Balıkesir Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Akın, restorasyonunda sona gelinen Orduevi binalarının Vakıflar Genel Müdürlüğü bünyesine geçmesinin ardından nihayet konuştu.

Hem de öyle kısa bir cümleyle değil...

İtfaiye Daire Başkanlığı'nda yeni araçların tanıtımı sırasında yaptığı yaklaşık 24 dakikalık icraat konuşmasının satır aralarında, uzun süredir kamuoyunun cevabını beklediği Orduevi meselesine de değindi.

Olay sıcaklığını korurken, binaların Vakıflar tarafından Şeyh Lütfullah Vakfı'na devredildiği ortaya çıktığında kamuoyu gerçek ve doğru bilgileri bekliyordu.

Biz de bu süreçte yazdık, sorduk, araştırdık.

Politika Gazetesi ve politikam.com olarak konuyu manşetlerimize taşıdık.

Büyükşehir Belediyesi'nin milyonlarca lira harcayarak restorasyonunu sürdürdüğü iki tarihi yapı ne olacaktı?

Binalar neden belediyenin elinden çıktı?

Vakıflar Genel Müdürlüğü neden restorasyonun son aşamasında devreye girdi?

Büyükşehir Belediyesi'nin yaptığı harcamalar ne olacaktı?

Ortada bir protokol vardı ama tapu belediyenin değildi.

Bütün bu soruların cevaplarını bekledik.

Bekledik...

Ve sonunda Ahmet Akın konuştu.

Fakat Başkan'ın açıklaması, soruları bitirmekten çok yeni sorular doğurdu.


***

Başkan Akın'ın anlattığına göre Büyükşehir Belediyesi, binaları devraldığı günden itibaren restorasyon için çalıştı. Kurul ve izin süreçleri nedeniyle zaman zaman beklemeler yaşandı.

Sonra restorasyon tamamlanma noktasına geldi.

Bina hazırlandı. Mobilyalarına kadar düşünüldü. Kullanım amacı belirlendi.

Gençlik ve Kültür Merkezi olarak planlandı.

Ve tam bu aşamada.. Tapu Vakıflar'a geçti.

Akın'ın kendi ifadesiyle:

“Bina bitti. O binayı biz Gençlik ve Kültür Merkezi olarak planladık. Her şeyi hazır, mobilyalarına kadar hazır ama tapusu bizde mi? Değil.”

İşte meselenin düğümlendiği yer tam da burası.


***

Images (78)-3


Şimdi biraz geriye dönelim.

Büyükşehir Belediyesi'nin önünde iki bina var. Binaların restorasyonu için ciddi miktarda kamu kaynağı kullanılıyor.

Yani belediyenin parası... Yani Balıkesirlinin parası...

Büyükşehir Belediyesi bu yapıları restore ediyor. Üstelik restorasyonun sonuna kadar geliyor.

Bir de bu yapıların çevresindeki inşaat perdelerine kocaman kocaman “EMANET” yazılıyor.

Güzel söz. Anlamlı söz.

Çünkü Ahmet Akın, Balıkesir'i emanet olarak görüyor.

Şehir ona emanet. Balıkesirlinin parası emanet. Kamu malı emanet. Tarih emanet. Kültür emanet.

Fakat gelinen noktada insan ister istemez soruyor:

Emanet dediğimiz yapılar neden belediyenin elinden çıktı?

“Emanete sahip çıkamadı” demek mi gerekiyor?

Bilemedim!


***

Elbette burada Vakıflar Genel Müdürlüğü'nü hedef almak gibi bir yaklaşım doğru olmaz.

Başkan Akın da zaten özellikle bu konuda dikkatli davranıyor.

“Vakıflar bizim inancımız gereği de çok önemli bir noktadır” diyor.

Devletin kurumlarıyla kavga etmek istemediğini açıkça söylüyor.

Bu yaklaşım doğru.

Ama devlet kurumları arasında kavga olmaması başka bir şey...

Kamu kaynağının nasıl kullanıldığı, yapılan yatırımın hukuki zemininin ne olduğu başka bir şey.

Asıl sorulması gereken de bu.

Peki Vakıflar Genel Müdürlüğü neden bekledi?

Neden restorasyonun sonuna gelindiğinde böyle bir gelişme yaşandı?

Büyükşehir Belediyesi bu ihtimali önceden öngöremedi mi?

Başkan bir yana...

Genel sekreter... Genel sekreter yardımcıları... İlgili daire başkanları... Müdürler... Hukukçular... Danışmanlar...

Bütün bu geniş bürokratik yapı içinde kimse “Bir dakika, tapusu bizde olmayan bir yapıya milyonlarca lira harcıyoruz, yarın başımıza ne gelebilir?” diye sormadı mı?

Böyle işlerde biraz öngörü gerekir.

Biraz pratik zeka gerekir. Önceden görmek gerekir. Önlem almak gerekir.

Hangi önlemin alınacağını bilmek gerekir.

Çünkü kamu yönetiminde “sonra bakarız” diye bir lüks yok.

Hele konu milyonlarca liralık kamu kaynağıysa...


***

5D555089 F688 448B 95C7 65E55Ab1338D-1


Büyükşehir Belediyesi, eski Yaylada AVM bünyesindeki Onhann Otel'i de Orduevi olarak kullanılmak üzere tahsis etti.

Yani bir tarafta restorasyonu yapılan binalar elden çıkıyor.

Diğer tarafta Orduevi ihtiyacını karşılamak için başka bir bina kullanılıyor.

Ortada ciddi bir kamu yönetimi ve kaynak kullanımı sorusu bulunuyor.

Bunun hukuken görev zararı oluşturup oluşturmadığına elbette ben karar veremem.

Buna devletin ilgili kurumları, denetim mekanizmaları ve hukukçular karar verir.

Ama gazeteci olarak sorarım:

Kamu parasının kullanıldığı bir işte bütün ihtimaller önceden hesaplandı mı?


***

Gelelim bugüne...

Ahmet Akın sonunda yol haritasını da açıkladı.

Diyor ki: “Şimdi ne yapacağız? Vakıflar Genel Müdürümüze gideceğim, orada diyeceğim ki ‘Bari bize kiralayın, kendi verdiğimiz, yani para harcadığımız yeri.’”

İşte olay artık tam olarak bu noktaya geldi.

Mal sahibi Vakıflar...

Restorasyonu yapan Büyükşehir Belediyesi...

Kullanmak isteyen yine Büyükşehir Belediyesi...

Ve belediye, kendi restore ettiği binayı yeniden kullanabilmek için mal sahibine gidip:

“Bari bize kiralayın” diyecek.

İşin geldiği nokta bu.


***

Peki ya Milli Savunma Bakanlığı ile yapılan protokol? O ne olacak? Sadece Vakıflar Genel Müdürlüğü ile görüşmek bu işi çözmeye yeter mi?

Bürokratik süreçte başka hangi kurumların devreye girmesi gerekiyor?

Bunlar da kamuoyuna açıklanmalı.

Ortada bir protokol var. Bir restorasyon var. Harcanmış kamu parası var. Planlanmış bir kullanım amacı var.

Ve mülkiyet değişikliği var.

Başkan Akın, “kimseyle kavga etmeden” bu işi çözeceklerini söylüyor.

Umarım öyle olur. Gerçekten de olması gereken bu.

Kurumlar kavga etmesin. Devletin kurumları karşı karşıya gelmesin.

Balıkesir kaybetmesin.

Ama bunun yanında belediyenin yaptığı harcamanın da boşa gitmemesi gerekir.

Belki en makul formül, Büyükşehir Belediyesi'nin restorasyon için yaptığı harcamaların dikkate alınması ve yapının belediyenin kullanımına verilmesi.

Başkan Akın'ın Vakıflar'a söylemesi gereken söz belki de şu olmalı:

“Biz bu yapıyı restore ettik. Kamu kaynağı kullandık. Balıkesir için Gençlik ve Kültür Merkezi olarak planladık. Bize tahsis edin veya kiralayın; yaptığımız harcamayı da kira bedelinden mahsup edelim.”

Bu, hem kamu zararının önüne geçebilecek hem de yapının belediyenin planladığı sosyal ve kültürel amaç doğrultusunda kullanılmasını sağlayabilecek bir çözüm olabilir.

Ama bunun kabul edilip edilmeyeceğini elbette Vakıflar Genel Müdürlüğü ve ilgili kurumların alacağı karar belirleyecek.


***

Bir başka ihtimal daha var.

Vakıflar, “Bina bizim. Kiraya vereceksek mevzuat ne gerektiriyorsa onu uygularız” diyebilir.

Belki ihale yapılır. Belki Büyükşehir Belediyesi de ihaleye girer. Kazanırsa kullanır.

Kazanamazsa başka bir sonuç ortaya çıkar.

O zaman karşımıza daha can sıkıcı bir tablo çıkabilir.

Belediyenin restorasyon için harcadığı para ortada kalırken, belediye aynı yapıyı kullanabilmek için ayrıca kira bedeli ödemek zorunda kalabilir.

Yani bir taraftan restorasyon parası... Diğer taraftan kira...

Bunun kamu yararı açısından nasıl değerlendirileceği de ayrıca tartışılmalı.

Bütün bunlara rağmen bir şeyi teslim etmek gerekiyor.

Bu iki yapı Balıkesir'in tarihi ve kültürel dokusunun parçası.

Restore edilmeleri ve gelecek kuşaklara kazandırılmaları önemli.

Binaların yıllarca kaderine terk edilmesi yerine ayağa kaldırılması elbette değerli.

Mesele, yapılan yatırımın sonunda Balıkesirlinin ne kazandığı.


***

Bu saatten sonra Balıkesir'in görmek istediği şey de belli: Restorasyon için harcanan kamu kaynağının akıbeti açıklansın.

Milli Savunma Bakanlığı ile yapılan protokolün bundan sonraki durumu ortaya konsun.

Vakıflar Genel Müdürlüğü ile yapılacak görüşmeler kamuoyuna anlatılsın.

Bu yapılar, kimsenin şahsi kullanım alanı değil; Balıkesir'in sosyal ve kültürel hayatına hizmet eden kamu yararı odaklı merkezler olarak yaşatılabilsin.

Çünkü sonuçta o binalar da... O para da... O tarih de...

Balıkesir'e emanet.

Muhabir: TARIK SÜRMELİOĞLU