Sekizinci sınıf öğrencilerimizi haziran ayında bekleyen bir sınav var: LGS. Bugün bu sınavın hayatımızdaki yeri ve anlamını inceleyeceğiz. Konuya ülkemizdeki liselere giriş sürecindeki sınavları bir gözden geçirerek başlayalım.


Türkiye’de bu alandaki ilk sınav 1955 yılında Maarif Kolejleri’ne giriş için gerçekleştirildi. O zaman sınav, beşinci sınıfın sonunda yapılıyordu. 1975’te Maarif Kolejleri’ni Anadolu Lisesi’ne dönüştü, bu yıllarda Anadolu ve Fen Liseleri için ayrı ayrı sınav yapılmakta, öğrenciler, ortaokul ve liseyi bu okullarda okumaktaydı.

1997-1998 eğitim öğretim yılında zorunlu eğitimin sekiz yıla çıkmasıyla birlikte öğrenciler sekizinci sınıfın sonunda sınava girdikleri bir sistemle tanıştılar. Bu sisteme LGS adı verildi ve 2004’e kadar Liselere Giriş Sınavı (LGS) uygulandı. Ardından OKS, SBS, TEOG ve son olarak tekrar LGS adıyla sınavlar devam etti. Bu süreçte bana göre en talihsiz dönem, SBS dönemiydi. 98’den bugüne kadar beş kez sınav sistemi değişti. SBS haricindeki sınavlar sekizinci sınıf sonunda yapılırken SBS 6, 7 ve 8. Sınıfların sonunda yapılan ve üç yılın ortalamasının alınmasıyla liseye geçişin gerçekleştiği bir talihsiz sınav dönemiydi. 2008-2013 yılları arasında uygulanan bu sınav, çocukların ergenliği giriş ve gelişim çağında onların omuzlarına büyük bir yük birdirmekteydi. Nisan 2009’da kaleme aldığım bir yazıda bu sınavın yanlışlığını ifade etmiş ve kaldırılması gerektiğini söylemiştim. Ancak MEB, sistemin olumsuz yanlarını beş yıl sonra fark edebildi ve SBS’yi kaldırdı.


2018’den bugüne LGS (Liselere Geçiş Sistemi) adı verilen sınav uygulanıyor. Yaklaşık otuz yıllık sınav maratonunda en uzun ömürlü sınavımızın halen uygulamakta olan LGS olduğunu görüyoruz. Bu yıl dokuzuncusu gerçekleşecek olan LGS, diğerleriyle kıyasladığımızda en olumlu sınav diyebiliriz.


İşin uzmanları, LGS ile hayatımıza giren “Yeni Nesil Soru” tarzıyla öğrencilerin formül ezberleme yerine verilen verileri analiz edip sonuca varması yöntemiyle üst düzey düşünme beceresini geliştirdiğini ifade ediyorlar. Ayrıca bu sınav öğrencinin okuma kültürünü teşvik ediyor. Matematik ve fen bilimleri soruları gerçek hayat senaryoları üzerine kurulduğu için öğrencinin bilgiyi hayatın içinde kullanma yeteneğini: grafik ve tablo okuma sorularıyla da bilgiye ulaşma ve yorumlama yeteneğini geliştiriyor.


Olumsuz yönlerini de dile getirmek gerek. LGS’de sorular çok uzun, örneğin 2025 Türkçe testinde yirmi soruda iki bin civarında kelime kullanılmış. Fen bilimleri testinde 2.475, Matematik testinde 1485 kelime yer alırken sınavın toplamında 8.733 kelime kullanılmış. On yıl önceki sınavlarla kıyasladığımızda sözcük sayısının yaklaşık üç kat arttığını görüyoruz. Bu da öğrencilerin hızlı okumaları, hızlı yorumlamaları ve hızlı soru çözmelerini gerektiriyor. Dolayısıyla çocuklar büyük bir zaman baskısı altında kalıyorlar. Ayrıca bu sorular öğrencilerde akademik özgüven kırılmasına sebep oluyor.


Sınavlarla ilgili bu kadar teknik bilgiyi yeterli görüp asıl konumuza gelelim. Çocuklarımızın sınava hazırlandığı yaşlar, ergenlik dönemine denk gelmektedir. Bu dönem, onların en hassas oldukları süreçtir. Çocukluktan yetişkinliğe geçişte kimlik arayışı, duygusal dalgalanmalar, bağımsızlık isteği gibi fırtınalı bir süreç içindedirler. “Bu dönemde beyin gelişimi sürerken, gençler yoğun kaygı, öfke, içe kapanma, otoriteyi sorgulama ve arkadaş çevresine aşırı önem verme gibi psikolojik değişimler yaşarlar.”

LGS tekrarı olmayan bir sınavdır. Üniversiteye giriş sınavına defalarca girebilirsiniz, yaşınız ilerlemiş olsa bile üniversite için sınav kapısı her zaman açıktır, ancak LGS’nin böyle bir şansı yoktur. Sekizinci sınıf sonunda sınava girer ve defteri kapatırsınız. Dolayısıyla sınavın öğrenci üzerindeki baskısını tahmin etmek zor değildir.


LGS’ye girecek bir öğrenci aile, okul, kurs, özel ders öğretmeni ve çevre baskısı altındadır. İyi bir lisede eğitim almak, kendisiyle aynı akademik seviyedeki öğrencilerle bir arada okumak onu iyi bir üniversiteye hazırlayacak bir eğitim sürecine sahip olmaktır. Bu süreci kaçırmak istemeyen velilerin öğrencilerin sosyal hayatlarına engel koyması, çocukların arkadaşlarıyla buluşmasını, sanat ve sporla uğraşmasını engellemesi; onların dışarıda zaman geçirmesini boşa harcanmış süre olarak görmeleri bilinen gerçekler ne yazık ki.


LGS ile yüzde onluk bir öğrenci gurubunun nitelikli okullara gitmesi hedeflenmektedir. Ayrıca Bakanlık, bu sınava girmenin zorunlu olmadığını kılavuzda vurgular, ancak durum hiç de öyle değildir. 2025 verilerine göre sekizinci sınıf öğrencilerinin % 95.27’si LGS’ye girmiş. Anlayacağınız, çocuklarımızın % 95’i sınav stresi, aile, okul, kurs, akran, çevre baskısı altında ezilmiş.


13 – 14 yaş, bir çocuğun dünyayı keşfettiği, hobiler edindiği ve kimlik inşa ettiği bir “altın dönem”dir. LGS bu altın döneme müdahale eder. “Sınavdan sonra” denilerek ertelenen sanat ve spor kursları, ara verilen antrenmanlar, hobiler, rafa kaldırılan kitaplar… Bu süreç aslında çocuğun en yaratıcı döneminin feda edilmesidir.

LGS sürecinde çocukların gelişimini sağlayan oyunun yerini optik formlar alıyor. Açık havada zaman geçirmesi gereken çocuklarımız, gün ışığını pencerelerden görebilen okullarda, kurslarda, özel derslerde kapalı ortamlarda stres altında geçiriyorlar. Bu, sosyal becerilerin ve duygusal zekanın gelişiminde önemli bir “duraklama dönemi” yaratıyor.


Eğitimde asıl amaç iyi bir liseye girebilmek mi, kendini keşfetmiş bir insan olabilmek mi?

Eğer bir sınav, bir çocuğun piyano çalma arzusunu, gökyüzünü izleme merakını veya arkadaşlarıyla paylaştığı bir hafta sonu molasını “zaman kaybı” olarak görmesine sebep oluyorsa o sınav sadece bir lise belirlemiyordur, bir çocukluğu erkenden bitiriyordur.

Çözüm mü? Bugün bu kadar yeter, onu da gelecek yazımızda ele alalım.

Muhabir: MUSTAFA KUVANCI