Kemal Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan kararı sonrası kayyım niteliğinde yeniden CHP yönetiminin başına gelmesi, parti içinde yalnızca bir liderlik değişimi değil, aynı zamanda büyük bir meşruiyet ve güç mücadelesi başlattı. Parti tabanı, belediye başkanları, delegeler ve örgütler arasında şimdi en çok konuşulan konu ise “45 gün içinde kurultay” talebi.
Özgür Özel cephesinin bu süreyi özellikle vurgulaması tesadüf değil. Çünkü CHP’de yaşanan kriz artık yalnızca hukuki değil, aynı zamanda siyasi ve psikolojik bir mücadeleye dönüşmüş durumda.
45 GÜN NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
Siyasi partilerde kayyım ya da geçici yönetim göreve geldiğinde temel beklenti, partiyi uzun süre yönetmek değil, mümkün olan en kısa sürede seçilmiş iradeye teslim etmektir. CHP’de dillendirilen 45 günlük süre de bu anlayışa dayanıyor.
Özgür Özel’e yakın isimler, Kılıçdaroğlu yönetiminin uzun süre görevde kalmasının parti içindeki dengeleri değiştireceğini düşünüyor. Çünkü zaman uzadıkça il ve ilçe örgütlerinde çözülmeler yaşanabilir, delegeler yeniden pozisyon alabilir ve belediye başkanları merkezle daha uyumlu bir çizgiye çekilebilir.
Bu nedenle “45 gün içinde kurultay” çağrısı aslında sadece teknik bir takvim önerisi değil. Aynı zamanda mevcut siyasi dengelerin korunması amacı taşıyan stratejik bir hamle olarak görülüyor. Özgür Özel cephesi, bugün ellerinde olduğunu düşündükleri örgütsel ve psikolojik üstünlüğün zaman içinde erimesinden endişe ediyor.
KILIÇDAROĞLU ÖRGÜTSEL YAPIYA MÜDAHALE EDER Mİ?
Kemal Kılıçdaroğlu açısından mesele farklı okunuyor. Eğer mevcut yönetim, önceki kurultayın hukuken tartışmalı hale geldiğini düşünüyorsa, doğrudan seçimli kurultaya gitmek yerine önce partinin örgütsel yapısını yeniden düzenlemek isteyebilir.
Bu durumda il kongrelerinden delege yapısına kadar birçok başlık yeniden gündeme gelebilir. Parti meclisinin, disiplin süreçlerinin ve örgütsel yapılanmanın yeniden ele alınması halinde ise 45 günlük süre oldukça kısa kalır.
Kılıçdaroğlu cephesinin olası yaklaşımı, “Önce partiyi hukuken sağlam zemine oturtalım, ardından kurultaya gidelim” şeklinde olabilir. Bu nedenle kısa vadede hemen seçimli kurultay kararı alınmaması ihtimali güçlü görünüyor.
SÜRE UZARSA DELEGELER ÜZERİNDEKİ ETKİ ARTABİLİR
Özgür Özel’e yakın isimlerin acele etmesinin temel nedeni, mevcut siyasi atmosferin kendi lehlerine olduğunu düşünmeleri. Özellikle büyükşehir belediye başkanlarının önemli kısmının, gençlik örgütlerinin ve parti tabanının halen Özgür Özel çizgisine yakın olduğu değerlendiriliyor.
Ancak CHP’de süreç uzadıkça dengeler değişebilir. Siyasette güç boşluğu uzun süre kalmaz. Kılıçdaroğlu’nun parti yönetimini belli bir süre kontrol etmesi halinde, delegeler üzerindeki etkisini yeniden artırabileceği konuşuluyor. Bu nedenle Özgür Özel ekibi, mevcut tablo değişmeden kurultayın yapılmasını istiyor.
Aslında 45 gün çağrısının altında yatan temel siyasi hedef de burada ortaya çıkıyor: Mevcut güç dengesi değişmeden sandığın kurulması.
KILIÇDAROĞLU KURULTAYDA GENEL BAŞKAN ADAYI OLUR MU?
Parti içindeki en kritik tartışmalardan biri de bu. Eğer Kılıçdaroğlu yalnızca geçiş sürecini yönetecek bir isim olarak hareket ederse, kısa süreli bir takvim açıklayıp tarafsız bir kurultay organizasyonuna yönelebilir.
Ancak süreç uzar ve örgüt yeniden şekillenir ise, bu kez “partiyi toparlayan lider” söylemi öne çıkabilir. Böyle bir tabloda Kılıçdaroğlu’nun yeniden aday olması ihtimali de siyaset kulislerinde daha yüksek sesle konuşulmaya başlanır.
Özellikle CHP içinde “tecrübeli liderle toparlanma” fikrini savunan kesimlerin bu süreçte daha görünür hale gelmesi mümkündür.
TEKNİK OLARAK 45 GÜN SONRA BİR KURULTAY YAPILMASI MÜMKÜN MÜ?
CHP’nin geçmişine bakıldığında hızlı olağanüstü kurultay süreçleri yaşandığı görülüyor. Bu nedenle teknik olarak 45 gün içinde kurultay yapılması imkânsız değil.
Ancak bugünkü kriz ortamında sorun yalnızca takvim değil. Asıl tartışma, mevcut delege yapısının meşruiyeti üzerinde yoğunlaşıyor. Taraflar aynı delegasyon konusunda bile farklı görüşlere sahip. Bu nedenle kurultayın tarihi kadar, hangi delegelerle yapılacağı da büyük önem taşıyor.
Bu yüzden CHP’deki kriz artık yalnızca hukuki bir süreç değil; örgütü, belediyeleri, delegeleri ve parti tabanını kapsayan geniş çaplı bir siyasi güç mücadelesine dönüşmüş durumda.
CHP İÇİNDEKİ ASIL KAVGA
Bugün CHP’de yaşanan kriz, yalnızca genel başkanlık yarışı olarak okunmuyor. Asıl mücadele, partinin gelecekte hangi siyasi çizgide ilerleyeceği üzerinden yaşanıyor.
Bir tarafta yargı kararı sonrası yeniden oluşan yönetim yapısı bulunurken, diğer tarafta parti tabanının ve örgütlerin önemli bölümünün destek verdiği mevcut siyasi kadrolar yer alıyor. Belediyelerin etkisi mi ağır basacak, yoksa örgüt yapısı mı belirleyici olacak sorusu da bu süreçte yanıt arıyor.
Bu nedenle CHP’deki “45 gün” tartışması sıradan bir takvim tartışması değil. Bu süre, partinin gelecekte kimin kontrolünde şekilleneceğini belirleyecek kritik bir siyasi eşik olarak görülüyor.




