Edremit Çevre Derneği Başkanı Kubilay Saygın Öztürk, Akçay İskelesi’nden başlatılması planlanan Midilli seferlerine ilişkin yaptığı kapsamlı açıklamada, karar süreçlerinde halkın ve sivil toplumun dışlandığını belirterek, “Kamu yatırımlarında taraftar değil, kamudan yana taraf olmalıyız” dedi.
Akçay İskelesi’nin Geçmişi ve Yeni Süreç
Akçay İskelesi’nin 1950’li yıllarda inşa edildiğini hatırlatan Öztürk, yapının zaman içinde farklı amaçlarla kullanıldığını ifade etti. Bir dönem Midilli seferleri için değerlendirilen iskelenin, talep yetersizliği nedeniyle kapatıldığını ve uzun süre atıl kaldığını belirten Öztürk, daha sonra alanın halka, amatör balıkçılara ve gezi teknelerine açıldığını vurguladı.
Balıkesir’in büyükşehir statüsüne geçmesiyle birlikte iskelenin Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na devredildiğini hatırlatan Öztürk, 2024 yerel seçimlerinin ardından yeniden gündeme gelen Midilli seferlerinin bu kez Akçay üzerinden planlandığını söyledi.
“İkinci Hat Ne Kadar Gerekli?”
Balıkesir Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki BADO’nun Ayvalık’tan başlattığı Midilli seferlerinde özel sektörle rekabet etmekte zorlandığını dile getiren Öztürk, bu nedenle Akçay-Petra hattı için girişim başlatıldığını belirtti.
Ancak bu yeni hattın gerekliliğinin tartışmalı olduğunu ifade eden Öztürk, “Turizm payını artırma hedefiyle yapılan bu girişimin bölgeye gerçek katkısı sorgulanmalıdır” dedi.
Beş Bakanlık Onayladı, Halka Sorulmadı
Akçay İskelesi’nin turizm amaçlı kullanımı için Ulaştırma, Turizm, Ticaret, İçişleri ve Tarım Bakanlıklarının sürece dahil olduğunu belirten Öztürk, çok sayıda kurumun onay verdiği bu projede sivil toplumun görüşünün alınmadığını vurguladı.
Gümrük işlemlerinden güvenliğe kadar birçok başlığın planlandığını ifade eden Öztürk, “Bu kadar kapsamlı bir süreç yürütülürken, bölge halkına ‘ne düşünüyorsunuz’ diye sorulmadı” diyerek tepki gösterdi.
“Tepkiler Neden İş İşten Geçince Geliyor?”
Projeye yönelik itirazların geç kaldığını belirten Öztürk, kamuoyunun genellikle kararlar alındıktan sonra tepki verdiğine dikkat çekti.
“İnşaat bittikten, açılış yaklaşırken yapılan itirazların ne faydası olacak?” diyen Öztürk, toplumun karar süreçlerine baştan dahil olması gerektiğini ifade etti.
“Tek Yönlü Turizm Olur” Uyarısı
Akçay-Midilli hattının sürdürülebilir olmayacağını savunan Öztürk, seferlerin daha çok Türkiye’den adaya gidiş şeklinde işleyeceğini öne sürdü.
Bu durumun kısa vadeli bir hareketlilik yaratacağını ancak uzun vadede talebin düşeceğini belirten Öztürk, buna karşılık bölge halkının trafik, otopark ve yoğunluk gibi sorunlarla karşı karşıya kalacağını söyledi.
“Öncelik Altyapı Olmalıydı”
Açıklamasında çevre sorunlarına da dikkat çeken Öztürk, Körfez bölgesinde yıllardır ileri biyolojik atıksu arıtma tesisi ihtiyacının karşılanmadığını vurguladı.
“Denizimizi temizlemek, mevcut turizmi düzenlemek varken bu tür projelere öncelik verilmesi doğru değil” diyen Öztürk, yerel yönetimlerin halkın önceliklerini dikkate alması gerektiğini ifade etti.
“Birlik Olmadan Ses Duyulmaz”
Öztürk, açıklamasının sonunda yurttaşlara da çağrıda bulunarak, kamu yatırımlarında daha örgütlü ve bilinçli hareket edilmesi gerektiğini belirtti.
Dernekler ve platformlar aracılığıyla ortak bir ses oluşturulmasının önemine değinen Öztürk, “Biz ne istiyoruz, neyi istemiyoruz açıkça söylemeliyiz” dedi.
EDREMİT ÇEVRE DERNEĞİ AÇIKLAMASININ TAM METNİ
Bizler yapılan ya da yapılacak kamu yatırımlarına bir yurttaş sorumluluğuyla mı yaklaşmalıyız, yoksa bir taraftar refleksiyle mi katkı sunmalıyız? Önce şu gerçeği kabul etmek gerekir: Bilgi olmadan fikir olmaz. Bu nedenle bu tür konularda taraf olmak gerekiyorsa, bu tarafın “kamudan yana” olması daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Akçay İskelesi ve Midilli seferleri meselesine de bu çerçeveden bakmakta fayda var.
Akçay İskelesi 1950’li yıllarda inşa edildi. İlerleyen yıllarda Midilli deniz seferleri için Akçay Belediyesi tarafından devralınarak bir süre kullanıldı. O dönemde Deniz Hudut Kapısı da açıldı ancak yeterli talep oluşmadığı için daha sonra kapatıldı. Uzun süre çevrili halde atıl kalan iskele, alınan bir idari kararla yeniden halka, gezi teknelerine ve amatör balıkçılara açıldı. Balıkesir’in büyükşehir statüsüne geçmesiyle birlikte ise iskele yerel belediyeden alınarak Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na devredildi.
31 Mart 2024 yerel seçimleriyle birlikte Balıkesir Büyükşehir Belediyesi yönetimi değişti. Seçim öncesinde verilen sözlerden biri olan Midilli feribot seferleri, Ağustos 2025’te Ayvalık Limanı’ndan başlatıldı. Büyükşehir Belediyesi iştiraki BADO’nun bu hatta faaliyet göstermeye başlamasıyla birlikte, bölgede zaten uzun süredir hizmet veren iki özel şirketin varlığı nedeniyle verimlilik konusunda sınırlı bir tablo ortaya çıktı. Bunun üzerine Balıkesir Büyükşehir Belediyesi, Akçay-Petra hattı için girişimlerde bulunarak ikinci bir çıkış noktası oluşturmayı ve turizmden aldığı payı artırmayı hedefledi. Ancak bu hedefin ne kadar gerekli olduğu elbette tartışmaya açık bir konudur.
Bu kapsamda belediyenin talebi üzerine Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Kasım 2025’te Akçay İskelesi’ni Büyükşehir Belediyesi’ne devretti. Turizm amaçlı yolcu taşımacılığı için Turizm Bakanlığı’nın da görüşü alınmış olmalıdır. Aynı yılın Kasım ayı sonlarında iskelede düzenleme çalışmaları başlatıldı ve kamuoyu basın aracılığıyla bilgilendirildi. BADO tarafından yapılan açıklamalarda, gümrük binası ve diğer hazırlıkların sürdüğü, Akçay-Midilli seferlerinin ise 2026 yaz sezonunda başlayacağı ifade edildi. Bu süreçte kamuoyunda geniş çaplı bir tepki oluşmadı; yalnızca bazı gazeteciler ve sivil toplum kuruluşları eleştirilerini dile getirdi.
İskeledeki hudut kapısı Ticaret Bakanlığı’na bağlı olup, gümrük işlemleri Gümrükler Genel Müdürlüğü tarafından yürütülecek. Pasaport ve güvenlik kontrolleri İçişleri Bakanlığı’na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yapılacak. Sahil Güvenlik Komutanlığı da yine İçişleri Bakanlığı bünyesinde görev alırken, balıkçılık faaliyetleri Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü sorumluluğunda bulunuyor. Tüm bu tablo, Ulaştırma, Turizm, Ticaret, İçişleri ve Tarım bakanlıklarının sürece onay verdiğini gösteriyor.
Ancak burada önemli bir eksiklik göze çarpıyor: Sivil toplumun görüşü alınmadı. Oysa sorulmuş olsaydı, en azından “buna gerçekten ihtiyaç var mı?” sorusu daha güçlü şekilde gündeme getirilebilirdi. Yine de bu kararlar alınırken yerel yöneticilerle ve ilgili kurumlarla değerlendirmeler yapılmış olması beklenir.
Bugün gelinen noktada inşaat tamamlanmış ve seferlerin başlaması için geri sayım başlamışken, sosyal medyada yükselen tepkilerin ne kadar etkili olacağı tartışmalıdır. “Yetkililere soruyorum”, “yazdım cevap bekliyorum”, “dava açalım” gibi çıkışların, süreç tamamlandıktan sonra ne ölçüde sonuç vereceği ortadadır.
Öte yandan, bu projenin seçim öncesinde verilen bir söz olduğu da ifade ediliyor. Eğer bu talep toplumdan geldiyse, bugün neden aynı kesimlerin sessiz kaldığı da sorgulanmalıdır. Siyasi partilerin yerel teşkilatlarının ya da merkezi idarenin bu süreci yeterince tartışıp tartışmadığı da ayrı bir soru işaretidir.
Asıl sorun ise daha derinde yatıyor: Karar alma süreçlerinde halkın etkin şekilde yer almaması. Ne yönetenler topluma danışıyor ne de toplum yeterince örgütlenerek kendi taleplerini güçlü biçimde dile getiriyor. Ancak iş işten geçtikten sonra tepkiler yükseliyor.
Üstelik bu projenin sürdürülebilirliği de tartışmalı. Midilli’den Akçay’a yoğun bir talep oluşması beklenmiyor. Büyük ihtimalle Türkiye’nin farklı bölgelerinden belli bir kesim Midilli’ye gitmek için bu hattı kullanacak, ancak zamanla talep azalacaktır. Buna karşılık, ulaşım, otopark ve kıyı kullanımına ilişkin sorunlar bölge halkı için kalıcı hale gelebilir.
Bu nedenle, kamu yatırımlarıyla ilgili süreçlere en başından dahil olmak büyük önem taşıyor. Sosyal medyada sonradan tepki vermek yerine, planlama aşamasında görüş bildirmek, örgütlenmek ve ortak bir ses oluşturmak gerekiyor. Dernekler ve platformlar bu noktada önemli araçlardır.
Sonuç olarak, bölgenin asıl ihtiyaçları ortadayken –örneğin Körfez’de uzun süredir talep edilen ileri biyolojik atıksu arıtma tesisleri gibi– önceliklerin doğru belirlenip belirlenmediği sorgulanmalıdır. Turizm adına atılan her adımın gerçekten kamu yararına olup olmadığı tartışılmalı; halkın talepleri daha fazla dikkate alınmalıdır.





