Tarih: 13 Şubat 2024
Yer: Çöpler Altın Madeni, Erzincan-İliç
Olay: Altın üretimi sürecinde birikmiş siyanürlü liç yığını (atık toprağı) aniden milyonlarca ton toprak olarak çöktü. Bu yığın bir vadinin içine doğru hızla aktı ve altında çalışan işçileri gömdü.

Kaybedilen İşçi Sayısı: 9
Yaralanan: En az 2 işçi bulunmuştu.

Arama kurtarma çalışmaları aylar sürdü: iz arama ekipleri, ağır makineler ve yüzlerce personel ile sürdürdüğü işleri sonucunda ilk işçi cesedine yaklaşık 53 gün sonra ulaşıldı; son işçinin cenazesi ise yaklaşık 116 gün sonra çıkarıldı.

İşçilerin isimleri yavaş yavaş teşhis edildi ve dokuz madencinin ailelerine teslim edildi.


Dunden Bugune Ilicteki Maden Faciasi Adim Adim Felakete-1


Yargı Süreci

Kazanın ardından uzun bir yargı süreci başladı:
• Toplam 43 sanık hakkında “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olmak” suçlamasıyla dava açıldı (5’i tutuklu).
• Davanın ilk duruşması 17 Mart 2025’te Erzincan 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Ayrıca hazırlanan bilirkişi raporlarından biri, ilgili bakanlık yetkililerinin EIA (Çevresel Etki Değerlendirmesi) onayları üzerinden sorumluluk taşımadığını öne sürdü — bu karar kamuoyunda tartışmalıdır.


Türkiye’de Maden Güvenliği

İliç faciası tek başına bir “ilk” değil; Türkiye’nin madencilik tarihindeki ölçek açısından küçük olsa da biyolojik tehlikeler içeren ilk büyük liç yığını kazası olarak kayda geçti. Genel tablo şöyle:

1941’den beri Türkiye’de binlerce madenci iş kazaları sonucu hayatını kaybetti.
En büyük felaket, 13 Mayıs 2014’te Soma’da yaşandı ve 301 işçi öldü.
14 Ekim 2022’de Amasra’da 42 işçi hayatını kaybetti.
1992 Zonguldak faciasında ise 263 madenci öldü.

Bu veriler, Türkiye’nin madencilik sektöründe yıllardır yüksek ölüm oranlarına sahip olduğunu ortaya koyuyor; ölüm oranları üretim tonuna göre dünya ortalamasının çok üzerinde kalmıştır.


1708249701906 Aa 20240218 33739764 33739761 Erzincanda Kayip Iscileri Arama Calismalari 6 Nci Gununde Devam Ediyor-1


Facianın Nedenleri ve Uyarılar

Kazanın teknik sebepleri arasında:
Liç atık yığınının aşırı büyümesi, kapasitesinin aşılması ve mühendislik hesaplarının gerektiği gibi yapılmaması.
Önceki yıllarda yığınla ilgili çatlak ve deformasyonlar rapor edilmiş olmasına rağmen yeterince önlem alınmadığı iddiaları.
Çalışan bir iş güvenliği uzmanının ihmal uyarısı sonrası işten çıkarıldığına dair iddialar.

Çevre örgütleri ve meslek örgütleri, bu faciayı yalnızca iş güvenliği hatası olarak değil, yıllarca ihmal edilmiş sistemik sorunların sonucu olarak nitelendirdi.


Çevresel ve Toplumsal Etkiler

Facia, sadece madencileri değil yöre halkını ve doğayı da etkileme riski taşıdı.
Siyanür içerikli atığın Fırat Nehri havzasına ulaşma riski uzmanların dikkatini çekti.
Yerel halk ve çevre platformları madenin kapatılmasını talep etti.
Sağlık meslek örgütleri ve sendikalar yürüttükleri çalışmalarla hem hukuki hem de çevresel sorumluluk çağrısında bulundu.

Kamuoyu tepkisi ise denetimsizlik eleştirileri ve siyasi sorumluluk tartışması ekseninde oldu.


Hükümet ve Siyasi Yansımalar

Dönemin bakanlığı ve yetkililer kazanın hemen ardından teknik inceleme ve yargı süreci sözü verdi.
Ancak bazı uzmanlar, izleme ve raporlarda zaaf gösterildiğini belirtti; bu da “yeterli denetim yapıldı mı?” tartışmasını beraberinde getirdi.
Meclis gündeminde madencilik yasasının yeniden düzenlenmesine dair tartışmalar yürütüldü.

Muhalefet ise işçi sağlığı ve çevrenin korunması konusunda daha katı düzenlemeler çağrısı yaptı.


İliç faciası, Türkiye’deki maden güvenliği sorunlarının bir yansıması olarak değerlendirilmeli.
Arama-kurtarma sürecinin zorluğu ve gecikmesi, altyapı ve risk yönetimi yetersizliklerine dikkat çekti.
Yargı süreci, sorumluların cezalandırılması beklentisiyle toplumda yakından takip edildi.
Ancak toplumsal tepki, yalnızca İliç ile sınırlı kalmayıp madencilik sektörünün tüm riskleri üzerine bir tartışma başlattı.

Bu olay, geçmişteki büyük maden trajedileri gibi yeniden gözden geçirmeyi, denetimi ve işçi güvenliği kültürünü merkeze alan bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu gösterdi.

Muhabir: Haber Merkezi