ÜMMET ŞENGÜL


6 Eylül geldiğinde Balıkesir’in sokaklarında yalnızca bayraklar, marşlar ve törenler görülmez. Bir anda yüzleri siyaha boyanmış, üzerlerine deri ve hayvan postları geçirilmiş, boyunlarında çanlar taşıyan korkutucu figürler belirir. Çocuklar kaçar, büyükler gülümser, fotoğraf makineleri çalışır. Tülütabaklar, kurtuluş gününün en renkli, en şaşırtıcı ve belki de en çok soru sorduran geleneğidir.

Ama bu görüntünün arkasında daha ciddi bir soru vardır: Tülütabaklık gerçekten bir savaş hikâyesi midir, yoksa sonradan anlam kazanmış bir halk ritüeli mi? Bu soruya verilecek cevap, yalnızca bir gösterinin tarihini değil, Balıkesir’in Millî Mücadele hafızasını nasıl koruduğunu da ilgilendirir.

Anadolu’da deri işçiliğiyle uğraşan esnafa debbağ ya da tabak denirdi. Balıkesir’deki gelenek de bu meslek çevresinin adıyla anılır. Balıkesir Valiliği, Tülütabakları, işgal yıllarında debbağların milis kuvvetleri gibi yaptıkları kahramanlıkların hatırası olarak tanımlıyor. Ancak aynı resmî anlatımda, Yunan askerlerini korkutup kaçırdıkları da açıkça “rivayet” olarak ifade ediliyor.


Tlt3


Milli Mücadelenin "Tülütabakları"

Bu ayrım önemlidir. Çünkü “rivayet”, tarihî bir anlatının varlığını kabul eder; fakat anlatının bütün ayrıntılarının kesin olarak kanıtlandığı anlamına gelmez. Tülütabakların bugün yaşatılması için, her ayrıntısının bir arşiv belgesiyle ispatlanmış olması da şart değildir. Bir gelenek, bazen yaşanmış bir olayın, bazen de toplumsal hafızanın ürettiği bir sembolün devamıdır.

Tülütabakların görünüşü rastgele değildir. Baca kurumu, koyun veya keçi postu, at ya da manda kuyruğu, çan ve değnek bu geleneğin temel unsurlarıdır. Debbağlar, açıkta kalan yüzlerini, ellerini, kollarını ve ayaklarını siyaha boyar; postları üzerlerine geçirir; deri şapkalar takar ve çanlarla ses çıkarırlar. Bu hazırlık, bir gösteriden önce yapılan sembolik bir dönüşümdür.

Burada dikkat çekici olan, debbağların kendi mesleklerinin malzemelerini bir korku aracına dönüştürmesidir. Deri, post, kuyruk ve çan… Bunlar, tabakhanenin gündelik dünyasından gelir. Böylece sıradan bir esnaf topluluğu, kurtuluş gününde bir anda savaşın ve direnişin simgesine dönüşür.

Bu nedenle Tülütabaklık yalnızca “korkutma oyunu” olarak görülmemelidir. O, aynı zamanda meslek hafızasının, şehir hafızasına dönüşmesidir. Debbağlar, kendi zanaatlarının izlerini taşıyan bir görünüşle, Balıkesir’in kurtuluş anlatısında yer alırlar.

Anadolu’nun başka şehirlerinde de deri işçiliği, lonca kültürü ve esnaf teşkilatlanması güçlüydü. Fakat Balıkesir’deki Tülütabaklık, bu meslek geleneğinin 6 Eylül kurtuluş töreniyle birleşmiş özgün bir şehir ritüeli olarak karşımıza çıkar. Başka şehirlerde benzer malzemelerle yapılan korkutucu kılık değiştirme örnekleri bulunabilir; ancak bu, Tülütabaklığın başka bir şehirden alındığını veya bütün yönleriyle ortak bir gelenek olduğunu göstermez. Bu konuda kesin bir köken zinciri kurmak için ayrıca karşılaştırmalı folklor araştırmaları gerekir.


Tlt2


Tülütabaklık bir oyun mu, bir ritüel mi?

Bugün Tülütabaklar çocukları korkutuyor, insanları güldürüyor, kalabalıkların arasından geçiyor. Bu yönüyle bir oyun gibi görünür. Fakat oyunun içinde bir ritüel de vardır. Tülütabaklıkta da korkutucu görünüm, ses çıkarma, topluluk önünde dolaşma ve her yıl aynı kurtuluş gününde ortaya çıkma gibi unsurlar bulunur. Bunlar, gösteriyi sıradan bir eğlenceden ayıran özelliklerdir.

6 Eylül, Balıkesir için bir kimlik günüdür. Tülütabaklar da bu kimliğin en görünür ve en teatral parçalarından biridir. Çocukların korkması, aslında geleneğin bir parçası olan “korku” unsurunun bugün de yaşadığını gösterir. Ancak burada amaç, gerçek bir tehdit oluşturmak değil; geçmişin korkusunu bugünün oyununa dönüştürmektir.

Bu nedenle Tülütabaklık için “korku ritüeli”, “kurtuluş oyunu” veya “esnaf kökenli şehir geleneği” demek mümkündür. Fakat “kesin olarak savaşta kullanılan bir askerî taktikti” demek için daha güçlü tarihî kanıtlar gerekir.


Tlt1


Peki Yunan askerlerini gerçekten korkutup kaçırdılar mı?

Bu sorunun cevabı, bugün elimizdeki kaynaklara göre kesin biçimde “evet” ya da “hayır” değildir. Tülütabakların işgal döneminde Yunan askerlerini korkutmak için koyun ve keçi postu giydikleri, yüzlerini soba isiyle boyadıkları, çan ve değnek taşıdıkları anlatılır. Bu haberlerde de hikâyenin kaynağı “rivayet” olarak belirtilir.

Bu anlatı, Balıkesir’in halk hafızasında güçlüdür. Ancak tarih araştırmacılarının bir bölümünün, bu olayın belgelenmiş bir askerî faaliyet değil, sonradan anlam kazanmış bir gelenek olabileceğini ileri sürmesi de bu yüzden önemlidir. Burada yapılması gereken, rivayeti küçümsemek değil; onu tarihî belgeyle karıştırmamaktır.

Tülütabaklığın tarihî değeri, yalnızca “Yunan askerlerini korkutup kaçırmış olmak” iddiasına bağlı değildir. Balıkesir halkının işgal yıllarını nasıl hatırladığı, bu hatırayı nasıl kuşaktan kuşağa aktardığı ve kurtuluş gününde nasıl sahnelediği de başlı başına bir tarihî konudur.


Tlt6


Tülütabaklık ile Cadılar Bayramı yan yana getirilebilir mi?

Cadılar Bayramı, farklı dönemlerden gelen korku, ölüm, doğaüstü varlıklar ve kılık değiştirme geleneklerinin birleştiği, özellikle Batı dünyasında yaygınlaşmış bir kültürel bayramdır. Tülütabaklık ise Balıkesir’in kurtuluş gününde yaşatılan, debbağlık mesleğiyle ve Millî Mücadele hafızasıyla bağlantılı bir yerel ritüeldir.

İkisinde de korkutucu görünüm, maske, kılık değiştirme ve topluluk önünde dolaşma gibi ortak unsurlar bulunabilir. Ancak Cadılar Bayramı’nın temel anlamı ile Tülütabaklığın temel anlamı aynı değildir. Biri geniş bir kültürel gelenekler bütünü, diğeri ise Balıkesir’in kurtuluş hafızasında yer alan özgün bir şehir geleneğidir.

Bu nedenle “Tülütabaklık Balıkesir’in Cadılar Bayramı’dır” demek, benzetme olarak ilgi çekici olsa da tarihî açıdan eksik kalır. Daha doğru ifade şudur: “Tülütabaklık, korkutucu kılık değiştirme ve topluluk önünde canlandırma bakımından Cadılar Bayramı gibi bazı dünya gelenekleriyle karşılaştırılabilecek; fakat tarihî anlamı Balıkesir’in Millî Mücadele hafızasına dayanan özgün bir ritüeldir.”


Tlt5


Balıkesir’in İstiklâl Madalyası bekleyişi neden bu kadar önemli?

Tülütabaklık konusunu İstiklâl Madalyası tartışmasına bağlayalım.

Balıkesir, Kuvâ-yı Milliye hareketinin en önemli merkezlerinden biridir. Balıkesir Kongreleri, Alaca Mescit, Redd-i İlhak oluşumu ve işgale karşı açılan cepheler, şehrin Millî Mücadele tarihindeki yerini gösteren başlıca başlıklardır. Balıkesir’in kurtuluş tarihi, işgal karşısında örgütlenen bir toplumun tarihidir.

Bu nedenle Balıkesir’e İstiklâl Madalyası verilmesi talebi, yalnızca sembolik bir onur meselesi değildir. Aynı zamanda, Millî Mücadele’deki katkının devlet tarafından resmî biçimde tanınması talebidir.

TBMM kayıtlarında Balıkesir’e İstiklâl Madalyası verilmesi amacıyla daha önce de teklifler sunulduğu görülüyor. 12 Haziran 2023 tarihli 2/7 esas numaralı teklif, Balıkesir’in Kurtuluş Savaşı sırasında verdiği mücadele ve üstün başarısı nedeniyle madalya verilmesini amaçlıyor ve kayıtlarda “Komisyonda” olarak yer alıyor.


Tlt4


Loncalara İstiklal Madalyası verilirken…

İnebolu, Kurtuluş Savaşı sırasında İstanbul’dan gelen silah ve cephanenin Anadolu’ya taşınmasında önemli bir rol üstlendi. Kayıkçılar, cephaneyi kıyıya çıkarıp cepheye ulaştırdılar. 11 Şubat 1924 tarihinde çıkarılan 66 numaralı Kanun ile İnebolu Mavnacılar Loncası’na beyaz şeritli İstiklâl Madalyası ve beratı verildi.

Bu örnek, bir esnaf loncasının Millî Mücadele’deki hizmeti nedeniyle madalya alabileceğini gösteriyor. Üstelik madalya, yalnızca loncanın üyelerine değil, kayıkçıların şahsında bütün İnebolu halkına verilmiş bir onur olarak kabul ediliyor.

Balıkesir debbağları için de aynı ölçüde güçlü bir dosya hazırlanabilir mi? Tülütabaklık geleneğinin tarihî kökeni, işgal dönemindeki olası rolü, debbağların Millî Mücadele’ye katkıları ve bu katkıların belgeleri bir araya getirilmelidir. Eğer bu belgeler, loncanın veya debbağlar topluluğunun Millî Mücadele’deki hizmetini ortaya koyuyorsa, İnebolu Mavnacılar Loncası örneği emsal olarak değerlendirilebilir.


Tlt7


Tülütabaklar Balıkesir’e İstiklâl Madalyası kazandırabilir mi?

Tülütabaklar Balıkesir’in Millî Mücadele hafızasının bir parçası olarak, daha geniş bir tarihî dosyanın önemli bir unsuru olabilir.

Çünkü madalya, bir gösteriye değil, Millî Mücadele’deki hizmete verilir. Tülütabaklık ise bu hizmetin hatırlanma biçimlerinden biridir. Eğer debbağların işgal dönemindeki rolü belgelerle ortaya konulabilirse, bu rol Balıkesir’in madalya talebinde destekleyici bir unsur olabilir.

Balıkesir’in madalya talebi, yalnızca “biz de hak ediyoruz” cümlesine dayanmamalıdır. Bu talep, tarihî belgeler, resmî kayıtlar, kongre tutanakları, işgal dönemi yazışmaları, askerî raporlar, yerel tarih araştırmaları ve esnaf teşkilatlarının kayıtları ile desteklenmelidir.

Alaca Mescit, Balıkesir Kongreleri, Redd-i İlhak oluşumu, işgale karşı açılan cepheler ve Kuvâ-yı Milliye hareketinin şehirdeki örgütlenmesi, bu dosyanın temelini oluşturur. Tülütabaklık ise bu tarihî çerçevenin kültürel hafızadaki karşılığı olarak ele alınabilir.

Böyle bir yaklaşım, madalya talebini yalnızca siyasî bir vaatten çıkarıp, tarihî bir hak ve toplumsal hafıza meselesi haline getirir. Balıkesir’in bekleyişi, yalnızca bir madalya bekleyişi değil; Millî Mücadele’deki yerinin devlet tarafından tanınması bekleyişidir.

Muhabir: ÜMMET ŞENGÜL