Yıllardır aklımdaydı ama bir türlü fırsat bulamamıştım. Kurban Bayramı tatili 9 güne çıkınca bu kez ertelemedim ve rotayı Doğu Anadolu’ya çevirdim. Açık söylemek gerekirse, bu gezi benim için sadece bir tatil değil, aynı zamanda yıllardır merak ettiğim bir coğrafyayı yerinde tanıma fırsatı oldu.


Bu yüzden de bu yazı tek bölümlük olmayacak. Çünkü birkaç şehri, onlarca farklı hikâyeyi ve sayısız izlenimi tek bir yazıya sığdırmak mümkün değil.
Balıkesir’den akşam saatlerinde yola çıktım. Yaklaşık 12-13 saatlik bir araba yolculuğunun ardından ilk durağım olan Malatya’ya ulaştım. Uçağa binmek elbette daha kolaydı ama ben özellikle arabayla gitmeyi tercih ettim. Çünkü yolun kendisi de yolculuğun bir parçasıydı. Farklı şehirlerden geçmek, farklı lezzetler tatmak ve değişen manzaraları görmek istiyordum.
İyi ki de öyle yapmışım.



Öncelikle şunu söyleyeyim; son yıllarda televizyonlarda, sosyal medyada ya da fotoğraflarda gördüğümüz Doğu Anadolu ile gerçek Doğu Anadolu arasında ciddi fark var. Özellikle bu yıl alınan yağışların etkisiyle bölgenin büyük kısmı yemyeşil bir görüntüye sahip. Açıkçası ben de daha çok bozkır tonları bekliyordum.
Ama karşılaştığım manzara bambaşkaydı.

Dağların etekleri yeşile bürünmüş, gökyüzü masmavi, hava ise tam anlamıyla bahar havasıydı. Yol boyunca öyle görüntüler gördüm ki bazen arabayı kenara çekip sadece etrafı seyretmek istedim.



Malatya’ya gelince ilk durağım Darende ilçesindeki Günpınar Şelalesi oldu.
Burayı daha önce hiç duymamış olmamın utancı bana yeter.
Gerçekten abartmıyorum. Ülkemizde böyle bir doğal güzelliğin olduğunu bilmiyordum. Fotoğraflarını görünce ilgimi çekmişti ama yerinde görünce insanın fikri tamamen değişiyor. Dağların arasından büyük bir güçle akan buz gibi su, yemyeşil doğa ve insan eli değmemiş hissi veren atmosfer...
Bazen bir yere gidersiniz ve beklentinizin altında kalır.
Günpınar Şelalesi tam tersini yaptı.
Beklentimin çok üzerine çıktı.



Burada bir parantez açmak gerekiyor. Darende Belediyesi’nin çevre düzenlemeleri ve doğal dokuyu koruma konusunda gösterdiği hassasiyet dikkat çekici. Özellikle tabela kirliliğinin önüne geçilmiş olması çok önemli. Çünkü ülkemizde birçok doğal güzellik maalesef gelişi güzel yapılan işletmeler ve görüntü kirliliği nedeniyle değer kaybediyor. Darende’de ise bunun tam tersini gördüm.


Şelalenin ardından rotamı Somuncu Baba Külliyesi’ne çevirdim.
Tarih ile maneviyatın iç içe geçtiği çok özel bir atmosfer var burada.
Somuncu Baba olarak bilinen Şeyh Hamid-i Veli Hazretleri’nin türbesi, cami, balıklı göl ve çevresindeki yapılaşma insanı farklı bir ruh haline sokuyor. Bayram henüz başlamadığı için ortam oldukça sakindi. Kalabalıktan uzak şekilde gezebilmek de ayrı bir avantaj oldu.
Bazı yerlerde tarih sadece taş duvarlardan ibaret kalır.
Bazı yerlerde ise hissedilir.
Burası ikinci gruba giriyor.


04B121F4 A5Cd 437E Bae9 7B5D4E281223



Sonrasında görmek istediğim yerlerden biri de Kudret Havuzu’ydu. Ancak yaz sezonu öncesindeki bakım çalışmaları nedeniyle kapalıydı. Açıkçası biraz hayal kırıklığı yaşadım ama bölgeyi görünce neden bu kadar ilgi gördüğünü anlamak zor olmadı.
Tohma Kanyonu’nun içerisinde bulunan ve yılın dört mevsimi yaklaşık 22 derece sıcaklıktaki doğal kaynak suyuyla beslenen havuzlar özellikle yaz aylarında büyük ilgi görüyor. Bir sonraki gelişimde mutlaka uğrayacağım yerlerden biri olacak.


F31Fa68A 68E7 4D78 9497 86260D513F3F



Gelelim işin gastronomi kısmına...
Çünkü bir şehri anlamanın yollarından biri de mutfağından geçiyor.
Malatya’da kime sorsam aynı adresi verdi:
"Hacıbaba’ya gitmeden dönme."
Ben de tavsiyeye uyup soluğu Tarihi Hacıbaba Et Lokantası’nda aldım.
Depremde zarar gören işletme bugün çok daha büyük ve modern bir yapıda hizmet veriyor. İçeri girdiğiniz anda yoğunluk dikkat çekiyor. Yer bulmak bile kolay değil. Malatyalılar da turistler de aynı masalarda buluşuyor.



Ve yemekler...
Kiraz yaprağı dolması...
Kağıt kebabı...

Uzun zamandır bu kadar lezzetli yemekler yediğimi hatırlamıyorum.



8B28Bea6 6C2C 46E2 B492 7E1Ba11F5F61


Balıkesir’in kuzusu meşhurdur. Buna kimsenin itirazı olmaz. Ancak Doğu Anadolu ve Yukarı Fırat havzasındaki küçükbaş hayvanların da kendine has çok güçlü bir lezzeti var. Özellikle fırın yemeklerinde kullanılan kuzu eti daha yoğun aromalı ve karakterli bir tada sahip.
Bir başka dikkatimi çeken konu ise fiyatlardı.
İstanbul, İzmir ya da Balıkesir’de benzer kalitedeki bir restoranda ödeyeceğiniz hesabın neredeyse yarısına aynı sofradan kalkabiliyorsunuz.
Malatya’da gezerken dikkatimi çeken bir diğer konu da şehir içi ulaşım oldu. Toplu taşıma ağı oldukça düzenli görünüyor. Özellikle elektrikli lastik tekerlekli trambüs sistemi şehir merkezinde farklı bir hava oluşturmuş.



Bir de kayısılar...
Malatya denince akla gelen ilk ürün olan kayısı için hummalı bir çalışma başlamıştı. Bahçelerde hareket vardı. Hasat telaşı yavaş yavaş kendini gösteriyordu.
Gezi boyunca aklımda kalan en önemli şey ise şu oldu:
Biz bazen ülkemizi yeterince tanımıyoruz.
Binlerce kilometre uzağa gitmenin hayalini kurarken birkaç saatlik mesafedeki güzelliklerden habersiz yaşayabiliyoruz.
Günpınar Şelalesi’nde bunu bir kez daha hissettim.
Bu ülkenin her köşesinde ayrı bir hikâye, ayrı bir kültür ve ayrı bir lezzet saklı.


Ac3136E2 8F33 4F7D A8Aa F48628Bc01C4


Malatya benim Doğu Anadolu yolculuğumun ilk durağıydı.
Ama daha yolun başındayım.
Önümüzdeki yazılarda bu uzun rotanın diğer şehirlerini, insanlarını, lezzetlerini ve unutulmaz manzaralarını anlatmaya devam edeceğim.

Muhabir: ULAŞ SÜRMELİOĞLU