TRT’nin uluslararası dijital platformu tabii’nin orijinal yapımı olan “Gökkuşağı Faşizmi” belgeseli izleyiciyle buluştu.
Altı bölümden oluşan belgesel, son yıllarda küresel ölçekte etkisini artırdığı öne sürülen LGBTQ+ lobilerinin amaçlarını, işleyişini ve toplumsal etkilerini eleştirel bir perspektifle inceliyor.
Belgeselin yapımcısı Eyüp Gökhan Özekin ile yönetmenlerden Erkam Bülbül, yapımın ortaya çıkış süreci, hedefleri ve ele aldıkları başlıklara ilişkin AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
“Belgeselin Odağında Çocuklar Var”
Yapımcı Eyüp Gökhan Özekin, belgeselin merkezinde çocukların yer aldığını belirterek, dünyada çocukların korunmasına yönelik hassasiyetin arttığını söyledi. Farklı siyasi ve düşünsel görüşlere sahip kişilerin bu noktada ortaklaştığını ifade eden Özekin, aile değerlerine yönelik küresel bir hassasiyet yükselişi gözlemlediklerini dile getirdi.
Belgeselin isminin, eşcinsellik ve cinsiyetleştirme alanında faaliyet gösterdiğini savundukları lobilere atıfla belirlendiğini kaydeden Özekin, belgeselde yer alan akademisyenlerin ve hatıralarını paylaşan kişilerin yaşadıkları baskı ve dışlanma deneyimlerinin bu tercihte etkili olduğunu ifade etti.
Özekin, yapımın tepkilerle karşılaşmasının öngörülen bir durum olduğunu belirterek, Batı’da bu tür çalışmaların ciddi mesleki ve sosyal sonuçlar doğurabildiğini savundu.
“Propagandist Bir Dil Kullanmadık”
Belgeselde sinema, televizyon ve dijital kültür alanlarında yaşandığını öne sürdükleri dönüşümlere de yer verdiklerini söyleyen Özekin, yapımda propagandist bir dil kullanmaktan özellikle kaçındıklarını vurguladı.
Toplumsal cinsiyet meselesinde “kadim değerler” olarak tanımladığı yaklaşımı benimsediklerini ifade eden Özekin, belgeselin, tarihsel ve dini öğretilerde ortaklaştığını savunduğu kadın ve erkek merkezli aile yapısını esas aldığını dile getirdi.
“Avrupa’da Akademisyenlerle Görüşmekte Zorlandık”
Belgeselin yönetmenlerinden Erkam Bülbül ise yapım sürecinin yaklaşık 2,5 yıl sürdüğünü belirtti. Çalışma kapsamında dünya genelinde 200’ün üzerinde akademisyenle iletişime geçtiklerini aktaran Bülbül, özellikle Avrupa’da birçok akademisyenin kamera karşısına çıkmak istemediğini söyledi.
Bülbül, büyük sermaye gruplarının kültürel dönüşüm hedefleri bulunduğunu öne sürerek, aile yapısının bu süreçte temel bir unsur olarak ele alındığını ifade etti. Güney Kore örneği üzerinden popüler kültür ve müzik endüstrisinin toplumsal cinsiyet algıları üzerindeki etkilerine dikkat çekti.
“Batı, Uygarlık Anlayışını Periyodik Olarak Dayatıyor”
Erkam Bülbül, Batı medeniyetinin belirli aralıklarla uygarlık anlayışına ilişkin yeni fikirler sunduğunu savunarak, günümüzde bu çerçevenin “modern uygarlık” başlığı altında LGBT tartışmaları üzerinden yürütüldüğünü ifade etti.
Bülbül, farklı inanç ve kültürlerde konuya dair yaklaşımların tarihsel olarak çeşitlilik gösterdiğini belirterek, İslam düşüncesinde tıbbi ve fıkhi gerçekliklere dayalı çözümler üretildiğini kaydetti.





