Geçtiğimiz hafta sonu Balıkesir’de mütevazı bir kahvaltı programı düzenlendi. Karesi’deki Uygulama Oteli’nde bir araya gelenler, sıradan bir arkadaş buluşmasının katılımcıları değildi. Onlar, bir dönemin en önemli sanayi kuruluşlarından biri olan SEKA Kağıt Fabrikası’nın emektarlarıydı. Tam 23 yıl sonra yeniden aynı masanın etrafında buluşmuş, birbirlerine sarılmış, eksilenleri fark etmiş, hayatta olmayanları anmışlardı.

Bu buluşmanın haberlerini okuyunca insan ister istemez 23 yıl öncesine gidiyor…


***

SEKA’nın özelleştirme kapsamına alındığı, satış kararlarının açıklandığı, fabrikanın kaderinin değiştiği yıllara…

O günleri hatırlayanlar bilir; SEKA, Balıkesir ekonomisinin can damarlarından biriydi. Yerli gazete kağıdı üretimi yapan, büyük basın kuruluşlarından en küçük yerel gazetelere kadar geniş bir alana hizmet eden stratejik bir tesisti. Türkiye’nin kağıtta dışa bağımlılığını azaltan bir yapıydı. Aynı zamanda yüzlerce kişiye doğrudan, binlerce kişiye dolaylı istihdam sağlayan bir merkezdi.

Yalnızca bununla kalmıyordu.. SEKA’nın sosyal tesisleri vardı. Balıkesirliler için düğünlerin yapıldığı, toplantıların düzenlendiği, insanların bir araya geldiği mekânlardı bunlar. Kentle iç içe, kentle yaşayan bir yapıdan söz ediyoruz. Bugün geriye dönüp bakıldığında, aslında kaybedilenin bir fabrikadan çok, bir yaşam biçimi olduğu daha net anlaşılıyor.


***

2005 yılına gelindiğinde satış süreci hız kazandı. O dönemde Balıkesir’de ciddi bir kamuoyu oluşmuştu. Fabrika önünde protestolar yapılıyor, şehir meydanlarında açıklamalar düzenleniyordu. Siyasi partiler, sendikalar, sivil toplum kuruluşları ve duyarlı vatandaşlar, bu satışın iptal edilmesi için çağrılar yapıyordu. Biz de o günlerde gazete olarak bu sürecin karşısında duranlardan biriydik.

Çünkü SEKA’nın satışı, ekonomik bir karar olarak görülmüyordu; aynı zamanda kamusal bir değerin elden çıkarılması olarak değerlendiriliyordu.

O günlerde kaleme aldığım bir yazının başlığı hâlâ hafızamda:
“SEKA fiyatına Şehir Kulübü!”

Abartılı bir başlık değildi. Çünkü aynı yıl, Balıkesir’in önemli sosyal mekânlarından biri olan Şehir Kulübü’nün bulunduğu 52 Evler semtindeki bina da satılmıştı. Satın alan isim ise merhum Atay Kula idi. Kula Gıda Kombinaları’nın patronu olan Atay Kula, o yazıyı okuduktan sonra beni aramıştı.

Kendisiyle yaptığımız konuşma hâlâ aklımda.
Ona şu cümleyi kurmuştum:
“Balıkesir’de bir konsorsiyum oluşturup SEKA’yı alabilirdiniz…”

Verdiği yanıt ise oldukça dikkat çekiciydi:
“Biz kağıt işinden anlamayız ki.”

O an aklımdan geçen soruyu kendisine de yöneltmiştim:
“Şehir Kulübü Restoran’ı aldınız; restoran işinden anlıyor muydunuz?”

Bu diyalog, aslında o dönemin zihniyetini anlatan küçük ama anlamlı bir kesitti.


***

SEKA, yaklaşık 1 milyon 100 bin dolar gibi bir bedelle satıldı. Bugünün rakamlarıyla kıyaslandığında sembolik denebilecek bir tutar. Üstelik satışın ardından yaşananlar da ayrı bir tartışma konusuydu. Fabrikanın içindeki yedek parça depoları boşaltıldı, ekipmanlar tek tek elden çıkarıldı. Hatta kazanların dibindeki mazot kalıntılarının bile satışa sunulduğu konuşuldu. Bu satışlardan elde edilen gelirin milyonlarca lirayı bulduğu ifade edildi.

Sonrasında üretim modeli değiştirildi. Gazete kağıdı üretimi sona erdi, ambalaj kartonuna geçildi. Yeni yatırımlar yapıldı, tesisler yenilendi. Bugün Varaka Kağıt adıyla üretim sürüyor. Büyük bir kapasiteye ulaşıldığı da biliniyor.

Ancak şu soru hâlâ ortada duruyor:
Bu üretim Balıkesir’e ne katıyor?

İstihdam sağladığı kesin. Ama SEKA da sağlıyordu.
Ekonomik hareketlilik yaratıyor mu? Muhtemelen. Ama SEKA bunu şehirle daha güçlü bir bağ kurarak yapıyordu.
Bugün Varaka’nın ihtiyaçlarını ne ölçüde Balıkesir’den karşıladığı, yerel ekonomiye ne kadar entegre olduğu ise çok net bilinmiyor.

Daha önemlisi, bir zamanlar herkesin dilinde olan SEKA’nın yerini bugün neyin aldığı sorusu cevapsız kalıyor.


***

Benzer bir süreç Balıkesir Çimento Fabrikası’nda da yaşandı. Demokrat Parti döneminde kurulan bu tesis de uzun yıllar kentin ekonomik ve sosyal hayatında önemli bir rol oynadı. Ancak özelleştirme sonrası önce Fransızlara geçti, SET Çimento oldu; ardından İtalyanlara devredildi, İtalcementi adını aldı. Bugün ise Limak tarafından işletiliyor.

Her el değişiminde şehirle kurulan bağ biraz daha zayıfladı.

Eskiden bu fabrikalar sadece üretim yapmazdı; şehrin bir parçasıydı. İnsanlar kendilerini o kurumlara ait hissederdi. Bugün ise daha çok bir yatırım nesnesi olarak değerlendiriliyorlar.


***

SEKA’nın satış sürecinde dikkat çeken bir başka ayrıntı daha vardı. Fabrika el değiştirdikten sonra yeni sahipleri ziyaret eden ilk isimlerden biri, o dönemde AK Parti milletvekili olan, bugün ise İYİ Parti’de siyaset yapan Turhan Çömez’di. Bugün kamu varlıklarının satışı konusunda en sert eleştirileri yapan isimlerden biri olan Çömez’in, o günlerde yeni patronları tebrik ziyaretinde bulunması, siyasetin değişen pozisyonlarını göstermesi açısından oldukça çarpıcı bir örnek olarak hafızalarda yer etti.


***

Whatsapp Image 2026 04 30 At 092940


Aradan geçen 23 yılın ardından, SEKA’nın emektarları bir kahvaltı masasında buluştu.

O masa, bir dönemin değerlendirmesiydi.
Bir kentin sanayi hafızasının kısa bir özeti gibiydi.

Eksilen arkadaşlarını andılar, eski günleri konuştular, bir arada olmanın sevincini yaşadılar. Ve her yıl Nisan ayında yeniden bir araya gelme kararı aldılar.

Belki de bu karar, kaybolan bir fabrikanın ardından geriye kalan en güçlü bağın hâlâ insanlar arasında yaşadığını gösteriyor.

Bugün Balıkesir’de SEKA yok.
O eski Çimento da yok.
Kamuya ait pek çok tesis ya el değiştirdi ya da tamamen ortadan kalktı.

Şimdi ise elde kalan son kamusal alanlar da birer ikişer elden çıkarılıyor. Resmi Gazete’de hemen hergün yeni bir özelleştirme kararı ilanı okuyoruz.

Eski Türkiye yok! Yeni Türkiye’nin manzarası bu.


***

Bir de Kemal Unakıtan vardı bilirsiniz.. SEKA Genel Müdürü’ydü, Balıkesir fabrikasının temeline harç koyanlardandı.

AK Parti hükümetlerinin ünlü Maliye Bakanı’ydı.

Kamucu bürokrat virajını dönüp, siyaset bulvarına girince “babalar gibi satan” adama dönüştü!

Öyle diyordu ya, satışlara karşı çıkanlara:

“Babalar gibi satarım…”

Muhabir: Tarık Sürmelioğlu