Ne umutlarla çıkmıştık yola…
Güle oynaya gidecek, elimizi kolumuzu sallayarak galibiyetimizi alacak, şampiyonluk yolunda şen şakrak geri dönecektik. Aslında bunun için bir neden de yok değildi. Kadro kalitesi bizdeydi. Psikolojik üstünlük bizdeydi. İlk üç haftada kazanan bizdik. Rakip kaleleri gollere boğan yine bizdik. İsteyen, hedefleyen, şampiyonluk iddiasını ortaya koyan taraf da Balıkesirspor’du. Şartlar bu kadar lehimize olunca, daha karşılaşma oynanmadan sonucu kendi lehimize çevirmiştik bile.

Öyle ki gelecek haftanın planlarını daha Eskişehir’e giderken yapmaya başlamıştık. İlk üç haftanın sonunda yere göğe sığdıramadığımız, methiyeler düzdüğümüz lider Balıkesirspor ile kendi cephesinde üç haftanın sonunda adeta yerden yere vurulan Eskişehirspor karşı karşıya gelecekti. Bir tarafta koltuğunu sağlamlaştırmak isteyen lider, diğer tarafta kötü gidişata dur deyip çıkışa geçmek için fırsat kollayan bir takım… Üstelik rakip taraftar desteğinden de mahrumdu. Daha ne olsun? Bizim açımızdan bakıldığında her şey hazırdı. Psikolojik üstünlük bizdeydi, saha içindeki özgüven bizdeydi, üç haftalık performansımız ortadaydı. Ama futbolun güzel tarafı da burada başlıyor.

Kâğıt üzerindeki hesapların sahaya yansımadığı ilk dakikalarda anlaşıldı. Karşılaşmanın ilk dakikaları, hayallerle gerçekler arasındaki farkı anlamamıza yetti de arttı. Sanki sahada üç haftadır izlediğimiz Balıkesirspor yoktu. Oysa futbolcular aynıydı. Kenardaki teknik yönetim aynıydı. Ama eksik olan bir şey vardı. Ve bunu fark etmemiz fazla uzun sürmedi. İlk golü yediğimizde “Maç daha yeni başladı” dedik. Toparlanırız, ritmimizi buluruz diye düşündük. İkinci gol geldiğinde bile inancımızı kaybetmedik. “Bu takım bunu çevirir” dedik. Çünkü üç haftada bize bunu düşündürmüşlerdi.

825340756 1142917254972585 2113363168624558090 N

Dakikalar ilerledi, Balıkesirspor bir türlü kendine gelemedi. Sonra üçüncü gol geldi. İlk yarım saat geride kalmış, fark açılmıştı. Ama hâlâ umudumuzu tüketmemiştik. Kenardaki teknik heyetin yapacağı hamleden medet umuyorduk. Oyuna müdahale gelir, takım kendine gelir, ikinci yarıda başka bir Balıkesirspor izleriz diye bekledik. Derken devre arası geldi. “Allah var ya, ikinci yarı sihirli bir el dokunur. Her şeyi değiştirir. Bu bizim takımımız değil” diyerek kendimizi avutmaya devam ettik. Değişti mi? Değişen iki oyuncu oldu. İsteksizlik ise değişmedi. Dördüncü gol geldi. Sonra beşinci… İşte o noktada artık umut da tükendi. Gerisi hikâyeydi.

Şimdi birileri haklı olarak sorabilir: “Daha düne kadar yere göğe sığdıramadığınız Balıkesirspor’a ne oldu?” Aslında hiçbir şeyi saklamadık. Biz gördüğümüz üzerinden yorum yaptık. İlk üç haftada ortaya konulan futbolu, alınan sonuçları, takımın enerjisini, mücadele gücünü ve ortaya koyduğu görüntüyü değerlendirdik. Üstelik o övgülerin yanına bir de şerh koyduk. “Henüz hazır bir takım değiliz. Zamana ihtiyacımız var” dedik. Ama böyle bir sonuçla karşılaşacağımızı elbette tahmin etmedik.

Kazanmak kadar kaybetmenin de futbolun doğasında olduğunu biliyoruz. Bizim anlatmakta zorlandığımız şey, yediğimiz goller ya da kaybettiğimiz maç değil. Bizim anlatmakta zorlandığımız, sahaya koyduğumuz görüntü. Bir iki futbolcu kötü oynayabilir. Üç futbolcu formsuz olabilir. Kaleci hata yapabilir. Savunma aksayabilir. Forvet gol kaçırabilir. Ama kalecisinden santraforuna, yedek kulübesinden teknik heyetine kadar koskoca takımın bir bütün halinde yokları oynamasını açıklamak kolay değil. “Kaleci kötüydü.” “Savunma hata yaptı.” “Orta saha mücadele etmedi.” “Forvet etkisiz kaldı.” Bunları söylemek işin kolaycılığı olur. Çünkü sahada iyi olan kim vardı? Teknik direktör dahil, “Ben görevimi yaptım” diyebilecek bir kişi var mıydı? Asıl sorgulanması gereken nokta bu.

825279739 2683968895355008 776203061963509512 N

İlk ciddi rakip karşısında bu kadar mahkûm bir oyun neden ortaya çıktı? Üç haftada rakiplerine futbolunu kabul ettiren takım, Eskişehirspor karşısında neden oyunun hiçbir bölümünde varlık gösteremedi? Çok mu erken havalara girdik? Rakibi mi küçümsedik? Üç haftalık serinin getirdiği özgüven, rehavete mi dönüştü? Yoksa başka nedenler mi vardı? Elbette bunları bilmek bizim hakkımız. Sebep ne olursa olsun sonuç değişmeyecek. Bu maç göz göre göre ellerimizden kayıp gitti.
Biz taraftar olarak belki oynanmayan maçı kafamızda oynattık. Üç haftalık periyodu önümüze koyup rakibi yenmiştik bile. Maç öncesinde yazdık, çizdik. Ama tehlikelere de dikkat çektik. Özellikle Beykan Şimşek faktörünü dilimiz döndüğünce hatırlattık. Futbolda rakibin önemli oyuncularını etkisiz hale getirmek, rakibin oyun planını bozmanın en temel yollarından biridir. Ancak maç içerisinde özellikle ilk yarıda kulübe önünde oynayan rakip oyuncuya gerekli önlemin alınamaması, Eskişehirspor'un farkı açmasında önemli rol oynadı. İşin ilginç tarafı, tarihi bir fark yaşanan karşılaşmada rakip öyle aman aman bir futbol da sergilemedi. Neredeyse yürüyerek oynayan Beykan Şimşek'in yaptığı ataklarla sonuca gitti. Biz ise ilk yarıda korner bile kullanamadık. Karşılaşmadaki ilk şutumuzu attığımızda dakika 50'yi gösteriyordu. Başka söze gerek var mı?

Şimdi çıkıp buna “Yol kazası” diyebilir miyiz? Açıkçası diyemiyoruz. Çünkü yol kazası dediğimiz şey, mücadele edersiniz, savaşırsınız, elinizden geleni yaparsınız ama sonunda kaybedersiniz. Burada ise başka bir şey vardı. Maçın başından sonuna kadar sadece bedenleri sahada olan bir takım vardı. Ruh yoktu. İstek yoktu. Mücadele yoktu. Reaksiyon yoktu. Kenardan oyuna yön verecek dokunuşlar bekledik, o da istediğimiz ölçüde gelmedi.
Bahanesi olmayan bir maçı, yokları oynayarak kaybettik. Bunun başka bir izahını bulmak gerçekten zor. Olsa olsa mizahı olur. Ama bizim şu anda gülecek halimiz yok. Şimdi yapılması gereken üç haftayı bir kalemde silmek de değil, Eskişehir maçını görmezden gelmek de. Üç haftada yapılan doğrular ne kadar gerçekse, Eskişehir’de yaşananlar da o kadar gerçek. İyi başladık diye şampiyon olmadık. Bir maçta ağır kaybettik diye de hedeflerimiz ortadan kalkmadı. Fakat bu karşılaşma önemli bir uyarı levhası oldu.

825340569 1614340910347998 8091605514936276674 N

Şampiyonluk yolunda sadece yetenek yetmez. Sadece kaliteli kadro yetmez. Sadece iyi transfer yetmez. Her maç aynı ciddiyet, aynı mücadele ve aynı takım ruhu gerekir. Çünkü rakipler de bizim gibi kazanmak için sahaya çıkıyor. Bazen sizden daha çok isterlerse, üç haftalık form grafiğinizin, kadro kalitenizin, attığınız gollerin hiçbir anlamı kalmayabilir. Eskişehirspor karşısında bunu çok ağır bir şekilde gördük.

Daha düne kadar göklere çıkardığımız takım, bir maçta yerin dibine sokulacak bir takım da değil. Ama bir gerçek var: Balıkesirspor'un Eskişehir'de yaşananları sorgulaması gerekiyor. Hem futbolcuların hem teknik heyetin hem de yönetimin… Çünkü şampiyonluk yolunda kaybedilen üç puandan daha önemlisi, neden böyle kaybedildiğinin doğru tespit edilmesidir. Biz taraftarız. Üç galibiyette de takımımızın arkasında oluruz, beş gollü mağlubiyette de. Ama alkışlamak kadar sormak da hakkımız. Bu takım üç haftada bize umut verdi. Dördüncü haftada ise bize çok ciddi bir soru bıraktı: “Eskişehir’de ne oldu?” Şimdi o sorunun cevabını bulma zamanı. Çünkü önümüzde uzun bir sezon var. Ve şampiyonluk yolunda böyle bir gecenin bir daha yaşanmaması için önce o geceyi doğru okumak gerekiyor.

Eskişehir’de sadece üç puanı değil, futbolumuzun gerçek yüzünü de gördük. Umarım bu ağır yenilgi, sezon sonunda “keşke” diye hatırlayacağımız bir başlangıç değil; bir daha aynı hataları yapmamamızı sağlayacak bir dönüm noktası olur.

Muhabir: OSMAN KANTARLIOĞLU