç verici görüntüler yaşanmadı. Umarız bundan sonra da yaşanmaz. Çünkü hiçbir partinin il veya ilçe binası, kavga görüntülerinin adresi olmamalıdır. İnsanlar farklı düşüncelere sahip olabilir, farklı liderleri destekleyebilir, farklı siyasi yol haritaları çizebilir. Ancak bunların tamamı medeni ölçüler içinde yapılmalıdır.

Siyaset kapı kırarak değil, sandık kurarak yapılır. Rakip olmak başka, düşman olmak başkadır. Kazananın bile kaybettiği görüntüler, demokrasiye hizmet etmez.


Türkiye'nin ihtiyacı daha fazla öfke değil, daha fazla siyasi olgunluktur. O görüntüler, siyasetin nezaketini, parti kültürünü ve demokratik mücadele anlayışını da derinden yaralamıştır.

Dileğimiz odur ki ne Balıkesir'de ne de Türkiye'nin başka bir ilinde artık tekmeli, yumruklu, kapı kırmalı siyasi görüntüler yaşanmasın. Çünkü demokrasinin kapıları, zorla değil; hukukla, sağduyuyla ve sandıkla açılır.

Muhabir: Haber Merkezi