Bugün büyük bir heyecanla sizler yataklarınızda uyurken, bizler dünyanın öbür ucunda, Lewis Stadı’nın çevresinde kırmızı beyaza bürünmüş 40 bin Türk ile buluştuk. Kimi Almanya’dan, kimi Azerbaycan’dan, kimi Avustralya’dan, kimi de adını haritada zor bulacağınız ülkelerden gelmişti. Benim gibi binlerce insanın gözlerinde aynı heyecan vardı:
“Haydi inşallah…”
Aylarca beklediğimiz Dünya Kupası yolculuğunda, Paraguay karşısında yeni bir sayfa açacağımıza inanıyorduk. Ancak futbol bazen sadece bir oyun değildir; bir ülkenin aynasıdır.
Daha maçın ilk dakikasında yediğimiz golle bütün planlarımız altüst oldu. Rakip sertti, mücadeleciydi, disiplinliydi. İlk yarının sonunda hakem Paraguaylı futbolcuya kırmızı kart gösterdi. İkinci yarıyı 10 kişi oynayan rakip karşısında hepimiz tribünlerde ayağa kalktık. “Şimdi başaracağız” dedik.
Ama olmadı.
Kale çizgisini geçemedik.
Golü bulamadık.
Ümitlerimizi sahada bıraktık.
Ve daha ikinci maçın sonunda Dünya Kupası’na veda ettik.
***
Oysa burada sadece bir futbol maçı kaybedilmedi.
40 bin insanın kilometrelerce yol gelerek ortaya koyduğu inanç kaybedildi.
Çocuklarının elinden tutup tribünlere gelen babaların hayalleri kaybedildi.
Evlerinde sabaha kadar televizyon başında bekleyen milyonların umutları kaybedildi.
Sorun sadece Paraguay’a yenilmek değil.
Sorun, yıllardır yanlış kurulan sistemdir.
Spor Bakanı’nın tarafsız olması gerekirken tuttuğu takımı gizleyememesi…
Türkiye Futbol Federasyonu’nun ligin kalitesizleşmesine, hakem tartışmalarına ve futbolun güven kaybetmesine çözüm üretememesi…
Teknik direktörün koltuğunu koruma telaşıyla yanlış tercihler yapması…
Kerem gibi sol açıkta etkili olan, çaprazdan attığı şutlarla maç kazandıran bir oyuncunun forvette kaybolması…
Milli takım seçimlerinde liyakat yerine kulüp renklerinin konuşulması…
Genç yaşta büyük paralar kazanan futbolcuların bazı değerlerden uzaklaşması…
Bütün bunlar üst üste geldiğinde ortaya maalesef bugünkü tablo çıkıyor.
***
Futbolda tesadüf yoktur.
Başarı da başarısızlık da bir sistemin ürünüdür.
10 kişilik Paraguay’ı yenemeyen Türkiye oluyor.
Çünkü sahaya çıkan sadece 11 futbolcu değildir.
Sahaya; federasyon, teknik heyet, futbol kültürü, altyapı sistemi ve yönetim anlayışı da çıkar.
Yanlış Bakan…
Yanlış TFF yönetimi…
Yanlış yönlendirilen teknik adam…
Yanlış oluşturulan kadro…
Yanlış oynanan futbol…
Ve sonuçta yanlışların bedelini ödeyen bir Türkiye…
***
Emeklere yazık…
Tribünde gözyaşı döken çocuklara yazık…
Evlerinde umutla bekleyen milyonlara yazık…
Devletin imkânlarıyla eşini dostunu Amerika’ya taşıyanların sorumsuzluklarına yazık…
Elbette Dünya Kupası’na katılmak küçümsenecek bir başarı değildir. 24 yıl sonra yeniden bu organizasyonda yer almak önemlidir. Bunun sevincini yaşadık, emeği geçenleri alkışladık. Ancak artık sadece katılmayı değil, başarmayı istiyoruz.
Türk milleti hedef büyütmek zorundadır.
Biz yeni bir hikâye yazmak istiyoruz.
Liyakatin konuşulduğu…
Altyapının üretildiği…
Formanın kulüp renklerinden üstün tutulduğu…
Ay-yıldızın herkes için ortak değer olduğu bir futbol düzeni istiyoruz.
***
Bugün üzgünüz.
Bugün kırgınız.
Ama yine de bu bayrağın peşinden gitmeye devam edeceğiz.
Çünkü biz Türküz.
Kaybetsek de vazgeçmeyiz.
Yıkılsak da yeniden ayağa kalkarız.
Ve bir gün, dünyanın herhangi bir stadında yine on binlerce kişiyle aynı marşı söylerken, sadece katılmanın değil, başarmanın gururunu yaşayacağımıza inanırız.




