GEÇEN gün bizim Cemiyet Başkanı Ramazan Demir aradı:

“Müdür, haydi iki dakka kurtar kendini gazeteden, Mikail’in çay ocağına gel, anlatalım azıcık…”

Tereddütsüz “tamam” dedim.

Eh, hem Cemiyet Başkanı adam; ki ben de Başkanvekiliyim.. Hem de popom yapıştı koltuğa, kalkamıyorum; biraz sosyalleşmek lazım… Çalış çalış nereye kadar!

Ağır ağır yürüyorum, bacaklarım açılmıyor zira.


Bir hafta önce anjiyo olmuşum; aynı damardan yıllar içerisinde dördüncü kere o teli soktular, yeni tıkanıklıkları tespit ettiler. Bu kere damar büzüşmüş mü ne olmuş.. Zaten stentliyiz, yıllardır ilaçlarla yaşıyoruz. Şimdi onların üstüne yenilerini ekledi doktor.. “Çay kahve, içki sigara yasak” dedi. Tansiyon düzenleyici, damar açıcı, kan sulandırıcı, mide koruyucu, şucu bucu bir yığın ilaç yazdı. Öncesiyle sonrasıyla kaç gün hastanede kaldık. Ayrıca hastane ortamı ve tedavi süreci de yordu şu hasta bedeni.

Zihnim zaten yorgun. Ruhen yorgun olanın bedeni zaten dinlenemezmiş; bizimki de öyle işte.

Neyse, bana geçmiş olsun; kendime şifa diliyorum.

Ağır adımlarla Mikail’in oraya gittim.. Ramazan’ın yanında Selami (Bolat) oturuyor. Selami’nin haftalık ekonomi gazetesi var; Ramazan Demir de biliyorsunuz, haber sitesi sahibi.

Daha oturmadan masaya, mevzuyu anladım.

Büyükşehir Belediyesi’nin basın ödemelerini konuşuyorlar!

***

SELAMİ, Büyükşehir’in basına ödediği paraların alt alta sıralandığı bir listeye bakmış; “ben en alttayım, beş bin lira” diyor.

Ramazan’ın yüzü gülüyor; herhalde advertorial dedikleri ‘tanıtım haberleri’ için O’nu neşelendirecek bir rakam yazılmış hanesine…

Sıkıldığım bir mevzu bu; nereye otursak kiminle konuşsak, hep aynı şey.

Gazeteye ziyarete, sohbete gelenlerin ilk bahsi Büyükşehir’in basın ödemeleri.

Meslekten olanlar hangi gazeteye, hangi internet haber sitesine, hangi kanala, hangi sosyal medya hesabına ne kadar ödendiğini az çok biliyor.

Ya kulaktan dolma bilgilerle konuşuyorlar, ya da ellerinde bir yerlerden buldukları ödeme listeleri var.

Hangi müteahhite ne kadar ödenmiş, hangi iş adamına doğrudan temin verilmiş, ihale kimde kalmış, işi kaça almış, yüzde kaç kırmış, ödemesi peşin mi yapılmış, yoksa işi yapmış da aylardır parasını alamıyormuymuş falan; bunları çok konuşan yok.

Balıkesir’de herkesin dilinde pelesenk olmuş basına ödenen paralar!

Belediyelerle başka işler yapan firmalar, kişiler konuşulmuyor; varsa yoksa basın…

Müteahhit işi yükleniyor, verilen süre içinde tamamlayıp teslim ediyor, parasını alıyor.

Basın ne yapıyor?

Belediyelerin parlatma haberlerini yayımlıyor. Yani reklam haber.


Başkanın reklamını yapıyorsun; çiftçiye beleş tohum dağıtmış, bilmem hangi ilçenin bilmem kaç kilometrelik yolu asflatlanmış, oraya o yapılmış, buraya bu dikilmiş; Başkan hedeflerini anlatmış, falan filan.

Bunları haber olarak Basın İlan Krumu üzerinden medyaya yolluyorlar. Olay bu yönüyle resmiyet kazanıyor. Devletin Basın İlan Kurumu’nda kayda giriyor; belediyelerin tercih ettiği gazetelere, haber sitelerine, sosyal medya hesaplarına, tv kanallarına BİK’in sistemi üzerinden gönderiliyor. Yayımlanacağı sayfalar, santim sütunu, yayım tarihi falan bildiriliyor.

Medya da bunları yayımlıyor.

BİK üzerinden gönderilen tanıtım haberleri, reklam vesaire şeyler için medyaya elden ödeme yapılmıyor. Belediyeler ve öteki resmi – yarı resmi ya da özel kurumlar kuruluşlar, yayımlatacakları reklamın, ilanın, şunun bunun parasını BİK’e peşin ödüyor.

Yani, bu paralar devletin kasasına giriyor. BİK, alacağını kesiyor, yüzde on beşlik payını ayırıyor, geri kalanını bir sonraki ayın son haftasında medya kuruluşlarına ödüyor.

Bu ödemeler yapılmadan medya kuruluşları BİK’e kestikleri faturaların vergilerini şak diye devlete ödüyor.

Yani her şey kayıt altında.


***

GÖRÜLDÜĞÜ gibi ortada haksız kazanç, tüyü bitmedik yetim hakkı muhabbeti falan yok.

Yani bizim açımızdan yok!

Haksızlık yapan taraf, hak yiyen, adaletli davranmayan, adam kayıran taraf belediyeler!

Bu cümle biraz ağır kaçtı ama, gerçek böyle.

Meselâ başkanı veya belediyenin bir icraatını eleştirdiniz; bunlar eleştiriyi hiç sevmiyor: “Bu gazete bize çakıyor, ilan – reklam vermeyelim!”

Biz bunu yıllardır yaşıyoruz.


Yücel Yılmaz döneminde bize çektirilenleri az çok biliyorsunuz. Yalan yanlış işleri eleştiriyoruz, “burada şu yanlışı yapıyorsunuz; şurada bu haksızlığı yapıyorsunuz” diye yazınca yerlerinden zıplıyordu arkadaşlar… BİK üzerinden gönderilen tanıtım haberlerini kestiler meselâ; ellerinden gelse deletin resmi ilanlarını bile kestireceklerdi. Hoş, onu da yaptılar. Haber sitemizi çökertme operasyonları yaşadık. Sisteme girildi; trafiğimiz engellendi. Sayılar düştü, google algoritmalarıyla bile oynandı; google ortamında üst sıralarda çıkıyorken bir anda kendimizi bulamaz olduk o dönem!

Daha neler neler yaşadık.

Ama yıkamadılar, yenemediler; doğru bildiklerimizi söylememize engel olamadılar!

Sağa sola, değişik sosyal medya hesaplarına, aleyhimizde yayınlar yaptırıldı; itibarsızlaştırmaya çalıştılar, gözden düşürmeyi denediler. Elden ya da BİK üzerinden ismi cismi pek bilinmeyen medya organlarına, sosyal medya hesaplarına falan ödemeler yaptılar.

Parayı sevenler, hazır yollanan bu itibarsızlaştırma metinlerini şak diye sayfalarına yapıştırdılar!

Tüm bunlar olup biterken, bir medya kuruluşuna yaşatılan bu zulme hemen herkes seyirci kaldı.

Şimdi, azalan ya da kesilen basın ödemeleri için sayfa sayfa yayın yapıp bas bas bağıran arkadaşlar gibi yapmadık…

“Rızkımı veren Hüdâ’dır, kula minnet eylemem” diyor ya Nesimi… Bizimki de o hesap!

Bir yerden kesilirse rızık, başka yerden bir kapı açılır.

Özetle.. Ekonomik açıdan zarar gördük, sendeledik, sıkıntılar yaşadık ama yıkılmadık… Yıkamadılar!

O dönem şehri yöneten, bugün hâlâ bir kısmı siyaset sahnesinde var olan, ama etkisini yitirmiş, güvenilirliği bitmiş ve her şeye rağmen hâlâ o sahnede kalmak için çırpınan arkadaşlar var ya…

Yatacak yerleri yok onların. Biz Allah’a havale ettik; gerisi O’nun işi.


***

YALNIZ şu kadarını söylemek lazım; çektirilen o çilelerden çok dersler çıkardık. Bizim için öğretici – eğitici oldu. Dayanma gücümüzü sınadık; olaylara dümdüz bakmaktan vazgeçtik. Hangi darbenin nereden gelebileceğini kestirmeyi öğrendik. Görünenin görünmeyenden farklı olduğunu anladık.

O dönem geldi geçti; şimdi başka bir dönem var.

Gerçekten başka mı?


***

HAYIR… Başka değil.

Sistem aynı, işleyiş aynı, kafa aynı, uygulama aynı.

Karakterler değişti, ama roller aynı!

Her ağzını açtığında vefadan, bekadan dem vuran Büyükşehir Başkanı Ahmet Akın meselâ; bekasını Allah bilir, ama mevzunun vefa kısmını rafa kaldırdığını görüyoruz, gözlüyoruz sürekli.

Dün kol kanat gerenleri, ardında yürüyenleri, her şeyi göze alıp O’nunla yol arkadaşlığı edenleri, bugün aynı “bizi eleştiriyor” mantığıyla cezalandırıp, yakın geçmişte parayı verenin istediğini yazdırıp söylettikleriyle yol yürümeye çalışıyor.

Bunda elbette etrafına duvar ören, görmesi gerekeni göstermeyen, bilmesi gerekeni bildirmeyen, her şeyin güllük gülistanlık olduğuna inandırıp, kırıntıyı çöpü halının altına süpüren bürokratlarının payı büyük!


***

BİZ yine aynı mantıkla yolumuza devam ediyoruz.

Öncekilere, “sizden bir şey istemiyoruz, sadece rahat bırakın, gölge etmeyin” diyorduk.

Şimdikilere de aynı şekilde sesleniyoruz.

Müteahhide verdiğin işin bedelini nasıl ödüyorsan, medyaya verdiğin reklamın, ilanın, tanıtım haberinin bedelini de ödeyeceksin elbet.

Bizde yayımlanıyorsa, tıpkı ötekilerde olduğu gibi bir bedeli olacak. Kamu hizmeti yapıyoruz, kamunun rahatı, huzuru, güvenliği için yazıp çiziyoruz; ama burası da bir ticarethane.

“Bize niye verilmiyor, neden az veriliyor, ötekilere niye bu kadar çok ödeniyor” diye sorduk mu bir günden bir güne?

Ama ortada bir haksızlık var, adaletsizlik var; buna da seyirci kalamayız.


***

NİCEDİR kulağımıza geliyor, eş dost söylüyor, meslektaşlar dillendiriyor:

“Ahmet Akın’dan bir buçuk milyon lira istemişsiniz…”

Bir başkası, “bir milyon istemişler” diyor.

Geçen gün bizim sektörle ilgisi ilişiği olmayan biri de bu mevzulara salça olmuş; “Politika sekiz yüz bina lira istemiş” kesin hükmüyle sosyal medya paylaşımı yapmış.

Rakam gittikçe düşüyor!

En son kaç olur bilmiyoruz…

Şunu biliyoruz tabi; ne Ahmet Akın’dan, ne Büyükşehir Belediyesi’nden böyle bir rakam talebimiz olmadı. Ahmet Akın bizi tanır; Balıkesir’deki medyacı milleti içinde en iyi tanıdığı biziz.

Çevresindekiler, böyle rakamların talep edildiğini kendisine söyleyip inandırıyor olabilir.

Hakkı, adaleti kenara koyup kendine başka türlü mübah yollar açmaya çalışan, başka türlü duygularla hareket eden arkadaşların dolduruşuna, gazına gelmesin Sayın Başkan!


***

BU yazıda isimler üzerinden yürümek gibi bir niyetimiz yok aslında. İsim vermesek de, Başkan neyin ne olduğunu anlıyor, biliyor diye düşünüyoruz.

Ama Basın Halkla İlişkiler Daire Başkanı Mutlu Tanrıkulu’na dair iki kelam etmek isteriz.

Neden isteriz; çünkü bizim sektörle Büyükşehir’deki ana muhataptır kendisi.

Amiyâne tabirle, medyaya para dağıtan kişi!

Uzun yıllardır tanırız; Sabri Uğur zamanından…

“Her devrin adamı” demek de mümkün ama; sonuçta arada bir iki küçük kesinti var.

AK Parti’nin Edip Uğur’u zorla istifa ettirip Zekai Kafaoğlu’nu Büyükşehir Başkanı yaptığı gün, O’nun da önü açıldı.. Kafaoğlu belediyesinin Basın Müdürü oldu.

Ziyaretine gittik, hayırlı olsuna… Arkadaşımız sonuçta. Önemli bir göreve getirilmiş, bizim sektörden mesûl olmuş, gitmeyelim mi?

Şöyle demişti, dün gibi hatırlıyorum:

“Arkadaşlığımız bâki ama her zaman selamlaşamayabiliriz!”

Nasıl üzüldük bu sözüne anlatamam.

Dostluk kurmuşuz, hanemizin kapısını açmışız, birlikte yemiş içmişiz, dertleşmişiz, yarenlik etmişiz.

İnsan üzülmez mi?

Bir şey istemedik ki; talebimiz falan olmadı.

Hem zaten o dönemde pek alışverişimiz de olmadı Büyükşehir’le.

Ne ki, başkalarının alışveriş listelerinin oldukça kabarık olduğuna dair dedikodular yapılıyordu sürekli.


***

YÜCEL YILMAZ zamanında, Tanrıkulu’nu Gökköy Çöplüğü’ne sürdüler. Arkadaşımızdı sonuçta; bu tasarrufa üzülmüştük. Uzun süre çöplük sahasına gitti geldi.

Sonra BASKİ’ye geçti.. Rahatladı. Artık çöplüğün kokusuyla muhatap olmayacaktı. Bir süre sonra Daire Başkanı yaptılar O’nu.

O zaman da hayırlı olsuna gittik, tebrik ettik.

Ahmet Akın, günün birinde Milletvekili Serkan Sarı ile gazeteye geldi; çay kahve muhabbet…

Mutlu Tanrıkulu’nu sordu.. Bir önceki Basın Daire Başkanı’na yol verecekti; İzmir’den gelen arkadaşla yıldızı barışmamıştı. Bizim de kısa süre Daire Başkanlığı yapan o arkadaşla tanışma konuşma imkanımız olmadı; kayıp değil.

Mutlu’yu Daire Başkanlığı için düşündüklerini söyledi, bizim bu konuda ne diyeceğimizi merak ediyordu.

“Bizim çocuk dedik; bizden biri, içimizden bir arkadaş. Sektörü bilir, Balıkesir’i bilir, herkesi tanır; bu işleri kıvırır…”

Böyle referans verdik.

Zaten Ahmet Akın’ın gizli danışmanı, perde arkası adam; BASKİ’nin özel kalem müdürü ama Büyükşehir ve Ahmet Akın’ın her şeyi, Mustafa Hazman da, BASKİ’deki mesaisinden tanıdığı, arkadaş olduğu Mutlu’yu Daire Başkanlığı’na getirmeyi planlıyordu.

O dönemde kendisiyle de konuştuk bu hususta.

Tanrıkulu, Basın Daire Başkanı oldu…

Sevindik!

Yine hayırı olsuna gittik, arkadaşlık adına.

***

ŞU günlerde bir kısım medya Tanrıkulu’nun basınla ilişkiler ve özellikle basına yapılan ödemeler konusunda hedef olmuş durumda.

Kayırmacılıkla, kendi arkadaşlarına fazla ödeme yapmakla, adaletsiz davranmakla, hakka hukuka aykırı uygulamalarla, hâttâ özel yaşamıyla ilgili yayınlarla, dedikodularla gündeme geliyor.

Kimin ne yazdığından, kimlerin neler söylediğinden tek tek bahsetmeye gerek yok; siz zaten sağda solda okuyorsunuzdur, duyuyorsunuzdur.

Bir süre önce gazeteye geldi; muhtemel ki, Ahmet Akın gönderdi. Basın ödemeleriydi gündem; bizimle pazarlık yapmaktı niyet. Zira, resmi ilan yayımlayan, vasıflı, kırk bir yıldır yayım hayatında kendinden söz ettiren bu günlük gazete ve Balıkesir’de haber siteleri içinde en yoğun trafik ve en etkili habercilikle ön sıradaki bu haber sitesi açıkça yok sayılıyor, haftalık adı altında, çıkıp çıkmadığı belli olmayan, kimsenin görmediği, bir kez bile herhangi bir yerde tesadüfen görüp okumadığımız gazeteler; günlük üç beş ziyaretçi trafiğiyle etkisiz haberciliğin adresi internet siteleriyle bizi bir tutuyor, hâttâ çoğu zaman onlara verilen tanıtım haberi – reklam vesaire bedellerinin altında bırakıyordu.

Son aylarda zaten kendi tasarrufuyla bizimle sıfır diyalog içindeydi.

Eleştirilerimiz rahatsız ediyordu muhtemelen.

***

AZ önce bahsettiğimiz “POLİTİKA bir buçuk milyon istedi, bir milyon istedi” dedikodularına dönelim.

Politika’nın böyle bir talebi olmadığını, yalnızca adaletli ve haktan yana bir tavır beklediğini söyledik.

Böyle bir rakam konuşulmadı. Ama dedikodusu yapılıyor sürekli.

Bu dedikodunun kaynağı kim?

Kim olabilir…

Ahmet Akın’a da bu rakamlar üzerinden yanlış ve yalan bilgi veriliyor. Ahmet Akın inanıyor mu peki?

İnanıyor!

Nereden biliyoruz?

Başlangıçta, İzmir’den getirilen daire başkanıyla birlikte, bizim meslektaşlardan Ahmet Namlı işin içindeydi. O Ahmet Namlı da, seçimin ertesi günü gazetedeydi; Büyükşehir’de işe başlamak, mümkünse daire başkanı olmak istiyordu.

Çok geldi gitti.. İnanmayan, gazetedeki arkadaşlara tek tek sorsun.

Günlerce geldi gitti, adeta mesai yaptı gazetede.

Ahmet Akın’la görüşmemizi, talebini iletmemizi istiyordu.

İlettik. Söyledik. İkna ettik.

Sonra gelen giden olmadı, arayıp soran yoktu!

BU kez Ahmet Namlı’nın, basın dairesi üzerinden yapılan ödemelerle ilgili dedikoduları çıktı. Eşe dosta, akrabaya kurdurulan siteler, haftalık gazeteler, bunlara yapılan ödemeler falan…

Politika yine nal toplayan medya kuruluşları arasındaydı.

Ama Ahmet Akın’a öyle söylenmiyordu.. Politika, diğer medya kuruluşlarına göre en çok ödeme yapılanların başında geliyordu!

Öyle miydi gerçekten?

O zamanki basın daire başkanı arkadaş ve Ahmet Namlı, gazete ve haber sitesinin BİK üzerinden gönderilen devletin resmi ilanlarını da alt alta toplayıp, sanki ‘advertorial haber ödemesi’ gibi gösteriyordu.

Ahmet Akın, gerçeğin böyle olmadığını öğrenince kısa süre içinde gereğini yaptı. Daire başkanı geldiği yere gitti; Ahmet Namlı beyaz masaya gönderildi.

Aynı Ahmet Namlı, bizi Ahmet Akın’dan, Ahmet Akın’ı bizden uzaklaştırmayı da denedi.

Neden böyle bir işe kalkıştı, kafasındaki plan neydi; bunu kendisine sorun.


***

ŞU anda mutlak butlan kararıyla birlikte hem parti tabanının, hem seçmen kitlesinin ağır eleştiri bombardımanı altında ezilen.. Bu süreçten en az hasarla kurtulmak için çeşitli halkla ilişkiler yöntemleri deneyen Ahmet Akın!

Koruyanı yok, kollayanı yok, ağır bombardımandan O’nu koruyacak, halkın gözünde eski sempatisine kavuşturacak bir akıl ordusu yok!

“Kırk bin lira, elli bin lira verdiklerim beni koruyor” diyen arkadaşlar var…

Kendilerini, mevkilerini korumakla meşguller.

“Beni koruyun” teklifine, “bizim böyle bir misyonumuz yok” yanıtını verdiklerimiz var.

Küngeleri halının altına süpürüp, her yer tertemizmiş gibi gösterenlerin ördüğü duvarlar var.

***

ASLINDA bu mevzulara dair anlatılacak çok şey var daha.. Şimdilik bu kadarı yetsin.

Şunu bilmesini isteriz tüm meslektaşların:

Hiç kimsenin kazancında, ekmeğinde gözümüz olmadı, olmaz. Herkesin rızkı kendine.

Ama sizler de mümkün mertebe adaletli olun, haktan yana olun.

Dedikoduyla değil gerçeklerle beslenin.

Haksızlığa uğrayanı, kendi lokmanızı arttırmak derdine görmezden gelmeyin.

Üç kuruş için kişiliğinizi, saygınlığınızı yitirmeyin.

Daha çok kazanç uğruna kendinizi kullandırtmayın!

Yalan yanlış bilgileri, duyumları, söylentileri gerçekmiş gibi sağda solda anlatmayın.

Oyuncak olmayın.


***

BU yazıyı kaleme alırken, Basın Daire Başkanı Mutlu Tanrıkulu’nun görevinden istifa ettiği bilgisi geldi.

Adaletsiz ve haksız uygulamaların ardından böyle bir karar bekliyorduk açıkçası.

Tabi istifa etmeseydi, Başkan Akın’ın tasarrufuyla görevden alınması söz konusu olacaktı.

Böylesi daha iyi olmuş.


Selam ederim.

Muhabir: Tarık Sürmelioğlu