Küresel piyasaların merakla beklediği ABD Merkez Bankası (Fed) toplantı tutanakları yayımlandı. 17-18 Mart tarihli FOMC toplantısına dair detaylar, Orta Doğu’da tırmanan gerilimin Fed’in yol haritasını tamamen değiştirdiğini ortaya koydu.
Tutanaklarda, enflasyonun yüzde 2’lik hedefe ulaşmasının gecikebileceği ve hem faiz indirimi hem de faiz artırımı senaryolarının aynı anda masada olduğu vurgulandı.
Fed Tutanakları: Orta Doğu Gerilimi Planları Altüst Etti
Fed’in politika faizini yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit bıraktığı toplantının perde arkası, yetkililerin ciddi bir belirsizlik içinde olduğunu gösterdi. Tutanakların en çarpıcı noktası, Orta Doğu’daki çatışmaların enerji fiyatları üzerinden yaratacağı "şok dalgası" uyarısı oldu.
Tutanaklardan Öne Çıkan Kritik Başlıklar:
- Enflasyon Hedefi Tehlikede: Yetkililerin büyük çoğunluğu, artan petrol fiyatlarının enflasyondaki düşüşü geciktireceğini ve yüzde 2’lik hedefe ilerlemenin beklenenden yavaş olacağını belirtti.
- İki Yönlü Senaryo: Enflasyon beklentilerle uyumlu düşerse faiz indirimi uygun olacak; ancak yüksek seyir devam ederse faiz artırımı (yukarı yönlü ayarlama) ihtimali güçlü bir seçenek olarak korunacak.
- İstihdam ve Güven Riski: Uzun süreli çatışmanın iş dünyası güvenini sarsabileceği, işe alımları azaltabileceği ve hanehalkının alım gücünü düşürerek ekonomik durgunluğa (resesyona) yol açabileceği endişesi dile getirildi.
Fed’in "Bekle ve Gör" Stratejisi Sertleşiyor
Fed tutanakları, piyasaların umutla beklediği "faiz indirimi" takviminin bir kez daha ötelendiğini kanıtlıyor. Özellikle bazı yetkililerin, son enflasyon verileri ışığında indirim projeksiyonlarını ileri tarihlere kaydırması, doların küresel ölçekte güçlü kalmaya devam edeceğinin sinyali. Tutanaklardaki en önemli nüans, "çekirdek enflasyon" üzerindeki girdi maliyeti baskısı. Eğer petrol fiyatlarındaki artış kalıcı hale gelirse, Fed'in sadece faizleri sabit tutmakla yetinmeyip, ekonomiyi soğutmak için yeniden artırım silahına sarılması işten bile değil. Bu durum, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için dış borçlanma maliyetlerinin yüksek kalması anlamına geliyor.




