Her Ramazan aynı uyarıları yaparız, aynı cümleleri kurarız; ama manzara pek değişmez: tokun toku doyurduğu iftar sofraları… Dün itibariyle başlayan Ramazan ayı, bu yıl da kalabalık sokak iftarları, büyük salonlarda ilahili, semazenli, protokollü yemeklerle geçecek gibi görünüyor. Daha ilk günden iftar davetiyeleri ulaşmaya başladı bile. Kim, nerede, kime iftar veriyor; hangi salonda, hangi çadırda, kaç kişilik yemek düzenleniyor… Ramazan adeta takvimden çok bir organizasyon rehberi gibi ilerliyor.
***
Her Ramazan olduğu gibi bu Ramazan’da da sahnenin önünde belediyeler var. Ramazan ayı, belediyeler için belki de yılın en masraflı PR dönemlerinden biri. Düşünsenize; her gün başka bir semtte, başka bir mahallede, başka bir sokakta iftar sofraları kuruluyor. İlçe belediyeleri kendi mıntıkalarında, kendi bütçeleriyle iftarlar veriyor; sahur programları, etkinlikler, gösteriler düzenliyor. Büyükşehir Belediyesi ise adı üstünde büyük… Sorumluluk alanı geniş, bütçesi daha geniş. Dolayısıyla Ramazan etkinlikleri için ayrılan kaynak da haliyle büyük oluyor.
***
Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, geçtiğimiz günlerde açıkladı: Ramazan ayı boyunca 400 bin kişiye iftar verilecekmiş. Elbette bu rakam tek merkezde değil, Balıkesir’in 20 ilçesinin tamamına yayılan bir organizasyonu kapsıyor. Bunun yanında 10 bin adet gıda kolisi dağıtılacağı duyuruldu. 1 milyon 300 bin nüfuslu bir şehirde yalnızca 10 bin gıda kolisi… İhtiyaç sahipleri isim isim, adres adres belirlenmiş; koliler Ramazan boyunca dağıtılacak. Ayrıca “Yakın Kart” sahiplerine kişi başı 2 bin 500 lira yükleme yapılmış. Bununla da yetinilmeyip, biner lira yüklü tek kullanımlık Yakın Kart dağıtımı da planlanıyor. Kuşkusuz belediye bütçesinden ciddi bir kaynak ayrılmış durumda.
***
İftarlar, koliler, kartlar… Bunların yanı sıra Ramazan ayının “ruhu” da ihmal edilmiyor: ilahili konserler, semazen gösterileri, Karagöz-Hacivat muhabbetleri… Etkinlik şart, görüntü şart, kalabalık şart. Belediyelerle de sınırlı değil bu tablo. Valilikten kaymakamlıklara, kamu kurumlarının Balıkesir’deki müdürlüklerine kadar pek çok kurum Ramazan boyunca birden fazla iftar yemeği düzenleyecek. Özel şirketler, büyük işletmeler, holdingler, yerel firmalar da geri kalmayacak. Sonuçta ortaya koskocaman bir Ramazan bütçesi çıkıyor. Büyük paralar, büyük organizasyonlar, büyük sofralar…
Tam da bu noktada sormak gerekiyor: Bunca masraf yapılırken gösterişten, şovdan, reklâmdan uzak durmak mümkün değil mi? Karnını doyurmakta güçlük çeken vatandaşlara ağırlık vermek daha doğru olmaz mı? Bu iftar sofralarında tokun toku doyurduğu herkesin malumu. Oysa yatağa aç giren nice yurttaş var. Olay yalnızca bir akşamlık yemeği önüne koymak da değil; temel ihtiyaçları karşılamak, kalıcı bir destek sunmak daha anlamlı değil mi?
***
Kalabalık toplu iftar yemeklerine, sahneye, sese, ışığa, organizasyona ayrılan bütçelerle yoksul ve yoksun kesimlere çok daha fazla destek vermek mümkün. Meydanlık yerlere yüzlerce masa kurup, dronlarla yukarıdan görüntü alıp, bunu kişisel ya da kurumsal şov malzemesine dönüştürmek midir Ramazan; yoksa bir çocuğun ayakkabısını almak, defterini kitabını tamamlamak mıdır? İftar bütçeleriyle kim bilir kaç çocuğun eğitim masrafı karşılanır, kaç evin mutfağına düzenli sıcak yemek girer, kaç hane soğukta kalmaz…
***
Başkan Ahmet Akın, konuşmalarının başına da sonuna da sıkça "bir elin verdiğini diğeri görmeyecek" cümlesini eklemeyi seviyor. Güzel bir söz, doğru bir ilke. Ama bu işin bir de pratiği var. Yardım yapılanı göstermeseniz bile, yardım yaptığınızı göstermek gibi bir durum çıkıyor ortaya. Sahne var, kamera var, paylaşım var… Bu da ister istemez Ramazan’ın mahremiyetini, sadeliğini zedeliyor.
Öte yandan Balıkesir’de, ailesinin kısıtlı harçlığıyla gurbet elde tutunmaya çalışan nice üniversite öğrencisi var. Yarı aç yarı tok yaşayan, ulaşım masrafını bile hesaplamak zorunda kalan gençler… Okumak, bir diploma sahibi olmak, hayata tutunmak umuduyla bu şehre gelmişler. Onlar da ilgi, destek ve biraz şefkat bekliyor. Bugünün ekonomik koşullarında iftar sofrasına bir tas tarhana çorbası, bir tabak pilav koymak bile pek çok hane için lüks olmuşken, kalabalık iftar sofralarında çorbanın soğukluğunu, yemeğin içindeki etin azlığını, ayranın ekşiliğini konuşanlar mı hedef kitle olmalı; yoksa gerçekten ihtiyaç sahipleri mi?
***
Toplu iftarlarda kimseyi memnun edemezsiniz. Hep böyle olmuştur; servis gecikir, ekip yetişemez, yemekler soğur, katılımcı sayısıyla yemek sayısı tutmaz. Bu kadar yüklü bütçeleri bu işe ayırmak ne kadar mantıklı, tartışılır. Belki de bu işi şehirlerin ileri gelenlerine, varlıklılara, büyük işletmelere bırakmak daha doğru olur. Onların bütçeleriyle iftar çadırları kurulsun, yoksul ve gariban iftarını yapsın. Belediyeler ise daha sessiz, daha derin, daha kalıcı desteklere odaklansın.
Ramazan; kalabalık sofralarda objektiflere gülümsemek mi, yoksa kimse görmeden bir kapıyı çalıp bir derdi hafifletmek mi?
Selam ederim.



