Balıkesir Valiliği, Balıkesir İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü ile Açık Kitap Vakfı tarafından düzenlenen Yeryüzü Konuşmalarının bu haftaki konuğu önceki dönem Sındırgı Belediye Başkanlığı yapan Sındırgı Yağcıbedir Halıcılar Derneği Başkanı Ekrem Yavaş oldu. Şehrin Bereketi: Zanaatlar konulu yapılan söyleşide Ekrem Yavaş Yağcıbedir Halısının dünü, bugünü ve geleceği hakkında açıklamalarda bulundu.


Balıkesir İl halk Kütüphanesi’nde gerçekleştirilen söyleşide konuşan Sındırgı Yağcıbedir Halıcılar Derneği Başkanı Ekrem Yavaş, halının tarihi hakkında bilgiler vererek başladığı programda halının renkleri, desenleri ve dokunuşu hakkında bilgiler sundu. Türkiye’de en çok halı dokunan yerin Sındırgı olduğunu belirten Ekrem Yavaş ayrıca halı durumuna göre de Türkiye’nin en pahalı halısının Yağcıbedir Halısı olduğunu ifade etti.


Yağcıbedir Halısının bir kadim kültürden geldiği hakkında da konuşan Ekrem Yavaş, günümüzde halının değerinin daha da artırılması için çaba gösterdiklerinin altını çizdi. Halı dokumanın sanat mı zanaat mı olduğu konusunda da görüşlerini açıklayan Ekrem Yavaş Yağcıbedir Halısında her iki unsurun da bulunduğunu kaydetti.


Emekli öğretim üyesi Mehmet Bayyiğit’in açılış konuşmasıyla başlayan programa Vali Yardımcısı Dr. Mustafa İlhan, Karesi Kaymakamı Metin Arslanbaş, İl Kültür ve Turizm Müdürü Neslihan Vurucu katıldı.


C22B9Aed D119 480A 8Eff 95D5Eee4021D


MEHMET BAYYİĞİT: “ÇOK MESLEK YOK OLDU AMA HALICILIK HALE DEVAM EDİYOR”

Emekli Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Bayyiğit etkinliğin açılışında yaptığı konuşmada Balıkesir’de kaybolan zanaat kolları hakkında bilgiler verdi. Bayyiğit konuşmasında, “Bu programın adını şehrin bereketi zanaatlar diye koyduk. Şimdi tabii zanaat deyince Balıkesir'de sadece halıcılık yok muhakkak. Çok daha köklü, çok daha geçmiş yıllarımıza ait Balıkesir'de önemli zanaatlar da hep icra edile gelmiş. Abacılık, Keçecilik, yorgancılık, ayakkabıcılık, haddahanecilik gibi zanaat dallarından biri çoğu artık günümüzde yapılmıyor. Tüm bu kaybolan mesleklerin yanı sıra kadim bir kültüre sahip olan halıcılık halen devam ediyor. Bu söyleşimizde zanaat mı, sanat mı meselesi üzerinde de belki biraz sonra durmak mümkün olabilir. İkisi birbirine karıştırılıyor. Mesela halıcılık meselesi özellikle de Sındırgı Yağcıbedir halıları o bırakın yok olmayı değerini de arttırarak yine inşallah önümüzdeki nesillere de kalacak şekilde devam ediyor. Bunun sırrı ne? Tanıtımı, üretimi nasıl yapılıyor bunları konuşacağız” dedi.


EKREM YAVAŞ: “YAĞCIBEDİR BİR KÜLTÜRDÜR”

İki dönem Sındırgı Belediye Başkanlığı yapan Sındırgı Yağcıbedir Halıcılar Derneği Başkanı Ekrem Yavaş Yağcıbedir Halısının tarihi yolculuğundan günümüzdeki durumu ve gelecekteki konumu hakkında düşüncelerini paylaştı. Halı dokumanın zorluklarına değinen ve her dokunan halının bir hikayesinin bulunduğunu söyleyen Ekrem Yavaş, Yağcıbedir Halısındaki desenlerin de anlamlarının olduğunun unutulmaması gerektiğini söyledi.

Yağcıbedir halılarının yalnızca estetik bir ürün olarak değerlendirilmesinin büyük bir eksiklik olduğunu belirten Yavaş, halı dokuyan Anadolu kadınlarının aslında farkında olmadan birçok bilim dalını aynı anda kullandığını belirterek, “Bir kadının yaptığı işe dikkatlice baktığınızda biyologluk var. Hangi bitkiden hangi boyanın elde edileceğini biliyor. Kimyagerlik var. Boyaların karışımını biliyor. Matematik var. Desenleri hangi oranda yerleştireceğini biliyor. Doğa bilgisi var. Koyunu, yünü, bitkiyi tanıyor. Biz zamanla şunu fark ettik; Anadolu kadını aslında büyük bir bilgi birikiminin taşıyıcısıymış” diye konuştu.


2919D64F 705A 445C Bd42 5F1Dc957333C


“HALICILIK EVLADINIZ GİBİ”

Halıcılığın bin hastalık olduğunu belirten Ekrem Yavaş ayrıca halıcılığın bir insanın evladı gibi olduğunu belirterek, “Bugün bazen hanım der, beni mi halıyı mı daha çok seviyorsun dediğinde, yani ben her ne kadar seni desem de o inanmıyor hiçbir zaman. Yani çünkü gecenin üçünde, üçünde yıkamadan halı gelirse, ben o gün o halıyı, ben de dışarıdaysam, gündüz de gelmiş, ben de şehirde yokum. Gece önce bir dükkana uğrayıp halılar gelmiş, acaba nasıl çıktı yıkamadan, iyi mi, kötü mü? Bunu görecek kadar bir hastalık ve nasıl bir şey dediğinizde de evladınız gibi” diye konuştu.


“HALIYI KİMİN DOKUDUĞUNU BAKTIĞIMDA ANLARIM”

Kendisinin elinden geçen halıları üzerinden yıllar geçmesine rağmen tanıdığı konusunda açıklamalarda bulunan Ekrem Yavaş, “Devlet Planlama Teşkilatı vardı. Oraya ben bir kaymakamımız vardı, onun vesilesiyle bir şey sattık, bir olay denir herhalde bir zamanlar orada, halı verdik. Tabii o kapanınca başka bir yerlere gitmiş bizim halılar. Tabii zaman geçti bir 15 sene yine üstünde. Dedim bu halıyı nereden aldınız? Bunu ben sattım dedim şimdi. Nasıl falan deyince böyle, dedi ya yok ki arkasında etiketim duruyormuş hala. Kaldırdık baktık bizim halı. Şimdi şöyle bir şey, dükkana giren bütün halıları benim 20-30 sene sonra bile istisnasız diyebileceğim bir ölçüde tanıma gibi bir hassasiyetimiz var. Balkonda bir halı görsem şimdi, yağcıbedirle alakalı, köyünü %100 bilirim. Ama %50-60 da kimin dokuduğunu bilir. Çünkü el öyle bir hadise ki, hani ruhu işlemek gibi bir hadisedir” dedi.


C64Fe927 A30C 4Cbb 821C 0F90758A8Cef


“İHTİYAÇLARI GİDERDİK AMA RUHUMUZU DOYURAMADIK”

Halıcılığa sanat gözüyle bakıldığında kadim bir kültür olarak değerlendirmek gerektiğine dikkat çeken Ekrem Yavaş, “Sanat gözüyle baktığımızda aslında, kadim kültür diye bakmak lazım. Yani vahiyle aslında insanlara verilmiş çok özel bir durum bu. Ve biz aslında bugün öğrenmiyoruz ya, hatırlıyoruz. Hazreti Adem'e, Hazreti Havva'ya verilen bilgiyi aslında şimdi tekrar hatırlıyoruz biz. Üflendiği anda üzerimize bir şeyler çıkıyor. Yani ona, eğitim sistemimiz dahil bütün alanlarda, yani bu kültüre aşina, bu kültürü kıymetlendirici bir bakış açısını kazandıramamanın verdiği sıkıntı yaşıyoruz. Yani bugün ilkokul değil, çocukluğumuzdan itibaren bundan onun, bugün hala antikacılar vardır. Bakınız, severler bu işi ve bitpazarını, dolaşmaktan keyif alırsınız. Çünkü o farklı bir gözle bakar oraya. Yani bir hastalık derecesinde oraya bir tozunu yutacak, gidecek, üf diyecek, dokunacak. Ya o şamdan da onun için öyledir. Yani eski bir mobilya da onun için öyledir. Çünkü şöyle diye düşünüyorum. Bugün bütün alimler geçmiş öyle der ki, beden evet, önemlidir, tatmin edersiniz, doyurursunuz, açlığını gidersiniz, susuzluğunu gidersiniz. Ama ruh çok daha önemlidir. Beden ve ruhun tam uyumu olmadığı müddetçe insanın sağlıklı olma ihtimali sıfırdır. Ama çoğunlukla son yılların hastalığı ki bu popülizmle beraber bize verildi. Yani sadece zannediyoruz ki ihtiyaçları giderdik. Ama ruhumuzu doyuramadık” ifadesini kullandı.


“HALIYA KİMLİK VERİRSENİZ DEĞERİ ARTAR”

Her sanat dalında olduğu gibi değerin de halıcılık için önemine işaret eden Ekrem Yavaş, “Yani karnımızı doyurduk ama ruhumuzu doyuramadığımızdan dolayı mutsuz bir toplumlar oluştu. Yani eski, şu halı öznesinde baktığımız anda, yani geçmiş insan, toplulukları bir şey yaptığında, yani bunu hakikaten bir ruh koymuş. Aslında bir özet bu. Şairin şiiri çok mühimdir de, yani Mehmet Akif herkes bilir de, veya Necip Fazıl bilir de, Neyzen Tevfik bilir de veya ne varsa bunları bilir. Ama halıya geldiğinde, “ya Yörük karısı değil mi ya, yapmış işte yaşmaklı yazmalı bir şey” olarak görür. Ve Picasso'yu adam büyütmüştür kendi gözünde. Herkes bilir der ki 1 milyon küsurun üstünde, şu anda dolarların üstünde satışa sunulan işler vardır. Ki biz mesela burada yaptık, Devrim Erbil Müzesi var. O müzedeki halıları ben yaptım. Uğur Batı, hocamla beraber. Oradaki tablolarını şeye çevirdik. Bugün rakam olarak değeri bizim halının değerinin 20 katı, 30 katı gibi rakam. Şimdi içine Devrim Erbil’i koyuyorsunuz, halıyı dokuyan kadın emek sarf ediyor. 1 metrekare halıyı işte 6 ayda falan dokuyor. Kadının kazandığı belli. O zeytin yevmiyesi neyse onun karşılığı kadar bir yevmiye alıyor. Ama markayı tutturduğunuz anda, içine Devrim Erbil girdiği anda, bir dakika efendim, böyle olmuyor o işler yani. İşin rengi değişiyor. Yani buradaki unsur bizim şu güzel cemiyetteki arkadaşların buradan başlayarak bu, bunlara bir değer kazıması, değer vermesiyle alakalı başlıyor unsur” değerlendirmesinde bulundu.


441931Fc Df1B 4817 B3Af 32Ed1036592E


“SANATTI ZANAAT OLDU”

Günümüzden 50-60 yıl öncesine kadar halı satışı denen bir unsurun söz konusu olmadığının altını çizen Ekrem Yavaş, halının ticaret unsuru haline gelmesi konusunda görüşlerini açıkladı. Yavaş, “50-60 yıl öncesine kadar halının satışı denilen bir unsur söz konusu değildi. Yani zanaatkar değildi, sanaatkardı. Amaç şuydu, çocuğunun çeyizini öğretebilmek, evin ihtiyaçlarını karşılayabilmek, eşe dosta bunu verebilmek. Yani ailenin içerisinde bunun noktaya gelmesi. Ne zaman ki 1983'lerden sonra özellikle, 80'li yıllardan sonra, özellikle de KDV muafiyeti gibi bir pozisyonla beraber, yurt dışına satışıyla birlikte hızlandı. Ondan sonra başladı bu hadise ve Türkiye'de de yani turistlere de bunu vermeye başlayınca turizm açıldı. Turizmle beraber dışarıdan insan geldi. Halı satışa sunulabilecek bir meta haline dönüştü. Ondan sonra zanaat oldu” dedi.


“HALI ÜÇ BÖLÜMDE İNCELENİR”

Dokunan halıyı üç ayrı bölümde incelendiğini belirten Ekrem Yavaş, halı dokuyan kişinin de halıya kattığı değerlerin yadsınamaz olduğunu belirtti. Yavaş, “Kadının ruh halinde bazı şeyler vardır. Kadın öğrendiği bir şey var. Anlatın deseniz anlatamaz. Mesela kadın buraya geldiği anda şu halı noktasına girdiğinde bunun herhangi bir şeyin değiştirme gibi durumu olmaz. Nasıl olmaz ama şöyle, halıyı üç bölümde inceleriz biz incelediğimizde. Yani kenar bordürleri, dış tarlası, iç tarlası. Yani üç ana bölümde ve buraya yerleştirilecek desenlerin, birkaç alt alternatifi vardır. O ruh haline göre hangisini koymak isterse. Mesela der ki hun gülü, hepsi aslında aynı şeyi temsil eder. Devlet olabilme özelliğini temsil eden bir bayraklaşmış bir, desen vardır. Buna Bazen çınar yaprağı koyar, bin yıllık yaşayan bir ağaçtır. Bazen kocabaş dediğimiz Sındırgı Belediyesinde logosu olan hadise, gücü temsil eder. Çadırdan mutlaka devlete çıkmanız gerektiğini ifade eder. Yani kadın nereden biliyor? Çadırı da biliyor, devlet kurmayı da biliyor, ordu kurman gerekiyor diyor, sağlam bir şekilde temel atman lazım diyor, geleceği planlıyor. Kadına desen ki, bu ne demek desen, “ne bileyim ben oğlum anam öyle yapıyordu ben de aynısını yaptım” der. Ama ona öğretilen bir şey var, birisi bunu öğretti. O da onu dini olarak bakarak buna veya işte inanç, manzumesiyle bakarak kesinlikle değiştirmedi. Değiştirdiği anda üçü değiştirmedi, beşi değiştirmedi, yediyi değiştirmedi. Yani biraz büyütünce ya sen de altı yapsak ne olacakmış demedi çünkü bereketi kaçar, huzursuzluk olur. Yani buradaki ana unsur hani bazı şeyleri değiştirmeme üzerine, yani bugün İngiltere bütün dünyayı değiştirmek için kendini adfetmiştir herkesi değiştirir ama kendi hala at arabasıyla saraya gider. Yani bugün hiç değişmeyen bir dünyada bir ülke var, İngiltere. Yani niye? Bütün her şey eski. Ama bize ise muhafazakarlık dediğimiz zaman hemen bunu gericilik olarak algısı var. Buradaki ana unsur o. Bunu son yüzyıla kadar biz bunları değiştirmeden gelmişiz. Sonra işte o zanaat dediğimiz 1950'li 60'lı yıldan önceki dönemde ise satışa bağlı olarak “ne olursa gidiyor ya boş ver, yurt dışına değil mi bunlar ya? Turistler anlamıyor zaten” diye diye diye ipi değiştirdik, deseni değiştirdik, üçlüleri değiştirdik, yedileri değiştirdik derken eldekini avuçtakini kuş ettik” diye konuştu.


16754453 260B 4A22 8577 C1F594156F68


“KADİM KÜLTÜRÜ MODERNİZM ADINA KURBAN ETTİK”

Yağcıbedir Halısının değerinin yükselmesi için yıllardır çaba gösterdiklerini kaydeden Ekrem Yavaş, “Şu elimde gördüğünüz halı 200 yıllık bir halı. 200 yıl önce olan bir halıyı şöyle baktığımızda sizin gözünüzle nasıl? Güzel mi? Peki, Mercedes 5 yılda bir kısa değiştiriyor. Bunu niye değiştirmemiş hiç? Bu halı Eşmedere. Önemli olan şu. Yani buradaki hadise 200 yıl önce dokunan ve hala elimizde mevcut olan bir halı var ve bu halı desen itibariyle, renk itibariyle hepimize, ben o kadar sergi dolaşıyorum, hiçbirisi demiyor ki çirkin bu diyen çıkmadı. O zaman bir şey var. Elbisemizi beğenmiyoruz. Ben 10 yıl önce giydiğim gömleği giyemiyorum. Komik geliyor. Ya paçası uzun, ya yakaları bilmem bir şey. Ya moda denilen bir şey var. Peki, bunun modası niye geçmiyor? İşte buradaki o kadim kültürü biz hep ıskalamışız ve modernizm adına kurban etmişiz. Ve bu arkasından ne yaptı peki bunu? İstanbul'da Türkiye'de İhracatçılar Birliği diye bir birlik var. Halı üzerine, bunun bir de bölümü el dokuma halı üzerine. Şu deseni aldım, geldim. Bu da yenisi. Bu halının aynı birebir yeni yapılmış hali. Yani bu birebir yeni yapılmış halindeki ana unsur ne?

İşte bunun yaşaması için Ladik'te yapamadıkları, Yahyalı'da yapamadıkları, başka bölgelerde bunu böyle bir önder kişi olmadığından dolayı yününü bozdu, desenini bozdu. Ben de kıllık çok zor bir hadise. Yani buna avami tabirle kıllık diyorlar. Yani standartları koruma hadisesi. İşte şu halı mesela bu Amerika'da bunun değeri sürekli 1000 dolardır. Doların değeri biraz düştü şimdi. 1200, 1300'e çıkardılar. Rakamsal olarak 1000 dolardır. Peki, ama Sındırgı’ya gittiğinizde bugün bu orijinal dokumayan köylerdeki fiyat nedir dediğinizde 10 bin liradır. Şimdi burada bizim ana unsur ne? Benim bu halı, dokuduğum halı kaç para dediğinizde bu halı 40 bin lira şimdi. Yani 1000 dolara tekabül ediyor. Bu halı 1500 olması lazım. Yani ki bir ayda 1 metrekare halı dokur kişi. Yani kişinin bir ayda 1 metrekare halı dokuyor ise onun ücretini zeytine gittiğinde veya başka bir yemeye gittiğinde aldığı ücreti alması gerekir. Şimdi bunu siz adam ay olarak bunu hesaplayamadığınız anda burada bir de orijinaline sadakatten diyor ki o da ne yapacak? Ya satılmıyor madem biraz ipten çalayım, biraz boyadan çalayım, biraz desenden çalayım, çalayım çalayım gidiyor yani. Şimdi beyin olarak problemimiz oluşmuş burada” ifadelerini kullandı.


Dce30Cc5 5C45 4B51 85Ba 77C1B7Fe34D1


“TÜRKİYE’DE EN ÇOK HALI SINDIRGI’DA DOKUNUR”

Türkiye’de en çok halı dokunan yerin Sındırgı ilçesi olduğunu belirten Ekrem Yavaş, bunun sebebinin ise halıya kattıkları ekonomik değerden kaynaklandığını dile getirdi. Yavaş, “Türkiye'de halı dokuyan en çok yer Sındırgı'dır. Yani şöyle söyleyeyim. Bu da niye? Para kazanabildiğinden dolayı. Yani para kazanamadığından dokunmuyor insanlar. Şöyle bir şey problem var. Bu halı nasıl sürdürülebilire konuşamadığımızdan dolayı bütün Avrupa Birliği fonlarından falan verilen destekler tezgah verme üzerine ya da halı kursu verme üzerine. Ya problem var burada. Sındırgı'da halı bilmeyeni dövüyorlar. Ekrem Yavaş lise son sınıfa kadar halı dokudu. Sen bana halı dokuma kursu öğretirsen ya bu bir biraz acayip bir şey olur. Tezgah dediğimiz şey ise kişinin 2-3 nesil gider. Yani tezgahı yaparsınız bir daha ihtiyaç hissetmezsiniz. Tezgahtan bol bir şey yok. Ne vermek gerekiyor? Doğru bir ip vermek gerekiyor, sarf malzeme. Doğru boyalı, kök boyalı bir ip vermek gerekiyor. İşte bu ve yevmiye vermek gerekiyor üzerine. İşte çoğunlukla yapılan kurslarda bu yön ıskalanınca “evet verdik ki biz alan da olmadı” deyince problem burada başlıyor. Yani sarf malzemeyi vermiyor devlet hala bugün. Avrupa Birliği veya Dünya Bankası onlar da vermiyor. İş kur aracıyla geliyor. O da çok basit rakamlar artık 250 liralar, 300 liralar gibi rakamlar gibi bunlarla bir şeyler olmaz. Onun için burada biz bunu dernek olarak benim belediye başkanlığım zamanında olsun. Buradan hakikaten valiliğimize, bugün Balıkesir'deki bütün büyükşehir, o zamanki bizim görev yaptığımız dönemde ciddi destek verdiler ve şu anda ayakta kalan bir noktaya geldi” dedi.


“TÜRKİYE’DE TAKLİDİ YAPILAN TEK HALI YAĞCIBEDİR”

Türkiye’de şu an en çok taklidi yapılan halının yine Yağcıbedir olduğuna dikkat çeken Ekrem Yavaş, “Ama bir bakıyorsunuz ki bugün niye alım oluyor biliyor musunuz? Türkiye'de taklidi yapılan tek halı Yağcıbedir'dir. Bugün Kapadokya diye bir markaya girin. Ben BauHaus’u Madam Coco’yu mahkemeye verdim. Niye? Bizim desenlerimizi alıp 6 bin liralık, 3 bin liralık böyle baskılı halılar yaptıklarından dolayı. Yani burada da o da bir coğrafi işaretimiz var. Balıkesir 1 nolu coğrafi işareti Yağcıbedir Halısı. Şimdi bu Sümerbank'taydı. Sümerbank'tan da aldık bunu. İşte belediyelere, kaymakamlıklara verildi. Buradaki unsur şu ama. Aynı o gün yazıldığı tarih gibi duruyor. Bunu biraz endüstriyel ürün kapsamındaki gibi korumak lazım. Yani endüstriyel ürünlerde bir tasarım var. Tasarımla diyorsunuz ki benim diyorsunuz. Şimdi bu Eşmedere diye, Eğridere diye, Alakır'dı, Karakaya, Çakıllı diye bunları ayırmak lazım ve bu desenleri de başka birisi başka bir amaçla, adam Yağcıbedir demiyor buna Kapadokya diyor, Tibet diyor, Himalaya diyor. Şimdi geçen İstanbul'dayım. Afgan halısını bilirsiniz hepiniz, böyle görmüşsünüzdür. Bir Afgan halısı üreticisi bana teşekkür etmek istediğini söyledi. Hayırdır buyurun dedim. Başkanım dedi, siz dedi “bu Yağcıbedir halısını çok reklam yaptınız ya” dedi. “Bizim de renkler size” benziyor dedi.

Ondan dolayı “Yağcıbedir halısını bulamayanlar bizim Afgan halısını alıyorlar” dedi. Şimdi bakın, renk bile, burada hocam çok önemli bir hadise. Rengi göstere göstere göstere, "Aman bu iyi renktir ya" diyorsunuz. Şimdi sizi ne kadar görüyorsanız, ne kadar haşır neşir oluyorsanız, ne kadar onunla hemhal oluyorsanız, sizi artık iyi gelmeye başlıyor. Şimdi belli bir zaman sonra alışıyorsunuz. Yani her bir mekanda, Azerbaycan'a gideniniz vardır belki, Bakü'de, mesela çok ilginçtir. Yani kafede halı vardır. Yani yerde. Yani şunda da halı vardır. Şimdi halı müzesi bilmem ne. Yani halı bir hayat tarzına dönüşmüş. Hatta İran'da bakanlığı var, Özbekistan'da bakanlığı var. Yani bizde ise buradaki ana unsur bizim kabul gören iş, Ekrem Yavaş veya işte buradaki dernek ve STK'ların bir üste çıkamama gibi bir durumu var. Yani bunu anlatamama veya bir yere bağlayamama durumu söz konusu olunca bu sizle sınırlı kalıyor. Yani Balıkesir'in bir değeridir Yağcıbedir. Yani bugün Gönen'in iğne oyası da Balıkesir'in bir değeridir. Yani böyle görmek gerekiyor. Türkiye'nin bir değeridir. Yani bu açıdan bakmak lazım” diye konuştu.


177546D2 808C 44C6 959C 9Cba9C67B09B


“HER DESEN BİR ANLAM İFADE EDER”

Dokunan halı ve kilimlerdeki desenler konusunda da açıklamalarda bulunan Ekrem Yavaş, “Şu Konya Karapınar'ın bir kilimi. Bakın, onu da özellikle getirdim. Yani 100 yıllık falan bir kilim. Oklu kilim, yatak örtüsü yapmış kadın. Üzerinde ne var? Anahtar deseni var. Kadın diyor ki, her gördüğünde yani gönlünü yapabilmenin kapısını açabilmenin yolu anahtar olarak görmüş burada. Yani anahtarı koymuş ki tatlı dil yılanın deliğinden çıkarır diyor ya. Erkek kadın için, kadın erkek için en mahrem olan yerine geliyor, böyle bir şey yaparak aslında ne yapıyor? Kendini anlatıyor orada. Yani hatırlatıyor. Siz biraz önce bir şey dediniz. Yani halı nedir dediğinizde, 6 metrekare halı bugün 6 ay sürer. 6 ay ne demektir? Okulların açılışıyla kapanışı arasındaki takvim gibi. Bir de bunun kolu kırıldı, hasta oldu, düğün oldu, bayram oldu, ayrı kaldınız ve 6 ay sonra bitirdiğiniz anda siz her bir, hiçbir bu negatif bir cümle yoktur bu halının üstünde. Bütün desenler pozitiftir. İyi şeyler söyler. Hep hayata iyi gözlerle bakmayı öğretir.

O zaman kadın bunu yaparken hep iyi şeyler söylüyorsa, zikriniz neyse fikriniz de o olur ve kadın aslında 6 ay boyunca dokurken eğitilir. Aslında okuldur yani. Tabii. Ya onun yanında sabrı, doğayı bilmeyi, doğa okuryazarlığı, bitkileri tanımayı, hangi bitkinin ne kadar, onlar ayrı bir olay. Ama sadece dokuma esnasına baktığınız, yönü tanıma. Bugün koyunu bilir ya. Şimdi mesela şunun üzerine gelmiş kadın. Kadın değil, kız. Nereden anlıyorsunuz? Ham ip kullanmış. Bir halı veya kilimde ham bir yün varsa, ben daha evlenmedim demektir. Evlenmeden önce bunu yaptığını burada işaret olarak koymuş. Yani aslında siz direkt olarak hikayeyi anlatıyor. Şimdi lisanı hal ile hal diliyle aslında anlatabilme hadisesi. Yani bir yönlü değil. Yani saatlerce konuşabiliriz. İşte siz dediniz ya desenlerle alakalı” bilgisini verdi.


“YAĞCIBEDİR 4 RENKTEN OLUŞUYOR”

Yağcıbedir Halısında kullanılan renkler hakkında da bilgiler veren Ekrem Yavaş, “4 renkten oluşuyor Yağcıbedir halısı. 4 renk. Yani narınç dediğimiz kahverengi, toprak. Lacivert, gök, gökyüzü. Narınç, her daim ölümü hatırlatıyor. Gökyüzü, ufuk çizginin istediğimiz kadar git. Sınır yok. Kırmızı, Türk kırmızısı denilen bir kırmızı var. Yani Edirne kırmızısı deniyor bugün. Muhteşem bir şey. Yani bunu Manchester kırmızısı diye yani dünyada kavgalar edilmiş. 49 aşamada bir boya yapılabiliyor. Yani Türkler kadar bunu yapan birileri yok.

Batı da buradan gidiyor zaten. Tabii ki, Batı buradan gidiyor. Bunu sır için ajanlar yolluyorlar. Yani bunun bununla alakalı Osmanlı karışıyor. Burada Murat hocam vardı, Bektaş. Murat Bektaş bizim Sındırgı'nın eski tarihi bu mufassal defterlerini okuttum Okutunca 1700-1800'lü yıllarda biz bu boyaları tarlaya ektiğimizi öğrendik. Boyalık, boyacı gibi böyle ifadeler vardır. Hepimizin köylerinde vardır böyle. Meğerse oralarda ne yapılmış? Bu bitkiler ekilmiş ve vergi alınmış. Ben bunu kendim dahil 3-5 sene öncesine kadar ya bunları hep böyle dağlardan dedeler topluyor, nineler topluyor zannettik. Meğerse hayır, bir kültür olarak tarlaya ekilmiş ve devlet bundan vergi almış olduğunu keşfettik. Ve ben bununla ilgili hocam nasıl büyüttünüz diyorsunuz ya, o iki gün önce de çok güzel bir haber geldi. Dobateks diye, doğal boya, tekstil ve inovasyon merkezi diye bir fabrika kurduk. 200 dönümünde bu bitkileri ektik. Çivit mavisi, lacivert, kırmızı, rubia, yani bunu ektik. Bir de muhabbet çiçeği, sarı.

Zaten üç rengi bulduğunuz zaman bütün renkleri buluyorsunuz ve bunları pigment haline dönüştüren Sındırgı'da şu anda bir fabrika var ve Türkiye'de tek bu. Ve bununla beraber ince tekstil diye İstanbul'dan bir firmayla bir çalışma yapmıştık. Portekiz'de yapılan yarışmada dünya birincisi oldular iki gün önce doğal boyayı yaparak. Şimdi iş devam ediyor. Benim başkanlığım bitti ama yaptığınız o gün attığınız tohum bugün dünya birincisi oldu. Yani insanlar bir yiyecek, bir giyecek, tekstil. Yani halıya biz tekstil gözüyle bakıyoruz. Yani halıya sadece bir halı, dokuyor mu bunlar? E dokumuyor. E ne yapacağız o zaman şimdi değil. Yok, inovatif bir şekilde başka bir alanlara doğru o kadim kültürü alıp üstümüzdeki gömleği, altımızdaki pantolonu, abamızı, neyimiz varsa doğal bir boyayla boyama. Özellikle de şu anda sporcular milyon dolarlar dönüyor o spor kıyafetleri konusunda ve bunlar diyorlar ki o terlemeye, tuzlamaya karşı bir numaralı şey efendim bu kesinlikle doğal boya olacak. Kimyasal boya çünkü kanserojen etkisiyle beraber vücuda tekrar giriyor. Ve şu anda böyle bir akım var. Şu anda Türkiye aslında bunu keşfetse, bugün tütün vardı, bitti bakın bir zamanlar. Bunların yerine çok rahat bunlar yapılabilir. Ama bunu bir Sındırgı'daki bir akılla değil” dedi.


09D7538D 2197 440E A333 626Ce6Bb0C0E


“GEÇMİŞİ GÜNÜMÜZLE ENTEGRE ETMELİYİZ”

Yağcıbedir Halısında bulunan desenlerin geçmişten günümüze geldiğini ve her desenin bir anlamı olduğunu kaydeden Ekrem Yavaş, “Yani biz geçmişe bir baksak, başka bir şeye gerek yok. Her bir alanda bu. Ecdat bunları yapmış. Var bizde kökte. İşte o köktekini bulup bugünkü teknolojiyle, bugünkü imkanlarla, bugünkü fırsatlarla bunu büyütebilmenin yolunu bulmamız lazım. Bizim belki keşfettiğimiz hadise o. Yani buradaki şöyle de desen olarak dediğimizde de kadına bakın şunu koymuş, karanfile benziyor değil mi? Demiş ki bu bir heybe. Heybenin üstüne karanfil renkli bir şey koyuyor ve buna heybe suyu deniyor. Heybenin suyu dediğiniz şey de nedir biliyor musunuz?


080D58D4 3Bb8 4837 8B22 1226F4F785Bf


Dünyada heybeyi iyiliklerle doldurursan cennette karanfillerle karşılanırsın. Gelmiş buraya koymuş. İşte burada bakın şu kaz ayağı var, böyle örümcek olarak da görülür. Yere sağlam basmayı, yani ayakları sürekli sabit olmayı hesaplar. Şimdi gelmiş. Şuna bakar mısınız? Bu da çok eski ve Türkiye'de ikincisini bilmiyorum var mı? Bu sırtına çocuğunu bağlamak için bir kuşak. Ve şunun ucundaki ipin inceliğine bakar mısınız? Bunu elle eğirmiş bunları. Bunu yani buradan belki uzaktan gözükmüyor bile ama elle eğirecek kadar yani teknolojiye bakın yani bu şey değil, makine değil yani. Yünün verdiği bir hassasiyete bakın ama yünü de iyi tanıyor. Yapağı ayrıdır, yün ayrıdır. Yani yapağı ilkbahar, yün sonbahar.

Yapağıya bunu yaparken antrikot, pirzola diyorsan, etle alakalı bir şey yapıyorsan aynı yünde de sırt yünü kullanılır. Paçayı aldın, geldin, kullandın mı yünü at çöpe. Yani öyle rastgele değildir. Onun için Türkiye'deki şu anda hiçbir deri meri işe yaramıyor. Niye? Avustralya, İzlanda gibi ülkeler bunu keşfetmişler. Hayvanları yılda bir defa kırkıyorlar, ilkbaharda kırkıyorlar ve yağmurlu olduğundan dolayı da şey yok, pıtırık dediğimiz o toz şey yok. Tertemiz bir yün çıkıyor ve biz bugün halının yününü İzlanda'dan getiriyoruz, Yeni Zelanda'dan getiriyoruz. Şimdi buradaki unsur bunun bir işe yarayan, çünkü petrol türevleri kullanıyorsunuz. Üstündeki giydiğiniz petrol. Yani naylona doğru dönmüşsünüz. Onlarsa diyor ki aman ha naylon giyilmez. Onlar naylonu giydirmeyenler bize naylonu pazarlıyorlar. Yani buradaki unsur bakış açımızı değiştirebilmek. Her bir şeyde biraz şüpheci, septimist bakış her şeye bakma hadisesi. Ve bugün insanlar evi alıyor 10 milyona ama halıyı alıyor BİM'den şak diye. Ve çocuğunu çok sevdiği iddia ediyor. Yani bu çocuğunu sevme ihtimali yok” ifadelerini kullandı.

Muhabir: KEVSER YOLDAŞ