Burhaniye Atatürkçü Düşünce Derneği’nin düzenlediği, CHP’nin Durumu ve İktidar konulu konferans, dernek salonunda yapıldı. Almanya’da 2 dönem milletvekilliği ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi eski üyesi, Siyaset Bilimci Prof. Dr. Hakkı Keskin, AKP iktidarını ve 2017 anayasa değişikliğiyle gelen tek adam yönetimini eleştirerek, bu sistemin hukuk devleti ve kuvvetler ayrılığı ilkesine verdiği zararları vurguladı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) içerisindeki liderlik değişimine değinen Hakkı Keskin, Özgür Özel'in yükselişini desteklerken Kemal Kılıçdaroğlu'nu sert bir dille eleştirdi. Kılıçdaroğlu’nun liderlik döneminde 13 seçimi kaybettiğine dikkat çekerken, Özgür Özel yönetimindeki başarısı ve enerjisine övgü yaptı. Mevcut siyasi baskıları ve ifade özgürlüğü kısıtlamalarını verilerle açıklayarak Türkiye'nin demokratik geleceğine dair endişelerini paylaştı. Konferansın son bölümünde katılımcılar söz alarak, Millet İttifakı'nın politikaları ve parti içi muhalefet gibi konularda farklı görüşler dile getirdi.
Burhaniye Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı Şahin Bozkurt’un açış konuşması ve oturum başkanlığı yaptığı etkinlikte Prof. Dr. Keskin konuşmasına başlamadan önce yazdığı kitapları derneğe bağışladı. Konuşmasının başında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantısında “CHP taş taş üstüne koymadı” sözünü hatırlatıp, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan 1950 yılına kadar neler yaptığını, AKP iktidara geldiğinden bu yana yapılanları nasıl bir tarafa ittiğini, sattığını verilerle ortaya koyan bir kitap yazdığını açıkladı. Keskin, Türkiye'de günümüzde yaşadığımız demokratik hukuk devletiyle tamamen çelişen olaylar karşısında üzgün ve öfkeli olduğunu vurgulayıp şunları söyledi: “Türkiye Cumhuriyeti hiçbir döneminde, özellikle 2017'den bu yana AKP'nin tek kişiye dayalı yönetiminde yaşadığı ortamı daha önceki yıllarda yaşamadı, görmedi. Demokrasiyi, hukuku, laikliği, yargı bağımsızlığını, basın ve fikir özgürlüğünü, siyasi partilerin hak ve özgürlüklerini tamamen askıya alan bir politika izleniyor. 2017'de yapılan ve tüm yetkilerin tek kişiye devredilmesini öngören anayasa değişikliği ile Türkiye'de nasıl bir iktidarın oluştuğuna ilişkin görüşlerimi 1 Nisan 2017’de, basına ve kamuoyuna açıkladım. Tek kişiye bağlı yönetime geçme isteği henüz yasal düzene sokulmadan bir bildiri kaleme alarak, Almanya'da değişik şehirlerde oy kullanacak vatandaşlara anlattım. 27 Mart ve 9 Nisan 2017 tarihleri arasında yurt dışında bulunan biz Türkler oy vermeye başladık. Bu herhangi bir siyasi partiyi tercih etme oylaması değildi. Bu bir anayasa değişikliği de değildi. Oylarımızla Türkiye'nin geleceğini, kaderini belirleyecek olan ve değişmesi artık uzun süre mümkün olmayan devlet şeklini ve yapısını oyladık. Milletin kaderini, geleceğini ve karar yetkisini tek kişiye teslim etmek isteyenler bu oylamada Evet oyu verdi. Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir diyenler hayır oyu verdi. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan günümüze yönetilme tercihini kararlılıkla millet iradesinden yana yapmıştır. Şu andaki anayasa dahil her zaman egemenlik kayıtsız şartsız milletindir ilkesi geçerli ve bağlayıcı oldu. Ulusal Kurtuluş Savaşımızdan bu yana her zaman milletin kendisi, egemenliğin ve kendini yönetecek gücün kaynağı olmuştur. Bu gücün yönetildiği yer meclistir. Bu yetki hiçbir zaman tek kişiye verilmemiştir. Türkiye anayasasıyla aynı zamanda bir medeniyet tercihi yapmıştır. Anayasamızın ikinci maddesi Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal hukuk devletidir diyerek devlet şeklini hem de değişmez temel ilkeye bağlı olarak belirlemiştir. Tek kişinin tüm kararları vereceği devlet ne demokratik ne de hukuk devleti olabilir. Demokrasilerin asla vazgeçemeyecekleri temel ilke kuvvetler ayrılığıdır. Yasama-meclis, yürütme-hükümet ve yargının-mahkemelerin birbirinden ayrı ve karşılıklı kontrol edilebilir olması gerekir. Meclisin görevi yasalara ve devlet bütçesine karar vermektir. Bütçenin ve yasaların hükümet tarafından uygulanıp uygulanmadığını denetlemektir. Yargının görevi ise meclisten çıkan yasaların ve hükümet uygulamalarının anayasaya uygun olup olmadığını kontrol etmektir. Bağımsız olması gereken mahkemeler ise aynı zamanda vatandaşların haklarını devlet organları karşısında savunmakla yükümlüdür. Referanduma götürülen başkanlık rejimi bu kuvvetler ayrılığını uygulamada ortadan kaldırıyor. Tüm yetkiyi, yürütmeye ve yürütmede tek kişiye yani başkana veriyor. Meclisin asli yetkileri, yasaları ve bütçeyi yapma ve onaylama yetkisi başkana devrediliyor. Devlet bütçesinin nerede ve nasıl harcanacağını kontrol eden Sayıştay’ın yetkisi de elinden alınıyor. Başbakanlık ve hükümet kaldırıldığından meclisin başbakanı seçme yetkisi de elinden alınıyor ve ben dedim ki lütfen oyunuzu mutlaka kullanın. Oyunuzu parlamenter, demokratik ve hukuk devletinden yana verin. Bu konuda Berlin, Hamburg, Münih ve diğer şehirlerde konferanslar verdim” dedi.
Keskin, 2017'de tek kişilik yönetime geçildiğinden beri asla kabul edilmeyen bir ortamla karşı karşıya kaldıklarını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yasama, yürütme ve yargı kararlarını belirlediğini. Basını kontrol ettiğini, muhalefet partisini yargı kararlarıyla dizayn etmeye çalıştığını öne sürüp, “Hepimiz yaşıyoruz, görüyoruz. Ekrem İmamoğlu 23 Mart 2025’ten günümüze hapiste. Kendisine yapılan suçlamaların hiçbiri kanıtlanmış değil. Ancak onun neden hapiste olduğunu bizler hepimiz biliyoruz. Dünya basını da bu olayı yakından izliyor. Bu konuda gerekli açıklamalarda bulunuyor. Konu gayet açık. İmamoğlu’nun kendisine karşı seçimi kazanacağını biliyor, aslı astarı olmayan iddialarla hapse attırıyor. Yapılacak seçimlerde CHP'nin giderek artan oylarıyla iktidara aday parti durumuna geldiğinden bu partinin de devre dışı bırakılması gerektiğini düşünüyor ve 31 Mart 2024 tarihinden bu yana 28 belediye başkanı, seçilmiş olan partililer hapse atılıyor. Neden hapisteler? Aylarca bu konuda bir açıklama yapılmıyor, yeri geldiğinde açıklanacak deniyor” diye konuştu.
Atatürkçü Düşünce Derneği Şube Başkanı Şahin Bozkurt
Yaşanan olaylar karşısında CHP Lideri Özgür Özel’in boş durmadığını söyleyen Keskin, “Özgür Özel başkan oluncaya kadar CHP'nin oyları %25'in üzerine çıkmadı. Özgür Özel seçildikten sonra CHP'nin oyları yükseldi, 31 Mart 2024 seçimlerinde %37,81 ile Türkiye'nin birinci partisi oldu. Özel son derece kararlı, tutarlı bir mücadele veriyor ve inanamayacağımız düzeyde bir enerjiyle her gün bir yerden başka bir yere koşturuyor. Haftanın iki günü kitlesel toplantılar yapılıyor. Bu kitlesel toplantılara Türkiye'nin dört bir yanında on binlerce, bazen yüz binlerce insan katılıyor. 62 yıldır Almanya'da bulunan Avrupa siyasi ortamını yakından izleyen birisi olarak söylüyorum; Hiçbir ülkede böyle bir mücadele, kararlı bir tavır görmedim, yaşamadım. Kılıçdaroğlu, 13 yıl başkanlık yaptı, 13 yılda katıldığı bütün seçimleri kaybetti. 4-5 Kasım 2023'te yapılan olağan kurultayda kendi seçtiği delegeler bile artık yeter diyerek yeniden seçilmesine olanak vermedi ve Özel'i parti başkanı yaptı. Kılıçdaroğlu bunu asla kabul etmek istemedi. Bir kenarda bekledi, CHP ye karşı, Özgür Özele karşı bir hareket örgütlemeyi bekledi. Türkiye'de yargı tamamen iktidarın kontrolünde ve oradan verilen talimatla 21 Mayıs 2026’da mutlak butlan kararı verildi. Bu Türkiye'de gördüğümüz, bildiğimiz bir olgu değildi. Bu kararla, iki farklı kurultayı da yapmış olan parti yönetimi hiçbir şey olmamış gibi devre dışı yapılmaya çalışıldı, Kılıçdaroğlu yeniden parti başkanlığına getirildi. Hem de polis eşliğinde” ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu’nun özellikle polisin CHP binasına girmesini istediğini öne süren Keskin, “CHP başkanı olarak bulunduğu binaya, camları, pencereleri, kapıları kırılarak, biber gazı sıkılarak girildi. Pek çok kişi etkilendi, yaralandı. Bu bir akıl tutulması olamaz. Mutlaka belli bir görev kendisine verilmiştir. Bu görevi ne pahasına olursa olsun yapması istenmiştir. Bu olay hepimizi derinden yaralamıştır, üzmüştür. Türkiye'deki basının durumunu hepimiz biliyoruz. 13 sene başkanlık yapacaksın, 13 yılda 13 seçimi kaybedeceksin, sonra yeniden başkan olmak isteyeceksin. Topluma karşı bundan daha büyük saygısızlık olabilir mi? Böyle bir olayın dünyada eşi benzeri görülmemiştir. Sadece yargının güdümlü hale gelmesi, istedikleri kişileri tutuklatma değil, aynı zamanda medyaya karşı müthiş bir baskı uygulanıyor. 22 yıl içerisinde 894 gazeteci yazılarından, fikirlerinden ötürü tutuklandı, hapse atıldı. Halbuki demokrasinin en temel ilkelerinden biri basın özgürlüğüdür, fikir özgürlüğüdür” dedi. Hakkı keskin konferans sonrası, dinleyicilerin sorularını yanıtladı.





